Kendilerini tatmin etmeyen ciddi ilişkilere başlayıp bu sürdürülmesi güç seçimi yıllar boyunca korumaya çalışan insan sayısı, tahminlerden çok daha fazla. Gerçek sebeplerden bihaber, birlikte kalmaya dair eğilimlerimizi makul kılmak adına ciddi bir şekilde çaba sarf ediyoruz. Örneğin çift, çocuklarının üniversiteye gittiklerini görmek için yıllarca birlikte kalabiliyor –kuşun yuvadan ayrılışı kısa bir süre içerisinde ayrılık sürecini getirse de. Zaten evrim, tek eşliliğin getirdiği toplu kaynakların ve bolluğun verimini öncelik haline getiriyor. Öte yandan, ayrı bir şekilde ebeveynlik yapmak da– gerekli kaynakların mevcudiyeti halinde – mutsuz bir evlilik ve gergin bir aile ortamına kıyasla tercih edilebilir bir seçim olarak görülüyor. Birlikte kalmanın çocuklar için en iyisi olup olmadığı konusunda arada kalan anne-babaların çocukları, genelde ebeveynlerinin evliliklerinde çift terapisti olmak durumunda kalıyorlar.


Ne yazık ki evrim, son derece duygusuz bir araç; gerçek anlamda tamamlanmış bir insan olup olmadığınızla ya da ilişkinizin durumu ile ilgilenmiyor, yeter ki çocuklarınız yetişkinliğe ulaşabilsin ve kendi çocuklarını yapabilsin. Hayatta kalmanın ötesine geçebilmek istiyorsanız eğer, bunu var oluşunuzun bir parçası haline getirmeniz gerekiyor.



Uzun süreli mutsuz birlikteliklerin potansiyel sebepleri

Geçmişte yapılan birçok araştırma, insanlarda mevcut durumu korumaya yönelik temel eğilimi açıklamaya dair girişimlerde bulundu. Yatırım teorisine göre örneğin, insanlar, kaynaklarını korumak adına ilişkilerini sürdürüyorlar; yalnızca gerçekten değdiğini düşündüklerinde – daha iyi bir alternatif gibi güçlü tetikleyicilerin varlığında örneğin – ilişkiyi bitiriyorlar. Statüko çalışmalarına göre ise, insanlar, güvenilir bir partneri çekici olana tercih ediyorlar; ancak güvenilir partner, daha zengin olan için terk edilebiliyor. Toplumsal faktörler, çift ayrılıklarında son derece etkili. Arkadaşlarımız, ailemiz ya da kültürümüz birlikte kalmamız gerektiğini söylüyorsa eğer, buna uygun davranmaya meyilliyiz. İnsanların mutsuz ilişkileri sürdürmelerinin başka potansiyel sebepleri de mevcut. Kaygılı bağlanma stilini benimseyen kişiler – yani zihnini ilişkinin istikrarı ile fazlaca meşgul edenler – değişim korkusundan ciddi bir şekilde etkilenebiliyorlar. Kayıtsız bağlanma stili ise ilişkinin kolaylıkla hiçe sayılmasına sebep olabiliyor.


Karmaşaya açıklık getiren çalışmalar

Bu yıl içerisinde Journal of Social and Personal Relationships dergisinde yayınlanan bir çalışma kapsamında tüm bu etmenlerin ortak sonuçları değerlendirildi. Toplamda 726 katılımcı ile yürütülen iki çalışma boyunca, kaygılı bağlanma grubundaki insanların neden mutsuz ilişkileri sürdürmeye çalıştıklarını kavrayabilmek adına çeşitli ölçümler ve analizler yapıldı.


İlk çalışma sonucunda, kaygılı bağlı insanların, ciddi bir değişim korkuları olduğu ve bunun sonucunda tatminsiz ilişkide dahi daha şiddetli bağlılığın ortaya çıktığı görüldü. Ayrıca kaçınmacı bağlanma stiline sahip kişilerde, düşük değişim korkusunun ilişki bağlılığını daha da düşürmeye başladığı ortaya kondu. İkinci çalışma ise kaygılı bağlanan kişilerde değişim korkusunun önemini doğruladı. Yalnız kalma korkusu ilişkide değişim korkusunu ve nihayetinde ilişkiye daha da sıkı bir şekilde sarılmayı getirdi. Bu durumda, yatırım ya da alternatif tetikleyicilerin önemsiz olduğu görüldü.


Kaygılı bağlı kişiler, genelde ilişkiler bağlamında daha fazla tatminsizlik yaşıyorlar; çünkü diğerlerine kıyasla ilişki içerisinde daha fazla zaman geçiriyorlar. Bu süre, tatminsizliğin ve kafa karışıklığının büyümesine izin verirken, değişim korkusu ve bunun farkındalığının bastırılışı ilişkiyi sürdürmeye dair alternatif açıklamalar bulma gerekliliğini ortaya çıkarıyor ya da farkındalık mevcutsa eğer, sessiz bir çaresizlik dönemine giriliyor. Korkuyu entelektüel bir tarafsızlıkla bilmek bir şey, derinlerde hissederek sonuçları üzerinde düşünmek başka bir şeydir. Özellikle her iki taraf da değişim korkusu içinde olup bunu kabullenmekten kaçındığında, evlilik, herhangi bir hareketin yokluğunda yıllar boyunca sürebilir.


Mutsuz ilişkinin sürdürülme sebebini kavrayamadığımızda, çarpışan fikirler ve arzular seneler boyunca çözülmeden kaldıkça, stres ve bilişsel uyumsuzluk yaşanmaya başlar. Kalma sebebinin bilindiği durumda ise belirsizliği avantajımıza kullanmayı öğrenemediysek eğer, şüphe ile inanç arasında gidip gelmeye başlarız. Karşımızdaki kişiyi sevdiğimizi düşünüyorsak eğer, sevginin ne olduğuna dair sorgulamalar ortaya çıkabilir. Sadık ve ilgiliysek eğer, inkâr ve yoksunlukta kaybolup kaybolmadığımızı merak edebiliriz. Acıdan zevk alan bir mazoşist miyiz, yoksa bilinçsizce izolasyon ve özlemin istenmeyen şablonlarını takip etmeye mi sürdürüyoruz? Değişim korkusunu kabullenmek, gerçeklik algısını değiştiren etkisi ile yeni alternatiflere yer açar ve acı gerçeklerin nasıl kullanılabileceklerini öğrenmek, zorunlu hale gelir.



İlişki ayıklığı ve gerçek aşkı bulma

İlginç bir şekilde, biri bir başkasının parterini ‘çaldığında’ değil, iki kişi birbirleri için mevcut partnerlerini bıraktığında, ilişkide memnuniyet ihtimali çok daha yüksek oluyor. Karşılıklı bir şekilde faydalı bir seçimin yapılması, belirsizliği ve değişim korkusunu azaltarak geçiş sürecini kolaylaştırıyor. Bazıları için doğru olan seçenek, yalnız olma. Tatmin yaratamayan ve hatta işlevsiz ilişkiler silsilesi atlatan kişiler açısından ‘ilişki ayıklığı’, iyi ilişkiler kurabilmeyi sağlayan yetileri edinmede kritik olan kişisel gelişim için gerekli olabilir. Bazıları içinse yalnız olmak, büyük bir tatmini beraberinde getiren bir seçimdir yalnızca. Yalnız kalma korkusu, değişim korkusunu güçlendirir; ancak bahsi geçen bu araştırmada, yalnız kalma korkusunun, mutsuz ilişkilerde bağlanmanın artışına doğrudan bir katkıda bulunduğu görülmedi. Belki de kaygılı bağlı insanların değişim korkusu ile daha iyi bir şekilde baş edebilmeleri ve bir şeyleri değiştirmeye hazır olmaları durumunda, mutsuz ilişkiden çıkmaya yetecek güç ortaya çıkacaktır. Yalnız olmak, etkili ve dönüştürücü bir deneyimdir – tatmin edici olmayan bağlılıkların saptırmalarından bağımsız, kişinin kendi ile olan ilişkisi üzerinde çalışabileceği değerli bir süreç.



Referanslar: Grant Hilary Brenner, ''What Makes Unhappy Couples Stay Together?'' (2 Mart 2020) Şuradan alındı: https://www.psychologytoday.com/us/blog/experimentations/202003/what-makes-unhappy-couples-stay-together

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.