HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ
İnsan neyle yazılır?
Giriş: 13 Temmuz 2026, Pazartesi 10:18
Güncelleme: 13 Temmuz 2026, Pazartesi 10:18

Yaşar Kemal’in ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak’ta yer alan bir öykü; Kalemler…

Bu öykü, Yapı Kredi Yayınları ve Sedat Girgin’in resimleri aracılığıyla çocukların dünyasına da ulaşıyor. Türkiye edebiyatının büyük ustası Yaşar Kemal’in, çocuklarla buluşması çok heyecan verici ve bir o kadar da kıymetli.

Yaşar Kemal, her zaman olduğu gibi bu dokunaklı hikayesinde de çarpıcı gerçeklerle yüzleştiriyor okuyucusunu.

Sivas’ın Zara ilçesinden İstanbul’a göç eden Çöpçü Çavuşu Rüstem ve ailesinin hikayesi, Kalemler…

Hanımelli çitlerle çevrili, açık yeşil boyalı, büyücek üç pencereli bir göz evde mutlu mesut yaşar Rüstem, eşi ve biri kız diğeri oğlan iki çocuğu. Bu ailenin mutluluğu; çevrelerine de sirayet eden taşkınlıkta ve güzelliktedir.

‘‘Dört yıllık komşuluğumuzda ne zaman sıkılsam, ne zaman karanlığa düşüp dünyayı lanetlesem, çıkardım dışarı, küçük eve bakar üstümdeki kötülükleri atıverirdim.’’

Kalemler öyküsünün büyüyüp, serpildiği yer ise Rüstem’in çalıştığı çöplüktür.

Bir şehrin bütünüyle karakterini taşıyan, bir şehirde ne varsa onu içinde taşıyan çöplükler... Bir çöplükten şehrin tüm eşyası çıkabilir. Çöplükten çıkanları değerli olsun, değersiz olsun çöpçüler aralarında paylaşırlar. Paylaşmadıkları tek şey; kalemlerdir. Bulunan bütün kalemler Rüstem’e getirilir. Rüstem, kalemleri de paylaşalım diye çok ısrar etse de, arkadaşlarına kabul ettirememiştir.

‘‘Onun çocukları vardı ve okuyorlardı. Bey, hanım olacaklardı. Yüz yıl da, yüz yılın her günü de buradan yüzlerce, binlerce kalem çıksa kalemlerin hepsi Rüstem Çavuşun çocuklarının olacaktı. Gerçekten, çöpçüler kalemleri Rüstem Çavuşa verdiklerinden dolayı büyük bir mutluluk, büyük bir sevinç duyuyorlardı. Her kalem bulan ona büyük bir zafer, iyi iş yapmışların güveni içinde getiriyordu. Her biri okuyan, büyük, iyi, bilgili adam olacak, çöpçü olmayacak çocuklara yardımın mutluluğuydu.’’

Rüstem, her akşam eve renk renk bir sürü kalemle gelirdi. Rüstem’in kızı Neriman’ın, sınıfındaki varlıklı çocukların olanakları karşısında tek güvenci bu kalemlerdir. Neriman, kalemleri okula götürüp, arkadaşlarına gösterebilmeyi çok ister. Fakat babasının aldığını söylese, kimsenin inanmayacağını bilir, bu isteğinden vazgeçer.

Bir gece Neriman’ın aklına kırtasiyede çalışan komşuları Erol Abi gelir. Ertesi sabah, Neriman, kalemleri okula götürür. Arkadaşlarının hepsi başına toplanır. Onlara da hediye eder; renk renk kalemlerden. Nereden aldıklarını sorduklarında da; yanıtı hazırdır. Dayısının oğlu Erol Abi, her akşam iş dönüşü Neriman’a bir avuç kalem getirir.

Zamanla çocuklar umursamadıkları ve çöpe giden kalemlerine Neriman’ın kalem koleksiyonunda rastlamaya başlarlar. Ve Neriman hakkında şikayetler yükselir okuldan. Neriman, kalemleri Erol Abi’nin getirdiğini söylese de inanmazlar ve ailesini çağırırlar okula.

Neriman babasına yalvarır; kalemleri çöpten bulup, getirdiğini söylememesi için.

Rüstem Çavuş sorar: ‘‘Çöpten kalem çıkarmak hırsızlıktan daha mı kötü?’’ diye.

Rüstem Çavuş okula gider ve Neriman’ın söylediği yalana ortak olur. Neriman okuldan kovulur. Rüstem Çavuş ve ailesi hanımelili çitlerle çevrili, açık yeşil boyalı, büyücek üç pencereli evlerini terk edip, giderler…

‘‘Ben çöplükleri iyi bilirim. Rüstem Çavuştan dolayı. Çöplükler, şehirlerin tıpı tıpına aynasıdır. Bir şehir pisse, aşağılıksa, kalleşse, acımasızsa o şehrin çöplükleri bin misli daha pis kokar. Leş gibi…’’

Oğlumla bir kütüphane ziyaretimiz sırasında rastladık; Yaşar Kemal’in Kalemler’ine. Benim için çok manidar bir rastlantı. Sahaf ve kütüphane ziyaretlerimizin amacı ‘‘çok kitap okumak’’ değil, sevdiğimiz bu eylemlerde çok daha hakikatli bir neden var. ‘‘Kitaba giderken kurduğumuz yol’’ diyeceğim ama yine eksik kalacak gibi.

Öyküye dönecek olursam, çocuklar; yoksulluk, zenginlik, sınıfsal ayrım, toplum baskısı gibi kavramlardan azade; doğal, koşulsuz ve samimi bir merakla yaklaşırlar, yaşamaya. Tüm bu kavramlar yetişkinler ve yetişkinlerin kurdukları sistem aracılığıyla sızar hayatlarına.

Çocukluğumuza dönüp baktığımızda tıpkı Neriman gibi utanıp, doğruyu söylemekten çekindiğimiz bir an mutlaka düşecektir hatırımıza. Oysa biz çocuklara hakikatli bir dünya borçluyuz.

Bu öykü hakkında yazılacak ve söylenecek çok şey var. Fakat ben Özgürlük Okulu kitabının yazarı A. S. Neill’ın çok sevdiğim satırlarının, bizi hikâyenin özüne yaklaştıracağını düşünüyorum: ‘‘Summerhill, bilim insanı olmak isteyen ve bu yeteneğe doğuştan sahip olanların bilim insanı; sokakları süpürmeye uygun olanlarınsa temizlik işçisi olduğu bir yerdir…Ve bir okulun sinirceli bir bilim insanındansa mutlu bir temizlik işçisi yetiştirmesini yeğlerim.’’

Bir de Rüstem Çavuş misali saz çalıp, türkü de söylüyorsa…

Yazı: Sinem Uslu

Paylaş:
brush-purple Yorumlar