Ebeveynliğe bütüncül bir yaklaşım ile hazırladığımız bir rehberin ilk bölümü… İlk olarak kalpten bir yol ile başlayalım istedik ve Damla Çeliktaban ile hamileliğe kalben hazırlığı konuştuk.


Hamileliği planlarken daha çok beşeri unsurlara takılıyoruz. Finansal açıdan birikimler, hangi dönemde hamile kalmanın daha iyi olacağı vs. gibi… Bunlar tabii ki önemli ancak kalbimizin anne olmaya hazır olup olmadığını nasıl anlarız?

Herkes için geçerli bir cevap vereceğimi sanmıyorum ancak sezgisel olarak bildiğim yerden söyleyeyim… “Bir gün anne olacağını biliyor musun?” bu soru biraz kilit bir soru. Mevzu “Bu çocuk bu dünyaya gelir mi?” mevzusu değil bana kalırsa. “Sen kendini anne olarak görüyor musun hayatının bir döneminde?” soru bu… Çünkü görüyorum ki çok fazla kişi yapılacak işler listesinde bir parça olarak gördüğü için çocuk sahibi oluyorlar. “Sen kendini anne olarak görüyor musun hayatının bir döneminde?” bu sorunun cevabı “Evet” ise doğru zaman o zaman. Ancak sen “Bekleniyor”, “-meli,-malı”lardaysan o zaman hangi zaman olursa olsun doğrulamak kolay değil bence.


Ek olarak toplumdan gelen “Çocuk ne zaman?” soruları, “Yapın artık” tarzı cümleler, dayatmalar ve yargılar iç sesimizi duymamıza engel midir?

Bu büyük bir mesele. Doğduğumuz andan itibaren içine doğduğumuz toplumun, kültürün, ailenin, zamanın ruhunun bizim zihnimize minik minik işlediği, dışarıdan gelen, bizim özümüze ait olmayan, türlü türlü kalıp, davranış, etiket var. Bir zamana kadar bunlar işe yarıyor, mekanik dünyada yerimizi bulmak için ancak bir yerden sonra “Acaba benim istediğim bu muydu?” ya da “Ben ne için mutsuzum?”, “Neden memnun değilim?” diye aramaya başlayan insanın “hangisi benden, hangisi değil?” ayrımına gitmesi mühim bana kalırsa. Uzun seneler süren bir şey…


Bildiğimiz yargılardan birinde takılı kalıyorum… Annelik çok büyük fedakarlık, saçını süpürge etmeler, “anne oldun!” artık kalıpları… Aslında bu tarz büyük cümleler insanı annelikten uzak tutar mı?

Korkutur. Biraz sisteme bakmak lazım. Topluluk yaşamı bizim için doğal olmaktan çıktığı için birçok kadın ilk defa kendi çocuğunun büyüdüğüne şahit oluyor. Etrafımızda, yakınımızda teyzeler, halalar doğurup, emzirip büyütmediği için ilk büyüdüğünü gördüğün çocuk kendi çocuğun olduğu için zorlanmak normal tabii ki. Ancak desteğin varsa, eşin ile birlikte, etrafındaki insanlarla birlikte yoluna giriyor bir şekilde.


Babaların “annelik” yolculuğunda anneye desteği ne olmalı?

Gördüğüm kadarıyla babalar hamilelikten bir şey anlamıyorlar. Çocuk dünyaya gelip de “işte budur” demedikleri sürece onlarda tabii bizim gibi bedensel hisler olmadığı için kafada bir yerde “Bir şeyler oluyor burada…”dan pek öteye gidemiyor en azından 10 küsür sene önce ben kendi eşimden yola çıkarak böyle olduğunu söyleyebilirim. Fakat oğlumuz doğduğunda kendisinin de söylediği şey “Onu gördüm ve içimde yeni bir fonksiyon açıldı” şeklindeydi. Bizim sistemimizde ben çocukla meşguldüm ve etrafımdakilerden aldığım desteği bana destek olun şeklinde istiyordum. Bu tabii ki herkesin kendi seçimi daha eşit bölüşülebilir. Gece kalkmalar babalara bırakılabilir. Eşler kendi aralarında bu dengeyi sağlayabilirler. Yenidoğan bir bebek 1-2-3 sene boyunca duygusal ve fiziksel çok fazla enerji talep eder. Bu gerçek, böyle. “Çocuğum 3. ayda mis gibi düzenli uyuyacak” diye düşünmeyelim. Olmuyor.


Anne olan kişi nelerden feragat etmemeli?

Bunu da dilimin yandığı yerden söyleyeyim. Ben her şeyi kendim yapmak isteyen bir anneydim. Bu yüzden aşırı enerji harcadım. Zaten bebek çok talepkar bir yaratık ve doğalı bu. O talepkarlığın içinde bir de “her şeyi ben yapacağım”a girince zombiye dönüşüyorsun. Çünkü uyumamış oluyorsun, yıkanmamış oluyorsun, bir saat çıkıp nefes almamış oluyorsun… Bence anne birazcık “Şu an iyi miyim?”, “Rahat mıyım?”, “Neye ihtiyacım var?”, “Evet, bebek beni talep ediyor sürekli ama benim onun taleplerini karşılayabilmek için neye ihtiyacım var?”, “Bir saat daha uyku için kayınvalideme bırakabilir miyim bebeği?”… Ben bırakmıyordum ancak lütfen bırakın. O bir saatlik uyku sana süt yapıyor aksi taktirde o bir saatlik uykuyu uyumadın diye yorgunluktan gelmeyecek olan sütün peşine düşmen daha çok emek. Uyu ya da 2.5 dakikada banyo yaptım çıktım heyecanına kapılma. 15 dakika ayır. Yani bebeği büyütürken bir yandan da kendimize de bakım vermeyi öğrenmek mühim sanıyorum. İlk çocukla birlikte kadın anneliğe doğuyor onun da hiç bilmediği biri çıkıyor içinden ama o da çocuk aslında daha önce bu işi yapmamış biri… Ona da şefkatli yaklaşmakta fayda var.


Bunları yapamamak zaten tahammülü zorluyor …

Evin bütün ortamı gerilir, sen gerildikçe çocuk uyumaz, uyumadıkça kocana kızarsın, sen kocana kızdıkça o kendini dışarda hisseder… Zaten zor olan ortama ruhsal karmaşa da katılır…


Bir çocuk büyütürken o çocukta kendi yansımamızı da görüyoruz, gölge yanlarımızı… Bunu nasıl kapsarız?

Kendinle çalışarak… Bebekler bizden ne isterler? Bebek senden mevcudiyetini ister, karşısında olan insandan ruh temasını ister. Bir yandan senin kucağındaysa ama senin kafan elindeki telefondaysa o zaman huysuzlanır. “Var mısın?”, “Burada mısın?” bunu sorar. Bunu da verebilmek için önce kendine “Ben var mıyım?”,” Ne zaman varım?”, “Ne zaman yokum?”… Önce bir mevcudiyet pratiği… Bunun algısı önemli. Çünkü şimdiki zaman bize olmadığımız yerde olmayı pompalıyor. Hep bir yere yetişmeye çalışıyoruz bir sonrakini planlıyoruz. Bebek bunun tam tersi. Öncesi yok, sonrası yok, planı yok, geçmişte pişmanlığı yok… Karnı açsa dünya yansa karnı aç… Bebek bize anı öğretmek için doğuyor gerçekten.


Annelik duygusu doğum yapar yapmaz yükleniyor mu?

Bence annelik duygusu hamilelik ile minik minik başlıyor. O bir filiz, tohum yavaş yavaş büyüyor. Karnındaki bebek için endişe ediyorsun, iyi olsun, iyi beslensin istiyorsun. Bu annelik duygusunun başladığı yer… Fakat doğduğu anda “Evet, ben anne oldum, aşırı seviyorum” değil… Sevebilirsin ama sevmeye de bilirsin. Gözün çok korkabilir, yabancı gelebilir; kucağından indirmek istemeyebilirsin ama almak da istemeyebilirsin. Bence bunların hepsi çok normal. “Sevgi emekti” analık bununla çok örtüşen bir şey. Ona emek verdikçe, tanıdıkça, bildikçe… Nihayetinde sen olmayan bir yaratık getiriyorsun dünyaya… Onu öğrene öğrene seviyorsun, tanıya tanıya… Bu karşılık gerektiren bir şey tek taraflı değil. Annelik öğrenilen bir şey işin kötüsü bilgi ihtiyaçtan çok sonra geliyor. Önce ihtiyaç doğuyor “Bu nasıl yapılıyor, ben bilmiyorum?” diyorsun bildiğin zaman artık ihtiyaç kalmıyor. Bu nedenle ikinci çocukta anneler daha şanslı… Çünkü sen o yolu yürüdün. İkinci çocuk hazır anne olmuş bir kadına doğuyor ötekinde anne olmayı tek tek öğreniyorsun aradaki fark bu. Emzirme de böyle. Doğdu ve “ben doğal olarak emzirmeyi biliyorum, o zaten emiyor…” böyle bir şey yok. Bunu öğreniyorsun. “Sen nasıl tutacaksın?, Nasıl emecek?, Çenesi, gücü yetebilecek mi?, Sen sabredebilecek misin?, Evet, acıyacak çünkü deri hiç öyle bir şeye maruz kalmamış…” Emzirmeyi de doğal kendinden olan bir süreç sanıyoruz öyle değil adım adım öğrenilen bir süreç. Bebekle annenin birlikte öğrendiği bir yol.


Özet nihayetinde olsun isterim. Kimler neyin farkına varmadan çocuk yapmasın?

O kadar büyük bir şey diyemeyeceğim. Kimi anneliği anne olduktan sonra öğreniyor kimi anne olsa da öğrenmiyor. Kimi de çocuğu olmasa da o anaçlığa sahip zaten… Bu o kadar karmaşık ki… Yine de kendin hakkında biraz bilgiye sahip olmakta fayda var. “Ben neyi severim?”, “Neyi sevmem?”, “Neyde zorlanırım?”, “Eşimle ilişkim nasıl bir ilişki?”, “Çocuk yapmayı kim istedi?”, “Bunun altına girmeye hazır mıyım? Yoksa sadece çocuk yapmak için mi?”… Kendine şefkat vermekte fayda var. Dünya daha fazla çocuğa ihtiyaç duymuyor ancak layıkıyla büyütülmüş fazla çocuğa çok ihtiyaç var. Güzel bir dünya olsun diyelim…


Video röportaj serimizin ikinci bölümü 27 Temmuz Çarşamba hthayat.com ve hthayat Youtube kanalında!






Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.