Anneliğe - doğuma hazırlık rehberimizin yeni bölümüyle karşınızdayız bugünkü konuğumuz Doula Esra Erkut Demiröz.


Biz hamile olduğumuzu öğrendiğimiz andan itibaren çeşitli trimesterlardan geçiyoruz ve her birinde bambaşka duygular yaşıyoruz. Şimdi sizin bu sürece eşliğinizden sebep merak ediyorum… Kadınlar, anneler neler yaşıyor?

Aslında hep biz anne tarafını konuşuyoruz işte annenin yaşadığı duygular, trimesterler, nasıl yaşıyor… Bunun bir de farklı bir boyutu var aslında… Bebeğin yaşadığı durum var. Ben böyle biraz hem oradan hem oradan bahsetmek istiyorum. Çünkü bugün biz buradaysak bir gün oradaydık. Oradan geldik ve oradaki hayatı anlamak, oradaki bebeği duymak ve kabul etmek bence çok kıymetli. Ee neler oluyor orada? İlk trimester aslında hani her ne kadar istenen bir gebelik olsa bile ben her kadını bir şok yaşayacağını düşünüyorum. Çünkü bir değişimin içine giriyorsunuz. Hormonlar değişiyor; bedeniniz değişiyor, duygularınız değişiyor, beyniniz değişiyor, hayatla ilgili algılarınız ve öncelikleriniz değişiyor… Burada bebekle bağ kurmak var, bebeği henüz kabul edememek var… Her duyguyu şefkatle kucaklıyoruz yani her kadın bu süreci farklı yaşar. Şahitlik ettiklerime bakacak olursak… “Çok istiyordum ama şu anda çok bağlanamadım anormal bir şey mi bu?” sorusu ile karşılaşıyorum. Hayır değil. Şu an sen nasıl hissediyorsun? Önce kendi duygularına sıkıca sar sonrasında bebeği kabul etmeye, görmeye ve bağlanmaya, bağ kurmaya başlayacaksın. Bu bir süreç ve aslında çok basit bir yerden bir şeyi kaçırıyoruz: Hamile olduğunu öğrenen kadın ne yapıyor? Ya da hamile olma yolunda giden bir kadın… Sağlığına dikkat etmeye başlıyor, bazı testler yaptırıyor, beslenmesine dikkat ediyor, alkol kullanıyorsa bırakıyor, tütün kullanıyorsa bırakıyor. Bunun hem öncesi hem de devamında yapılacaklar ve yapılanlar var. Aslında burada bağ kurma başlıyor. Yani bedenimizle onu kabul etme halimiz burada başlıyor. Aslında tıbbi olarak şuraya bakmak gerekiyor bebeği besleyen plasenta organı, bebeğin eşi gelişmeye başlarken tam anlamıyla böyle hani ilk trimesterin sonlarına doğru “Tamam ben artık bebeği besleyeceğim, ben oldum” diyor. O ana kadar bebek annenin rezervinden çektiği için annenin deposundan yiyen bir canlı var orada. O yüzden anne daha çabuk yorulabiliyor, uyku halleri yaşayabiliyor, mide bulantıları yaşayabiliyor, koku hassasiyeti olabiliyor. İkinci trimester de biraz daha şeydir yani “Yaşasın çok enerjiğim”, “Yaşasın kendimi çok daha iyi hissediyorum”… Biraz orada şey de başlar; bebeğin hareketlerini hissetmeye başladığınız için kabule de geçmeye başlıyorsunuz. Üçüncü trimester ise en tehlikelisi, en zorlandığımız yer belki de… Çünkü biz doğmadan önce annemizin karnındayken bir sepetimiz var. Ben öyle anlatıyorum… Bu sepetin içine korkuları, kaygıları, endişeleri, mutlulukları, güzellikleri dolduruyoruz, birçoğunun da farkında değiliz aslında. Doğuma yaklaşmaya başladığımızda bir ebeveyn, bir anne kimliğine geçiş süreci yaşadığımızda o sepetteki her şey bir anda ortaya çıkmaya başlıyor. Doğumla ilgili korkular, kaygılar orada başlıyor… “Nasıl bir anne olacağım?”, “Bebeğime yetebilecek miyim?”… Mükemmel ebeveyn olma peşinden koşma hali burada birazcık geliyor. Her trimesterin kendine göre farklılığı var ve bence her kadın bunu farklı yaşar. Bence en önemli olan içinde kalıp bugün ne yaşıyorsan bunu kabulde olmak… Yarın farklı bir şeye hazır olduğumu bilmek…


Gerçekten kabulümüzün yüksek olması gerekiyor ve biraz normalleştirebilmek gerekiyor… Normal bir şeyi anormalmiş gibi yaşayıp sonra normal tepkiler vermeyi bekliyoruz, orada sıkıntı yaşıyoruz belki… Tabii genelleme değil ama benim yolculuğumda da ufak ufak böyle ilerliyor gerçekten. Peki, aslında hamilelik süresi içerisinde birçok eğitim alıyoruz, doğuma hazırlık eğitimleri vs… Peki, doğum sonrası… Bu noktada doğum sonrası eğitimlerinden bahsetmenizi isterim, biraz neler oluyor yani doğum sonrası için nasıl hazırlanmamız gerekiyor?

Tam anlamıyla bir hazırlık yok aslında yani tabii ki hazır olmak şöyle her an farklı şeyler yaşayabileceğinizle ilgili hazır olmak… Bence değişime hazır olmak çok önemli çünkü önce annenin zihninde doğal bir annelik ortaya çıkıyor, bedeninde doğan bir annelik ortaya çıkıyor ve kalbinde doğan bir annelik ortaya çıkıyor… Yani aslında anneliği farklı boyutlarda yaşıyoruz ve doğum sonrası işte tam da buraya hizmet ediyor. Çünkü hamileyken bedenimde doğan anneliğe yavaş yavaş adapte olmaya çalışıyorum, kalbimdeki o sevgi duygusu yavaş yavaş perçinleşiyor ama zihnimizdeki annelik her an değişimin bir parçası ve bence bir kadının da büyüme hali… Büyümeye ne kadar hazırım? Bence o zihinden doğan annelik çok önemli. Çünkü sadece doğuma odaklanıyoruz. Biliyoruz ki bu bebek orada kalmayacak. Tabii bu işin normalinde, doğasında vajinal doğumun var ama iyi ki sezaryen var dediğimiz bir opsiyonumuz da var çünkü işler yoluna gitmeyebilir, anne tercih etmeyebilir, tıbbi bir komplikasyon ortaya çıkabilir, anne ve bebeğin hayatını kurtaracağımız bir durum ortaya çıkabilir. Buna da hazır mıyız? Yani sadece doğuma odaklanarak hareket etmek, “Ben normal doğum yapacağım. O yüzden doktorumu ona göre seçtim, yogaya gidiyorum, arada pilates yapıyorum, beslenmeme dikkat ettim, doğuma hazırlık eğitimi aldım, nefes çalışıyorum” vs. tamam ama bunun bir sonraki adımına hazır mıyım? “Çok korkuyorum” diyoruz, diyorlar korkmalarını anlıyorum; korkmak gülmek, eğlenmek gibi bir normal bir duygu. Lakin doğum sonrası bambaşka bir hayat var. Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor gibi bir klişeye geçmek istemiyorum ama bebeğe hazır mıyım? Bunu biliyor muyuz? Çünkü şöyle doğum için evden çıktığınızda eve girerken aslında o kadın kimliği var ama bir anne olarak içeri giriyorsunuz. Bir bebek var, bir baba var, bir de aslında anne ve baba ilişkinin oluştuğu ebeveyn hali var. Yani aslında 4 birey olarak içeri girmiş oluyoruz. Dolayısıyla bundan sonraki hayata nasıl hazırız? Yine burada çok klişe bir kavram var: Emzirmek… Bence emzirmenin öneminden, anlamından, yapabilme yapabilmememe becerisinden öte anne sütüne odaklanmamız lazım. Yolunda gitmeyen bir durum olduğunda emzirme ile ilgili “Ben emziremedim zaten, bıraktım olmadı”, “Yara oldu”, “Bebek emmedi” şöyle oldu, böyle oldu “Başka bir takviye kullanıyorum şimdi”… Ama anne sütü çok kıymetli bir şey aslında muadili yok. Bütün mesele emzirmek, emzirmemek mi yoksa anne sütünün farklı bir şekilde verebilme hallerimizin olduğunu da bilmek mi? Burada eğitim kesinlikle çok önemli. Olayı sadece şey zannediyoruz “Bebeğim doydu, kilo aldı bu ay. Tamam.” bu değil aslında yani beslenmenin bebeğin beynine, beyin gelişimine katkıları var, bebeğin psikolojik gelişimine katkıları var ve bebeği emzirmek ya da beslemek sadece hani karnı doyurmak değil, ruhunu da doyurmak ve bunu şefkatle yapmak... Bunu yaparken ne kadar bebeğinle birliktesin? Bebeğin ilk üç ayı çok kıymetli, bu dünyaya alışma süreci var. Düşünsenize… Siz çok karanlık, çok sıcak, çok gürültülü bir yerden bir yere geldiniz. Nasıl karşılanmak istersiniz? Nelere ihtiyacınız olur? Buraya hazır değil annelerimiz. Bebeğin fizyolojisini ve bebeğin biyolojisini bilmiyoruz. Uyku konusu mesela… Yani yetişkin insanın bile uyku düzeninde ara ara uyanmalar vardır ve her yaşa göre değişir. Bebeğin de düzenini ya da ilk 3-4 ay olmayacak olan bir düzenine alışkın olmak gerekiyor çünkü bir kadının en hazırlıksız olduğu süreç doğum sonrası süreç… Çok yoruldu, tükendi… Çünkü anneleri en zorlayan şeylerden bir tanesi biliyorum ki uyku, uykusuzluk… Buraları hiç hazırlanmıyoruz. Bebeğin biyolojisini anlamak, bebeğin ihtiyaçlarını anlamak… Yeni doğan bebeğin en çok sevgiye ihtiyacı olduğunu kaçırıyoruz. Bir sürü hazırlıklar yapıyoruz, odalar hazırlıyoruz, bir sürü aparatlar alıyoruz, en iyisini almaya çalışıyoruz ama bebeği gördük mü? Bebeği duyduk mu? Buraya hazır mıyız?


Aslında sıradaki sorumun yanıtlarını verdiniz ufak ufak cümlelerinizin içinde ancak belki eklemek istediğiniz bir şeyler vardır diye, danışanlarınızdan gözlemlediğiniz kadarıyla… Anneler neyi göz ardı ediyor? Göremiyor? Bilemiyor? Ne onlara sürpriz geliyor?

Bence önce kendilerini görmüyorlar, kendi ihtiyaçlarını… Biz nasıl büyütüldük? İşte “yemedim yedirdim”, “içmedim içirdim”, “giymedim giydim”… Bu mu yani? Önce aslında kendi öz bakımımızı, kendi ihtiyaç sorumuzu, kendimizi, öz şefkatimizi kaçırıyoruz. Evet, bebeğin çok ekstra bir bakıma ihtiyacı var, çok ekstra bir ilgiye ve sevgiye ihtiyacı var ama önce kendimiz. “Ne yaparsan sana daha iyi gelir?” burayı kaçırıyoruz. Bunun birçok nedeni var bizim büyütülme hallerimiz, annemizin karnında olduğumuz andan itibaren bir sürü hikayeyi işledik ve çevre çok hazır buna… Çok uyaran var etrafımızda…


Belki izleyenler, takip edenler bilir bundan önce bir hamileliğe hazırlık rehberi yapmıştım orada da ilk konuğum Damla Çeliktaban’dı ve kendisi bana “Önce sen iyi ol, gelecek olan sana uyum sağlayacak zaten” demişti. Bu her süreç için böyle… Ben kendime iyi bakmazsam gerçekten bebeğe de iyi gelemem. Bir de yine doğuma hazırlık eğitimleri ile ilgili bir şey sormak istiyorum. Şimdi doğuma hazırlık eğitimi deyince daha çok normal doğuma hazırlık gibi bir algı var. Oysaki sizin de belirttiğiniz gibi annenin kendisi zaten sezaryene hazırlamak istiyor olabilir, bu tercihi olabilir, gereklilik olabilir… Peki, doğuma hazırlık eğitimlerinde sadece normal doğuma mı hazırlanıyor anne adayları? Yoksa sezeryan doğuma hazırlık eğitimi de var mı?

Benim eğitimlerimin bütün mottosu ya da misyonu diyeyim doğum şeklinizden nasıl çıkarsanız çıkın coşkuyla ve sevgi ile çıkmanız… Evet vajinal doğumu konuşuyoruz, oranın fizyolojisini konuşuyoruz, sezaryen doğumun gerekliliğini konuşuyoruz, sezaryen doğumda bebeği nasıl karşılayacağımızı konuşuyoruz. Doğum şeklinden bağımsız olarak doğum sonrası süreci konuşuyoruz… O ilk bir saat bebeğin anneyle birlikte kavuştuğu, her şeyin yolunda gittiği durumda bebeğin annesiyle ten tene temasta olması, olamıyorsa babayla olması, daha detaylı konuşuyoruz yani tabii ki vajinal doğum odaklanıyoruz; doğumda yaşadıkları, yaşayabilecekleri, o kasılmaların yarattığı duyguyla ve yoğunlukla nasıl baş edebileceğini konuşuyoruz ama oradaki yoğunlukla baş edebilmek aslında sezaryen doğumda da kullanabileceğimiz bir araç. Bedenimizden o bebek nasıl doğarsa doğsun buraya hazırlanmak ve en sonunda da bu sürecin sonunu konuşmak çok önemli. Ben sezaryen doğum yapmıştım 12 sene önce… Bir hafta oturup kalkmak, hareket etmek zordu. Her kadın bunu farklı yaşıyor. Buraya ne kadar hazırım? Buna göre nasıl bir düzen kuracağım? Bir de şeyi de çok konuşuyoruz açıkçası yani doğum sonrası süreçte destek almak… Çünkü biz çağımızın kadınları “Her şeyi ben yaparım”, “Ayaklarımın üzerine tek başıma durabiliyorum”, “Ben çok güçlüyüm, çok becerikliyim”… Sen yapmak zorunda değilsin. Yapmamalısın da aslında yani destek almalısın, bunu rahatça söylemelisin… Sorunuza gelecek olursak… Evet, aslında sezaryen doğuma da hazırlanıyoruz yani bağımsız olarak doğum şekline odaklanmıyorum. Ben benim için sezaryanın da şefkatle karşılamak çok önemli. Bebek geldi, kucağımızda onun artık o sevgiye ihtiyacı var yani... Dolayısıyla o bebek de bağ kurmak, o farkındalığı sağlamak, anda kalmayı fark etmek bence çok önemli.


Aslında kelime olarak da söyledikten sonra mesela farkettim hani normal doğum yani sanki sezaryen anormalmiş gibi… İşte dilimize yerleşmiş maalesef… Bir de lohusa sürecinden bahsetmek istiyorum çünkü nasıl ki normal doğumla ilgili işte izlediğiniz dehşet televizyon dizi sahneleri varsa lohusalık sürecine dair de ben daha şimdiden mesela inanılmaz hikayelere maruz kalıorum… Hani sanki çok korkunç bir süreçmiş gibi, aşılmayacak, geçmeyecek işte annenin çok depresyonda olacağı, kendine bakmayacağı bir süreçmiş gibi anlatılıyor. Böyle de olabilir tabii…

Hiç kendinizle alakalı olmayan bir süreç yaşamaya başlıyorsunuz yani yemek yemek bir lüks olabiliyor, tuvalete gidip “Yaşasın tuvalete gittim” diyebiliyorsunuz.“Anne topuzu” dediğimiz bir kavram var... Yani korkunç olabilir ama normal. Evet, bu da normal. Annenin nerede zorlandığı çok önemli. Günlük hayatı, bebek bakımı ile ilgili zorlandığı yerler olabilir. Duygusal olarak zorlandığı yerler olabilir… Bu konuda çok iyi bir uzmanla bir terapi sürecine girmesi gerekiyor yani tabii işler çok korkunç duygusal bir sürecin içerisine girerse… Bu da aslında çok normal. Doğum sonrası günler bazen de çok kolay akabiliyor. Bence şuna hazır olmak lazım günü her saatin farklı olacağına… Bu bir değişim yani ben de değişiyorum, bebeğim de değişiyor ve bebeğim değişirken buna daha çok ihtiyacı var. Çünkü biz insanlar tam gelişmeden dünyaya geliyoruz; öz bakımımızı, bazı ihtiyaçlarımızı kendi kendimize tam olarak yapabilme halimiz aslında 3 yaş ve sonrası… Dolayısıyla bebeğin bu sürecinde anne de değişiyor baba da değişiyor ebeveynlik ilişkisi de değişiyor. En çok zorlayan yer burası beklentiye girmek her şeyin çok harika olacağını akacağını hazırlanıp akmadığında niye böyle oldu demek… Zorlayan taraflar var mesela… Bir önceki sorunuzda hani uykudan bahsetmiştik ya biraz bebeğin uykusuyla ilgili. Anneler buraya çok hazır değiller ve şöyle zannediyorlar kendi talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda uyumayan bir bebekle karşılaştıklarında bu bebeğin uyku problemi var diyorlar. Aslında bebeğin uyku problemi yok bebeğin uykusunu biyolojisi bu. Burayı bilmiyoruz, buraya hiç hazırlanmadık. Çünkü bebeğin minimum böyle 45 dakikalık maksimum 60 dakikalık küçük küçük uykuları olur. Bebek bakımı sürecine giren anne baba olan ebeveynlerin üçte biri çocuklarının bebeklerinin uyku problemi olduğuna inanıyorlarmış. Uyku problemi olabilir çocuğun ama burada başka şeyler de vardır yani oluyor bütünsel bakmak gerek. Alerjisi olabilir, gazı olabilir, ısıyla ilgili şikayetleri olabilir, yeterli beslenemiyor olabilir… Başka başka şeyler de olabilir. Ama biz uyku beklentimizden sebep zorlanıyoruz. Çünkü uyumadığı için ben uykusuz kalıyorum ve ben uykusuz kaldığım zaman işler sarpa sarıyor ve böyle bir sarmal döngünün içerisine girilebiliyor bu sebeple zor bir dönem olabiliyor lohusalık... Doğum hikayemize çok takılabiliyoruz mesela... Doğum hikayesine çok takıldığımız zaman lohusalık daha zor olabiliyor. Takılmayalım demiyorum, takılabiliriz. Oraları iyileştirebiliriz, şifalandırabiliriz yani her şeyin yöntemi var aslında farkında olmak bu işin bir parçası ve bununla ilgili destek almak... Birçok farklı alan var somatik deneyimleme ile ilgili destek olabilir, terapiste gidebilirsiniz, bedenin iyileşmesi... Bir sürü bir sürü farklı yöntemler var o yüzden çok böyle duygusal, çok zorluğun içine giren bir danışanım olduğu zaman mutlaka psikolog arkadaşlarıma yönlendiriyorum. Ama bebeğin bakımı ile ilgili, emdi - emmedi, memeyi kavradı, kavrayamadı, "mastit oldum" falan işte bunların hepsi aslında aşılabilecek şeyler. Sadece farkında ol, kabulde ol. Bazen "geçecek" diyoruz ya hani... "Tamam, geçecek hepsi geçecek biliyorum da geçerken beni mahvediyor. Nasıl geçecek?"... Bizler telkin ederken de yeni anneleri bazen yanlış kelimeler kullanabiliyoruz. Geçeceğini zaten biliyor ama "Şu anda ne yapabilirim senin için?", "Sen ne yapabilirsin kendin için?" soruları önem kazanıyor.


Çok doğru, farkındalık uyandıracak cümleler gerçekten… Umarım bu bilgiler birilerine iyi gelir. Aslında son sorumda anne ve bebek ilişkisine girmek istiyorum. Bununla ilgili başka yayınlar da yapacağız zaten ancak yine kişisel deneyimlerinizden, gözlemlerinizden yola çıkarak… Ben de kendimden yola çıkarak soruyorum bu soruyu... Ben 5. haftamda bebeğimi öğrendiğimde bebeğimle konuşmak istedim ama o kadar gerçek olamadım ki "Neyse zaman içinde ben seni; sen beni tanıyacaksın" dedim ve konuyu orada kapattım bir süreliğine... 12. - 13. haftalarımda, gelişen dönemlerle birlikte başka bir bağ kurulmaya başlanıyor. Bu noktada hamilelikte bebekle bağ konusunda neler söylemek istersiniz?

Çok şey söylemek isterim. Çünkü benim aslında kıymet verdiğim yer burası. Çünkü anne karnı çok kıymetli bir yer biz buna prenatal psikoloji diyoruz. Yani annenin hamilelik psikolojisi... Bu şeyle başlıyor "Bebeği istiyorum, bebek olsun"la başlayan bir süreç ve o döllenme anı... Çok ilginç bir süreç… Bununla ilgili bir bilim var, alan var… Prenatal psikoloji... Türkiye'de böyle son 10 küsür yıldır belki bu kadar çok konuşuluyor ama dünyada çok uzun yıllardan beri, 80'li yıllardan beri konuşuluyor. Bu konuyla ilgili dernekler var, ilk Avrupa'da kurulmuş daha sonra Amerika'da kurulmuş. Bebekle bağ kurmak ama öncelikle duyduk mu bebeğimizi? Önce bebeği duymak... İlla yüksek sesle konuşmak zorunda değiliz, illa hikayeler anlatmak zorunda değiliz. Hani dedik ya zihnimizde oluşan annelik, kalbimizde oluşan annelik orası zaten o bağı kuruyor, başlıyor orada. Başlamamış da olabilir. İzleyen annelere da söylemek istiyorum. "30 haftalık hamileyim, bağ kuramıyorum" cümlelerini duyuyoruz. Görüşelim, konuşalım, ne eihtiyacınız var? Bu konuda çalışan uzmanlar var. Belki birazcık desteğe ihtiyacınız olabilir ama bebeği duymak, bebeği kabul etmek... Sizin bile şu anda insan olarak 30 yaşında bir Dilay olarak neye ihtiyacınız var bu dünyada?


Sevgi, Şefkat...


Sevgi, kabul görmek, duyulmak değil mi? Bunlara ihtiyacımız var; duyulmak, görülmek... Bebeğin de buna ihtiyacı var ve belki yüksek sesle bütün hamileliğim boyunca konuşamayacağım ama içimden telepatiği kurduğumu biliyorum. Orada böyle görünmez bir ip olduğunu düşünün kalbinizden bebeğinize... Bir sürü bağ kurma ritüelleri de var; kitap okumak, günlük tutmak, müzik dinlemek, yogaya gitmek, doğuma hazırlık eğitim bile aslında o bağ kurmanın bir parçası... Çünkü bebeğinizle ilgili hayata hazırlık yapıyorsunuz, bebeği kabuldesiniz demek bu. Bir sürü ritüeller var ben her ay bunun eğitimini yapıyorum oradaki ilişkiye biraz kulak vermek adına... Birazcık da bebeğin anne karnında gelişen şeylerine bakıyoruz yani bebeğin duyusal olarak bir gelişimi var içeride. Örneğin 8. haftada bebeğin dokunma duyusu gelişiyor ve bebeğinizle aslında ilk yapabileceğiniz şey, konuşmak zorunda olmasınız bile elinizle karnınıza hafifçe dokunun...


Zaten otomatik eklenti gibi bir şey...


Aynen öyle hani sürekli ellimiz göbeğimizde,bunun bir sebebi var. Yani çok içgüsel bir şey, kalbimizde kurduğum annelikle başlayan bir şey. Bu bile bebeğiniz için yeterli olabilir. Ben mesela hatırlıyorum, gün içerisinde hiç konuşmadığım anlar olurdu. Evet, hareketlerini hissederdim, elimi karnıma koyardım, beslenmeme çok dikkat ederdim, yürüyüşlerimi yapardım, akşam olduğunda işten çıkıp eve geldiğimde onun için kendimi sakinleştirirdim. Keyifli, rahat, dingin bir müzik dinlerdim. Ben kendi sinir sistemi regüle ettikten sonra bebeğimle konuşmaya başlardım. Bir defterim de vardı günlük de tutardım ve bence çok keyifli oluyor. Bebekle ilişki kurabilmenin farklı ritüelleri var. Oradaki duygusal gelişimi anlamak, dokunmak... Mesela bebeklerin tat alma duyusu geliştiğinde de şeyi yapabilirsiniz "Ben bugün bu brokoli salatası yiyeceğim acaba bebeğim sevecek mi?" Çünkü genellikle tatlı yedikten sonra oynarlar, hareket ederler ama bakalım brokolide hareket edecek mi? Örnek veriyorum yediğiniz yemeklerden sonra bebeğiniz buna nasıl tepki verdi? Buna bile böyle bir dikkat vermek oradaki ilişkiyi aslında güçlendiriyor. Bebekle hep bir ilişkimiz var sadece bunu farkında değiliz. Benim amacım da bu kadar basit şeylerden bahsettiğimde "Aslında evet ya biz bağı kurmuşuz" demelerini sağlamak, anneye babaya fark ettirmek...


Aslında bunu yapmak insanın aynı zamanda ana da getiriyor. Bebek gerçekten insanı ana getirmek için muhteşem bir şey... Her bir cümleniz bana çok iyi geldi umarım izleyenlere, dinleyenlere, okuyanlara da çok iyi gelmiştir.



Anneliğe hazırlık rehberi bölüm 4: Anneliğe psikolojik hazırlık 30 Ocak 2023 Pazartesi tarihinde yayında!



Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.