Herkese merhaba bu ayki ilk köşe yazım özellikle fiziksel engellilerle ilgili olacak. Engelli bireylerin yaşamını zorlaştıran şey yalnızca kaldırımların yüksekliği, binalardaki merdivenler ya da ulaşım araçlarındaki eksiklikler değildir. Asıl büyük engel, çoğu zaman insanların zihninde kurulmuş olan görünmeyen duvarlardır. Bu duvarlar betonla değil; önyargıyla, duyarsızlıkla ve yanlış kabullerle örülür.
Bugün teknoloji gelişiyor, erişilebilirlik çalışmaları artıyor ve yasal düzenlemeler yapılıyor. Bunların her biri çok kıymetli adımlar. Ancak toplumun bakış açısı değişmedikçe, yapılan çalışmalar engelli bireylerin hayatında tam karşılığını bulamıyor. Çünkü bir insanın özgürce yaşayabilmesi için sadece rampaya değil, saygıya da ihtiyacı vardır.
Ne yazık ki engelli bireylerin kendi kararlarını veremeyeceği, sürekli yardıma muhtaç olduğu yönündeki anlayış hâlâ yaygın. Oysa engelli bireyler de herkes gibi alışveriş yapar, toplu taşımayı kullanır, çalışır, eğitim alır, seyahat eder ve hayatına dair kararlar verir. Bir görme engelli bireyin tek başına alışveriş yapması ya da bir kamu kurumunda işlemini gerçekleştirmesi şaşkınlıkla karşılanıyorsa, burada sorgulanması gereken o bireyin başarısı değil, toplumun bilinç düzeyidir.
Daha da üzücü olan ise bazı insanların engelli bireyle doğrudan konuşmak yerine yanında bulunan refakatçiye yönelmesidir. Soruların engelli bireye değil, yanındaki kişiye sorulması; onun kişiliğini, düşüncelerini ve bireyselliğini görmezden gelmektir. Bir insanın yanında refakatçi olması, onun kendi sözünü söyleyemeyeceği anlamına gelmez.
Bir başka yanlış yaklaşım da merhamet adı altında ortaya çıkıyor. Engelli bireylere eşit yurttaşlar olarak yaklaşmak yerine acıma duygusuyla davranmak, aslında farkında olmadan onları toplumun dışına itiyor. Engelli bireylerin ihtiyacı acınmak değil; eğitimde, iş hayatında, sosyal yaşamda ve kültürel alanlarda fırsat eşitliğine sahip olmaktır. İnsanlar yetenekleriyle, emekleriyle ve başarılarıyla değerlendirilmelidir; engelleriyle değil.
Bu değişimin temeli ise çocuklukta atılır. Bazı ailelerin çocuklarının engelli arkadaşlarıyla aynı sınıfta eğitim görmesini istememesi, geleceğin toplumuna zarar veren bir yaklaşımdır. Oysa birlikte büyüyen çocuklar farklılıkları daha doğal karşılar, empati kurmayı öğrenir ve dayanışmanın değerini kavrar. Kapsayıcı eğitim yalnızca engelli öğrenciler için değil, bütün çocuklar için daha insani bir geleceğin kapısını açar.
Engelsiz bir toplum, sadece fiziksel düzenlemelerle kurulmaz. Asıl engelsiz toplum; insanların birbirine doğrudan baktığı, birbirinin yerine karar vermediği, farklılıkları eksiklik olarak görmediği bir toplumdur.
Engelli bireyler hayatın kenarında değil, tam merkezindedir. Onlara düşen kendilerini kanıtlamak değil; topluma düşen ise onların zaten eşit ve değerli bireyler olduğunu kabul etmektir.
Herkese engelsiz bir ay diliyorum…