Hiç olmak istemediğim kişi yolunda ilerliyorum, tıpkı istemediğim “O” malum kişilere benzedim dediğiniz olmuyor mu sizin de? Hala bir anlam ifade etmediyse bu cümle şöyle bir bakın kendinize. Bazen bir sabah kahvesi ritüelinizde, bazen yakın dost ve arkadaş seçimlerinizde, eleştirinizde, sohbetlerinizde, endişelerinizde, hatta kılık-kıyafetinizde... Ne söylüyor size kişiliğiniz, gülümseyin sadece kendinize.
Üstelik durumu anlamlandırmak için dünyayı yeniden keşfe çıkmanıza gerek yok. Yıllardır yapılan araştırmalara dayanarak kendinizi keşfetmeniz için en kolay 3 yöntem nedir sıralayalım mı birlikte:
Bingo…
Çocukluğumuzda hep annemize-babamıza benzetiliriz, ya da en yakınlarımıza… Genelde iyi huylarımızı bir taraftan, sevilmeyenleri ise öbür taraftan aldığımızı söylerler. Genellikle de en dengeli ve sevecen huylarımızı annemizden, en sorumsuz ve sevimsiz tarafımızı babalarımızdan aldığımıza inandırılırız. Bazen çok hak verir, bazense hiç haz etmeyiz tüm bu söylenenlerden. Önce çocukluk günlerimiz ağzı, burnu, kaşı, gözü bana benziyor benzetmeleri, sonra tüm ev halkı ile ergenlikte girişilen ve tavan yapan kişilik çatışmaları, büyümeye başlayıp koca koca kadınlar, adamlar olduk mu anlamaya başlarız kimin ne demek istediğini. Aile kurup, bir de çocuğunuz olduğu gün her şey sanki başa döner. Biz ebeveynlerimize, çocuklarımız bizlere dönüşmeye başlar. Hoş geldiniz tüm şanı ve şöhretiyle ünlü aile içi kısır döngüye. Tabiri caizse “mümkün değil ben yapmam” dediğiniz birşeyleri yapmaya, üstelik “yaptığım her şey senin iyiliğin için” diyerek annenizin en sevdiği meşhur sözü de kullanmaya başladınız lügatınızda. Ya “Annesinin kızı diyor eşiniz dostunuz, ya da babasının oğlu” damgasını yediniz bile.
Biz ebeveynlerimize dönüşürken onlar çocuklarını büyütüp aldıkları sorumluluğu tamamlamış olmanın sevinci ve torun sevmenin tarifsiz mutluluğu ile hareket ederken, aile içi rollerimiz değişebiliyor kısa bir zaman dilimi içinde. Siz yeni doğmuş bebeğinizi kendi kurallarınıza göre besleyip büyütmeye, eğitip öğretmeye çabalarken, büyükleriniz sizin özenle koyduğunuz kuralları çiğnemeye, yedirmediğiniz en renkli şekerlemeleri denetmeye, kış gününde dondurma yedirmeye, seyretmediğiniz tüm evlilik programlarını beraber izlemeye başladı. Harika bir kombinasyon... Torun, büyükbaba ve büyükanne üçlüsü takım olarak karşınızda. Nihayetinde hep beraber büyümeye başlıyoruz aslında. Ebeveynlerimiz çocuğumuzla bir olup eğlenmeye, size izin vermediği her şeyi torunu ile eğlenceye dönüştürmeye, bizler her şeye karışıp hayır diyen aile büyükleri statüsüne yerleşiyoruz belki isteyerek belki de istemsizce…
Ne mesaj veriyor tüm bunlar size? Ne yapmalı, ne yaparsak bu duruma düşmeyiz sizce. 2 tane ısrarla sakın yapmayın diyeceğim söz dışında, benim bazen başarı ile uyguladığım bazen “eyvah nerde yanlış yaptım” dediğim, deneyimlerle sabit birkaç basit öneriye:
Üstelik onların da hayatlarında ilk defa büyük anne/baba olduklarını unutmadan torunları için iyi, hatırlanır ve sevecen bir şeyler yapmaya çalıştıklarını unutmayın. O zaman her türlü kabulleniş daha kolay olacaktır.
Büyüklerimiz der ya her lafın başında “Siz de benim yaşıma gelince anlayacaksınız, şimdi anlamıyorsunuz hiçbir şeyi” diye. Biliyorlar gerçekten, deneyimliler; tüm bunları onlar da yaşadılar senelerce... Sizler de kulak verin büyüklerinize. Söyletmeyin boşuna kendinize! Size de söylenecek bir küçük versiyonunuz var gelecekte...
Kendimizle ve insanlarla barışık, harika bir hafta sonu olsun hepimize.
Gamze Berberci Çelik
İlişki Koçu-Kişisel Gelişim Danışmanı