Uzm. Psikolog, Çift Terapisti Kıvılcım Yücelen, sohbetimizin ilk bölümünde yeni evli çiftlerin evlilik problemlerini, ikinci bölümünde ise evlilikte nasıl davranmalı? sorusunun cevaplarını konuştuk. Şimdi, “Yeni evliler sınırlarını nasıl koruyabilir?” sorusunun yanıtını arayacağız.
Evliliğin ilk günlerinde sorunlar nasıl çözülür?
Evliliğin ilk yılında nasıl davranmalı?
Yeni evli çift, diğer kişilere ve kök ailelere yönelik sınırlarını en sağlıklı şekilde nasıl koruyabilir?
Burada insanların ayağına en çok dolaşan şey “Bunu yapmazsam karşı tarafın kalbini kırarım. Bunu yapmazsam karşı tarafı üzerim ve bu saygısızlık olarak değerlendirilir.” inancı oluyor. En zor aşılan eşik bu. Halbuki saygısızlık bambaşka bir şey. Saygısızlık, bilinçli olarak yapılan bir şey. Kendi sınırlarını korumak, ihtiyacı olan mahremiyeti, özel alanı, zamanı korumak saygısızlık değil. Bunun için bir sınır koymak gerekiyorsa, bunu anlatmak gerekiyorsa, örneğin kök aileye “Anneciğim, babacığım, akşam saatlerinde arıyorsunuz ama biz de ancak o zaman birlikte vakit geçirebiliyoruz. Bu bizim ortak vaktimizden alan bir şey oluyor. Ben sizi yarın öğle tatilimde arayayım ama akşamları acil bir şey olmadığı sürece mümkün olduğu kadar o saatlerde değil de ertesi gün gündüz saatlerinde, öğle saatlerinde görüşelim. Ben de sizinle görüşmek, havadisleri almak istiyorum” şeklinde ifade edilebilir. Ya da “İstiyorsunuz ki bayramda size gelelim 3-5 gün kalalım. Ama eşimin de ailesi var. Onlar da bizi bekliyorlar. Biz hakça, adaletli bir şekilde bu işi yapmak istiyoruz. Kimseyi kırmak istemiyoruz.” denilebilir. Yani bunu bu şekilde anlatmaya çalışmakta, “tamam nasıl isterseniz” diye hani sorgusuz sualsiz kabul yerine “kendisini ve yeni kurduğu aileyi” korumaya çalışmakta yanlış bir şey yok. Kalp kırıcı bir şey yok. Bu, üzücü ya da saygısızlık denebilecek bir davranış değil. Bu fikri yerleştirmek biraz zor oluyor.
Bu karşı taraf tarafından saygısızlık ya da kırgınlık olarak addedilse bile belki bu konuda bir uzmandan destek alabilirler.
Biraz da bireyin kendisiyle olan ilişkisi ve kendi gelişimi üzerinde çalışmasıyla da ilişkili. Bu konuda zorlananlar öncelikle belki bireysel olarak kendileriyle ilgili bir çalışma yapabilirler, değil mi? Yeni evliler başvuruyor mu size?
Evet. Yeni evli çiftler birtakım sıkıntıları, huzursuzlukları, gerginlikleri kendi kendilerine de çözmeye çalışabilir. Çünkü birçok kaynak var; kitaplar, seminerler, workshoplar var. insan önce kendi kendine çözmeye çalışıyor. Ama uzun vadede hep aynı döngüyü yaşadığınızı hissediyorsanız belki bir profesyonel ve yetkin bir kişiyle karşılıklı çalışmanızda da fayda olabilir. Çünkü en başta da söylemiştim. Teorik bir şeyi alıyoruz. Bilgiyi alıyoruz ama asıl yaparken öğreniyoruz. Bütün çalışmaları yapabilirsiniz, kitapları okuyabilirsiniz ama birkaç zaman sonra o sıkıntıyla ilgili bir şey başınıza geldiğinde, o anda müdahale etmeniz lazım. Yani hemen onunla ilgili bir şey işlenmesi lazım, çözümlenmesi lazım. O sırada hemen o kaynağı bulamazsınız. Kendi kendine bu işi yapmanın ikinci bir tehlikesi var; yanlış yorumlayabilirsiniz.
Yani karşı tarafın davranışlarını, duygularını, düşüncelerini yanlış yorumlama ihtimalimiz yüksek midir? Bu hata ilişkiyi nerelere götürebilir?
O riskten de kısaca bahsedelim. Duygularda genelde yanlış yorum olmaz. Çünkü en başta söylediğim gibi, duygu bir tek kelimedir; “Üzüldüm”, “kırıldım” gibi. Hiç kimseye “bu duygun yanlış” diyemeyiz. Kişi onu hissediyorsa, hissediyordur.
Yani, duygu bir veri.
Hakikaten çok hata yapılıyor. “Bunda üzülecek ne var?” diyoruz yani duygusunu yanlışlıyoruz. “Üzülmemen gerekir” diyoruz ama üzülüyor. Yani onu sorgulamamalıyız. O insan ona üzülüyorsa o üzüntüyü tarif etmesini teşvik edebiliriz. Duygularla çalışmak böyle bir şeydir. Tam olarak nerede hissettiği, o üzüntüyü nasıl tarif ettiği, o üzüntünün sonrasında neler yaşadığını ve neler düşündüğünü sorabiliriz. Ama bunu birebir yaşadığınız, içinde bulunduğunuz ilişkide profesyonel bir edayla yapmanız mümkün değil. Yani buna gerçekten dışarıdan, profesyonel birisi lazım.
Birinin karşı tarafın duygusunu reddetmesi ya da küçümsemesi, aslında onun düşüncesiyle ilgili bir durum. Doğru mu?
Yani “Bunda üzülecek ne var?” demek aslında bir düşüncedir ve bu düşünce tartışılabilir. Yani “bu düşünce nihai olarak doğrudur” diye de kabul edilemez. Aslında baktığınızda, bu bir önyargıdır. Yani duygular tartışılamaz. Bunu bir bilgi olarak kabul etmek lazım.
“Duygu vardır.”
Duygu vardır ve kabul edilmelidir.
Bir çift, profesyonel yardım alamayacak durumda ise en basitiyle ne yapabilir? Duyguları konuşmak ile devam edelim. Karşı tarafı suçlamadan kendi duygunu ifade etmek anladığım kadarıyla basit ama etkili bir formül.
Duyguyu ifade etmenin etkili olması için karşı tarafın da ama o duygunun geçerliliğini kabul ediyor olması lazım. Yani birisi üzüldüm, çok kırıldım diyorsa, karşı taraf artık onu sorgulamamalı. Yani karşı tarafta da o bilinç olmalı. Yani o masaya “üzüldüm, kırıldım, çok korktum” gibi önemli duygular geliyorsa, o zaman “nasıl korktun, tam olarak nerede korktun?” diye, tarif etmesi için cesaretlendirecek bir muhataba ihtiyacı var. Duygusunu cesaretle net bir şekilde ifade eden tarafın cesaretinin ve motivasyonunun kırılmaması lazım. Yani diğer tarafın kendisi de mesela öfke duygusu içinde ise, diğerini motive edip daha da anlatması için cesaretlendirecek bir duruşta olmayabilir.
Ama aslında o alanı açsa, yani duyguların ifadesi için alan açsa nasıl olur?
Gerçekten çok ideal olur.
Diyelim ki olmadı ve yeni evli çift, iletişim becerilerinde güçlenemedi, sorunu çözemedi ve bir krize girildi. Soğukluk ve küslük en fazla ne kadar sürmelidir?
Hala bir süre “yardım almayalım, kendimiz üstesinden gelelim” demek isteyen çiftler için şunu söyleyebilirim. Diyelim ki ortada bir gerginlik var, tıkanmış bir iletişim var, bir kriz durumu var, aşılamıyor ve taraflar bunun farkında. Hem üzgün hem de öfkeliler. Konuşulmayan tuhaf bir durum, bir soğuk savaş var ortada. Bu genelde küskünlük olarak bildiğimiz bir durum yaratır. Sadece lüzumlu şeyler konuşulur. Benim deneyimlerime göre, bunun en fazla iki gün sürmesi gerekir.
Çünkü 3 gün ve daha sonrası arada biraz uçurum yaratmaya başlıyor ve o uçurum zor kapanıyor. 3 günde açılmış bir çukur 3 ayda kapanabiliyor. Ona iki günden fazla müsaade etmemek lazım. Tamam, herkesin o duygularla baş başa kalmak için, duyguları iyice kendi içinde incelemesi için, “tam olarak neye bozuldum, ne beni üzdü, ne beni kırdı?” ya da “beni ne öfkelendirdi?” diye olan bitenin hesabını yapması için bir zamana ihtiyacı var, doğru. Taraflar birbirlerini biraz kendi başlarına bırakmalıdır. Kendi başına kalıp hesabı çıkarmak için bana kalırsa iki gün yeterli. Bu önemli. Fazlası, diğer tarafı cezalandırma gibi olur. O iyi bir şey değil.
Yani küskünlük için bir sınır var. Anladığım kadarıyla buna dikkat edip daha sonraki aşamaya geçmeleri gerekiyor.
O da oturup konuşmak.
Her şeyin başı iletişim. Sağlıklı iletişimle duyguları konuşarak masaya oturunca, çözüm odaklı ve iyi niyetle yaklaşınca, suçlayıcı olmayınca, saygıyı koruyunca sağlam bir evliliğin temelleri ilk günlerde kolayca atılabiliyor.
Bu en azından başarılı bir mücadele yöntemi olur. Yeni evli çiftlerin tüm bunlara dikkat etmelerine ve üzerinde çalışmalarına rağmen bu krizler sık sık olmaya başlarsa, mutlaka destek almalarını tavsiye ederim. Çünkü üçüncü bir göz bazen gerçekten gerekli.
Youtube'da izlemek için tıklayın!
Uzman Psikolog, Çift Terapisti Kıvılcım Yücelen ile sohbetimizin ilk bölümü burada!
Sohbetin ilk bölümü: Evliliğin ilk yılında sorunlar nasıl çözülür?