Geçtiğimiz günlerde Ankara’nın Gölbaşı ilçesine bağlı Ballıkpınar Köyü’nün Muhtarı Yılmaz Akbay ile köylerindeki okulun yeniden açılması için vermiş olduğu mücadeleyi ve köy okullarının bugününü konuştuğumuz bir röportaj gerçekleştirmiştik. Ballıkpınar Köyü'nde bir okulun yeniden doğuşu
Röportajın ana temalarından birisi de; köy okullarının yeterli bilinç ve farkındalık düzeyiyle birlikte alternatif eğitimin merkezleri haline getirilebilme olasılığıydı.
Eğitim sistemiyle sorunu olan çoğu ailenin, ev okulu ya da okulsuzluk öncesi ilk durağı; alternatif eğitim kurumları olur. Alternatif eğitim kurumları; müfredatı da, yöntemleri de geleneksel olmayan eğitim kurumlarıdır. Ülkemizde; Montessori, Waldorf, Reggio Emilia alternatif eğitim kurumlarının en sık uygulamaya çalıştığı eğitim modelleridir. Bu eğitim kurumlarının sayıları okul öncesi düzeyde her geçen gün hızla artsa da; ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde sayıları oldukça sınırlıdır. Gerçekten nitelikli olduğunu düşündüklerimizi ayırdığımızda ise geriye sadece şekilsellik kalır.
Şekilsellikten kastım; ahşap oyuncaklar ve mobilyalar, büyük bahçeler, doğa temalı afişler... Kısacası mevcut eğitim kurumlarına alternatif olduğunu savunan bu okul öncesi eğitim kurumlarından birçoğu pedagojik bir itirazdan çok, estetik bir ikna dili üretmek üzere kurulmuştur. Ve sözde çocukların gerçek ihtiyaçlarına yönelik sunulan bu unsurların hepsi daha çok ebeveynlerin vicdanlarını rahatlatmaya yöneliktir.
Ebeveynlerin yoğun çalışma koşulları, parçalanmış aile zamanları ve çok erken yaşlarda başlayan ekran maruziyeti; çocukları bu kurumların doğal hedefleri haline dönüştürür. Modern çağın tanılarından birisini almış bir çocuğa, pedagog yönlendirmesiyle çözüm olarak sunulan bu yapılar, afaki ücretleriyle de eğitimi sınıfsal bir ayrıcalığa çevirir.
Alternatif eğitim modelleri gerçek anlamda uygulandığı takdirde çocuğa da, aileye de büyük katkı sunabilecekken, ülkemizde bu eğitim modelleri eğitim kurumlarında çoğunlukla ismen varlık göstermektedir.
Çözüm; yeni ve pahalı modeller üretmek değil, ulaşılabilir olanı nitelikli kılmak. Doğru bir bilinç ve kamusal iradeyle köy okulları alternatif eğitim kurumları haline getirilebilir. Ancak bu doğayı da, eğitimi de piyasa alanı olarak görmekten vazgeçmeyi gerektirir.
Eğitim bugün gelir düzeyine göre satın alınabilen bir hizmete dönüşmüştür. Oysa eğitimin zorunlu olduğu bir düzende, herkesin bu hizmete eşit ve nitelikli biçimde erişebilmesi gerekir.