HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

Yazılarımı yazarken akıllı ve sürdürülebilir hayat yaşayan bir kadın hayal ediyorum. Bence bu kadın; bedensel farkındalığı yüksek, kendi sağlığını ertelemeyen, böylece çevresine ve toplumuna ilham olan kadındır. Kendi sağlığını yöneten kadın; toplumsal dayanıklılığın ve sürdürülebilirliğin teminatıdır.

Mutfakta sıfır atık, bütçede tasarruf konuşurken; bedensel ve zihinsel sermayemizi denkleme katıyor muyuz? Zihni temizlemenin ilk adımı, 'kendini önceliklendirme suçluluğu’ndan kurtulmaktır. Tıpkı bütçemizi kontrol ettiğimiz gibi, bu ‘pembe ekim’ ayı; takvimimizde yer açma ve o randevu alma zamanına işaret ediyor. Çünkü bir kadının kendi sağlığını ertelemesi sadece bireysel bir risk değil; hane halkından ülke ekonomisine uzanan büyük bir kayıp. Akıllı ve sürdürülebilir bir hayat yaşayan kadın; kendi bedeninin yöneticisi olan ve geleceğini güvenceye alan kadındır.

Neden Pembe Ekim?

Bu ay, Meme Kanseri Farkındalık Ayı; yani ‘Pembe Ekim’. Her yıl 1-31 Ekim tarihleri arasında dünya genelinde kamuoyunu bilgilendirmek, erken tanının önemine dikkat çekmek ve taramaları teşvik etmek amacıyla yürütülen küresel bir farkındalık dönemi. Tüm dünyada meme kanseri farkındalığının simgesi olarak giysilere, rozetlere, ambalajlara ve dijital mecralara pembe kurdele taşınıyor. İstanbul'da Boğaz köprüleri, dünyada Eyfel Kulesi, Empire State gibi şehirlerin simge yapıları pembe ışıklarla aydınlatılır.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), KETEM mobil araçları ve belediyeler 40-69 yaş arası kadınlara yönelik ücretsiz mamografi çekimlerini ve bilgilendirme kampanyalarını yoğunlaştırır. Düzenlenen erken tanı çağrılarında; 20 yaşından itibaren her kadının ayda bir yapması gereken elle meme muayenesi ve rutin hekim kontrolleri görseller, broşürler ve kamu spotlarıyla hatırlatılır. Özetle Pembe Ekim; sadece tıbbi bir uyarı dönemi değil, kadınların kendi bedenlerini tanımalarını, tarama randevularını ertelememelerini ve toplumun bu konuda kolektif bir bilinç geliştirmesini hedefleyen yaygın bir dayanışma ayı. Ve kesinlikle sadece sembolik bir kurdele takarak geçiştirilmemeli; çünkü takınılacak tutum kadının kendi yaşam kalitesi üzerindeki tasarruf yetkisidir.

Rakamların anlattığı gerçek

Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Mustafa Özdoğan’ın Ekim 2026 itibarıyla verdiği bilgilere göre; Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı'nın 2024 tahminleri şunu gösteriyor: Türkiye'de yılda yaklaşık 25 bin 80 yeni meme kanseri tanısı konuyor; bu, kadınlardaki tüm kanserlerin yüzde 24,5'i. Yılda yaklaşık 5 bin 600 kişi meme kanseri nedeniyle yaşamını yitiriyor. Son beş yılda tanı almış yaklaşık 92 bin kişi meme kanseriyle yaşıyor.

Bu nedenle bu ay kendimize 'pembe açıdan' bakıyoruz… Çünkü bu alandaki sosyal etki; sadece derneklere bağış yapmak ya da kurumsal projeler üretmekten ibaret değildir. Bir kadının kendi sağlığı için yılda sadece 20 dakikalık bir kontrol süresi ayırması bile, hane halkından iş hayatına ve toplumsal üretime uzanan zincirleme değişim dalgası yaratır.

Öz bakım değil, ‘öz yatırım’

Kendine zaman ayırmak bir lüks mü, yoksa sürdürülebilir bir yaşam tasarımı mı? Kadınlar genellikle bütçeyi, evi, mutfağı, ailenin sağlığını organize ederken kendi bedenini listelerin en sonuna koyar. Oysa sağlığı yönetmek de bir ekonomidir. Kişinin kendi sağlığını ertelemesi, sadece bireysel bir risk değil; hane ve toplum ekonomisi için de bir yüktür. Nitekim sağlık ekonomisi alanında yapılan son araştırmalar, meme kanserinde erken tanı ve zamanında tedavinin kamu sağlık sistemine 2025 fiyatlarıyla yıllık 25,4 milyar TL’lik tasarruf imkanı yarattığına işaret ediyor. Yani bir kadının muayenesini ertelemeyip takvimine o randevuyu eklemesi, sadece kendi yaşam kalitesini korumakla kalmıyor; aile bütçesinden ülke ekonomisine uzanan büyük bir kaynağın da doğru yönetilmesini sağlıyor.

Özetle erken teşhis, en yüksek getirili bir ‘öz yatırım’dır. Mutfakta sıfır atık, bütçede tasarruf konuşurken; bedensel ve zihinsel sermayeyi korumayı da bu denkleme katmak gerekir.

Sağlık farkındalığı için zihni temizleyip bedeni dinlemek

Kadınların zihnini en çok yoran şey, bitmeyen yapılacaklar listesidir. Mutfak, faturalar, iş toplantıları, aile... Ama ya kendi mamografi veya muayene randevusu?

Zihni temizlemenin ilk adımı, ‘kendini önceliklendirme suçluluğu’ndan kurtulmaktır. Bu histen kurtulmak, kadının toplumsal olarak kendisine öğretilen ‘fedakâr kadın’ anlatısını sorgulayıp boşa çıkarması ve kendi duygusal sermayesini geri kazanması anlamına gelir. Yaklaşık 40 yıl önce sosyolog Arlie Hochschild tarafından 1983 yılında ortaya atılan duygusal emek kavramı ve çerçevesi; bireyin kendi hissettiği ile hissetmesi beklenen arasındaki farkı kapatmak için ‘duygu yönetimi’ gerçekleştirdiğinin farkında olmasını gerektiriyor.

Hochschild’in belirttiği gibi, toplum kadınlara görünmez 'hissediş kuralları' yükler: Önce başkalarını düşün, sonra kendini... İşte bu yüzden bir kadının kendine, sağlığına zaman ayırması bir 'bencillik' gibi hissettirilir. Oysa kendini önceliklendirme suçluluğundan kurtulmak, toplumsal olarak öğretilmiş bu rolleri sorgulamanın ve zihinsel özgürleşmenin ilk adımıdır. Öte yandan Sosyolog Allison Daminger ve Susan Walzer’ın çalışmaları, ev içi ve toplumsal yaşamda planlama, hatırlama, takip etme ve endişelenme gibi görünmeyen işlerin çoğunlukla kadınların üzerine yüklendiğini gösterir. Modern sosyolojinin kuramcılarından Anthony Giddens’in ‘Öz Yansıtmalı Benlik Projesi’ne göre; bireyin kendi yaşam öyküsünü kendi kararları ve seçimleriyle inşa etmek zorundadır. Giddens, modern toplumda bireyin kendi yaşamını, sağlığını ve kimliğini etkin bir şekilde planlamak ve yönetmek zorunda olduğunu savunur. Bu nedenle sürdürülebilir bir hayat yaşamak isteyen kadın, kendi bedenini ve zihnini bir ‘tükenmeyen kaynak’ olarak göremez. Kendi sağlığını yönetmek bir bencillik değil, modern bireyin kendi hayatının sorumluluğunu alma kapasitesidir.

Ve…

Bir kadının sağlıklı kalması, bireysel bütçesinden toplumsal üretime kadar her alanda sürdürülebilirliğin teminatıdır.

O randevuyu alma zamanı

Ekim ayı, ‘Pembe Ekim’ diye niteleniyor, ancak bu sadece yoğun mesajlardan ibaret kalmamalı. Kadın sağlığı göze batan bir ‘harcama kalemi’ değil, toplumsal dayanıklılığın temel taşıdır. Bence kendi kontrolünü ertelemeyen kadın, aslında ailesinin ve toplumun geleceğini güvenceye almaktadır.

Bugün, bütçemizi kontrol ettiğimiz gibi; takvimini açıp kendimize o randevuyu alma zamanıdır.

Paylaş:
brush-purple Yorumlar