Anlaşılmadığımız ve görülmediğimizi hissettiğimiz ilişkilerde pasif bir izleyici olmak zorunda değiliz. Çağdaş Drama Derneği İstanbul Şubesi Başkan Yardımcısı Özlem Yıldırım’ın bildirisi, seyirci kalmayı bırakıp kendi hayatımızın yönünü belirlemeye giden yolun haritasını sunuyor.
Modern yaşam temposunda; aile içinde, iş hayatında ya da dâhil olduğumuz sosyal çevrelerde, sıklıkla bir duygu eşiğine takılıyoruz: Anlaşılmamak, görülmemek ve giderek kendi hayatımızın pasif bir izleyicisine dönüşmek. Çoğu zaman sorunları fark ediyor, şikâyet ediyor ama oyunu durdurup müdahale edecek adımı atmakta tereddüt ediyoruz. Peki, yalnızca ‘ait olmayı’ beklemek yerine kendi yaşam sahnemize çıkıp rolümüzü yeniden tanımlayabilir miyiz?
Çağdaş Drama Derneği İstanbul Şubesi Başkan Yardımcısı, Yaratıcı Drama Eğitmeni ve Forum Tiyatro Uygulayıcısı Özlem Yıldırım’ın 2. Eleştirel Pedagoji Kongresi’nde sunduğu ‘Forum Tiyatro Yoluyla Sivil Toplum Örgütlerinde Aidiyetin Yeniden İnşası’ başlıklı bildirisi, bu zihinsel dönüşümün kapısını aralıyor. Sivil toplum dinamikleri üzerinden kurgulanan ama bireyin gündelik ilişkilerine ışık tutan bu saha araştırmasıyla Özlem Yıldırım, pasif seyircilikten aktif özne olmaya giden yolun haritasını sunuyor.
Saha araştırması nasıl gerçekleştirildi?
Çalışma, 20 Nisan - 21 Haziran 2026 tarihleri arasında Çağdaş Drama Derneği İstanbul Şubesi üyesi 16 kişilik bir grupla yürütüldü. Katılımcıların büyük bir kısmı sivil toplum örgütlerinde aktif rol alan isimlerden oluşurken; süreç kapsamı Kadın Dayanışma Vakfı, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Uluslararası Af Örgütü, Sivil Toplum için Destek Vakfı, Mahalle Afet Gönüllüleri ve Hayat Sende Derneği gibi 21 farklı sivil toplum örgütünden temsilcilerle yapılan görüşmelerle zenginleştirildi.
Çalışmada veriler; ön ve son değerlendirme formları, derinlemesine görüşmeler ve süreç gözlemleri aracılığıyla toplandı. Analiz kurgusu ise; “ön değerlendirme-atölye-tartışma-seyirci-oyuncu müdahalesi-son değerlendirme” şeklinde doğrudan deneyime dayalı bir akışla sağlandı. Böylece katılımcılar, soyut tartışmalar yürütmek yerine çatışmalı durumları sahnede bizzat deneyimleyerek alternatif çözümler üretti.
Statik aidiyetten aktif varlığa
Atölyeler ve ön-son değerlendirme verileri, ‘bağ kurma’ ve ‘ait olma’ kavramına dair algıları derinden sarsacak nitelikte. Sürecin başlangıcında katılımcıların aidiyeti; daha çok ‘bir yere ait olma, evinde hissetme ve köklenme’ gibi pasif kavramlarla açıkladığını anlatan Yıldırım, Forum Tiyatro metoduyla kendi hikâyelerini sahneye taşıyan bireylerde bu tanımın tamamen değiştiğini belirtiyor.
Çalışmada aidiyetin, yalnızca sessizce kabul görmek ya da bir köşede edilgen biçimde durmak olmadığını vurgulayan Özlem Yıldırım’a göre hakiki aidiyet; ‘aktif görünürlük, karşılıklılık, hak talep edebilmek ve demokratik katılım’ ile inşa ediliyor. Araştırmaya katılanların yüzde 86,7’si süreç sonunda aidiyet farkındalıklarının arttığını ve yüzde 66,7’si ‘değer görme’ kriterinin aidiyet inşasında mutlak belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Görünmeyen hiyerarşiler ve duygusal yükler
İlişkilerde ve toplumsal hayatta bizi seyirci kalmaya iten en büyük engel, görünür ya da örtük biçimde üretilen ezen-ezilen ilişkileri ve güç hiyerarşileridir. Kadınların ve bireylerin gündelik yaşamda sıkça karşılaştığı iletişim kopuklukları, karar alma mekanizmalarının dışında bırakılma ve fikirlerin karşılık bulmaması, bağ kurma hissini doğrudan zedeliyor.
Çalışma kapsamındaki atölyeler, sunduğu deneyimsel süreçle katılımcıların gündelik yaşamdaki bu güç dengesizliklerini ve manipülasyon tekniklerini somut olarak görmelerini sağlıyor. Nitekim araştırmaya katılanların yüzde 73,3’ü, bu atölyeler sayesinde ilişkilerdeki görünmeyen ezen-ezilen dinamiklerini fark ettiklerini ve kendi rollerini ilk kez bu gözle sorguladıklarını belirtiyor. Yıldırım'ın aktardığı katılımcı deneyimlerindeki "Hepimizin yer yer ezen yer yer ezilen rolünde olduğunun farkına varmamız" tespiti, tıkanıklıkları aşmak için ilk adımın bu örtük güç ilişkilerini görünür kılmak olduğunu gösteriyor.
"Başka türlü bir davranış mümkün!"
Forum Tiyatro’nun felsefesindeki ‘seyirci-oyuncu’ kavramına dikkat çeken Özlem Yıldırım, bireyin sahnedeki çatışmalı durumda oyunu durdurup alternatif bir davranışı canlı olarak denemesinin dönüştürücü gücünü vurguluyor.
Yıldırım, "Başka türlü davranmanın gerçekten mümkün olduğunu bedensel ve canlı biçimde görmek beni etkiledi" diyen katılımcıların deneyiminden hareketle, zihinsel dönüşümün eyleme geçmeden gerçekleşemeyeceğini savunuyor. Araştırma verileri de bu tespiti destekliyor: Katılımcıların yüzde 93,3’ü çalışma sonrasında süreçteki etkileşimin ve pratik çözüm arayışının bireysel güçlenmelerinde doğrudan rol oynadığını ifade ediyor.
Kendi sahnenizin aktörü olmak için 4 adım
Özlem Yıldırım, araştırmasından elde ettiği somut bulgulara dayanarak gündelik yaşamda ve ilişkilerde pasif seyircilikten aktif özne olmaya geçiş için şu ilkelere işaret ediyor:
Hayat, başkalarının yazdığı senaryoları izleyecek kadar uzun değil. Kendimizi ait hissettiğimiz, değer gördüğümüz ve kendi sesimizle var olabildiğimiz bir yaşamı inşa etmek için ihtiyacımız olan tek şey; Özlem Yıldırım’ın da altını çizdiği gibi seyirci kalmayı bırakıp o sahneye bir adım atmak.