Kürekleri ele almak

Bu aralar içimde dev bir memnuniyet ve kendimden ve her şeyden razı olma hâli var.


Yaşama sevincim ve aslında kimisi zorlu olan türlü deneyimlere dair olan heyecanım; yaptıklarım, yapmadıklarım, yapamadıklarım; olduğum kişi, olmasını istediğim kişi, bütün bu "kişi"lerin ötesinde olduğumu bilen şahit tarafım, bunu bazen deneyimleyip derinlerimde biliş'im bazense unuttuğum zamanlar; kafa karışıklıklarım ve net olamamalarım, acizliğim; bazen de ne yaptığını, nereye gittiğini çok iyi bilen tarafım, kudretim...


Bunların hepsini -her daim ve aralıksız değilse de çoğu zaman- büyük bir keyifle seyir hâlindeyim. Yaşam denen şeyin derinliği, geçiciliği, süreklilik arz eden değişkenliği büyüleyici ve gözümü açık tutabildiğim, farkındalığımı koruyabildiğim takdirde her an sonsuz sayıda lütuf içeriyor. Yeter ki oto-pilota geçmeyeyim ve ezber bir yerden yaşamayayım bu hayatı...


Lütuf demişken, yazının akışıyla bağlantısı olmayan ama bugünlerde içimde çok canlı olan minik bir paylaşım yapmama müsaade edin. Son zamanlarda deneyimlediğim iki lütufu diğerlerinden ayrı bir yere koymak istiyorum, zira vuku bulduklarında neredeyse kelimenin gerçek anlamıyla eriyorum: Bir tanesi, bir kedinin gırıldayarak geldiği ve karnımın üstüne veya mesela sırtıma yattığı ve beni ihya ettiği anlar (ki birkaç yıl öncesine kadar bu kadar yakın hissetmezdim kendilerine), bir diğeri ise bir çocuğun birdenbire, sorgusuz-sualsiz ve hesapsız-kitapsız çat diye sarılıverdiği anlar... Birinci lütuf, özellikle son zamanlarda yoga derslerinde Seda Hocamın kedisi aracılığıyla beni bulurken ikincisini ise yakınlarda, geçtiğimiz haftaki yazıda da bahsi geçen Çocuklarla Yaşam Kampı'nda deneyimledim. Şu an bunları yazarken içim ürperiyor.


Yazının akışına dönelim. Bahsettiğim memnuniyet ve yaşamdan keyif hâli, benim fabrika ayarım zaten. Çoğunlukla coşku, heyecan ve sevinç içindeyimdir. Tabii ki düşüşlerim, çöküntülerim, yaşamın anlamını kaybedişlerim olmuyor değil (bkz. 3 Mart'ta yazmış olduğum Depresyonumsu isimli yazı) lakin nasıl desem, yılın bi' 300 günü falan aydınlık tarafta olduğumu söyleyebilirim; bilemedin 290.


Bunla birlikte geçtiğimiz yıldan beri fazlaca gündemimde olan eril-dişil dengesi konusu ve son yıllarda güçlü bir şekilde deneyimlediğim dişil tarafın yanında güçlenen sağlıklı eril tarafın da bende daha fazla zuhur etmesi, yaşama keyfimi ve kendimden razılığımı çok daha üst bir noktaya taşıdı.


Neyden mi bahsediyorum? Bu satırlarda zaman zaman atıfta bulunduğum üzere benim için net bir şekilde milat olan 2012 yılında başlayan şahane bir serüvenin içindeyim. O günlerde yaşadığım şehri, çalıştığım işi ve ilerideki potansiyel işleri, yaşayageldiğim yaşamı bir yana bırakıp yepyeni bir hayata adım atıverdim. Bu yepyeniyi ne kadar anlatsam bitmez, içinde ne ararsan var: Yaşama felsefi olarak bakışım, kendimle ve diğerleriyle ilişkim, canlı-cansız tüm varlıklarla olan ve olmayan iletişimim; ilişkilere, paraya, gıdaya ve yaşamın tüm temel bileşenlerine dair değişmeye başlayan fikirlerim, kabullerim, çözülmeye başlayan ezberlerim...


İşte tüm bunlar olup biterken yaşama -o an adını bu şekilde koymazdım ama- son derece dişil bir yerden yaklaşmaya başlamışım. Şimdi bulunduğum yerden baktığımda, dünyada süregelen sağlıksız eril enerji kutbundan diğerine sıçrama ve orayı deneyimleme isteği oluşmuş içimde. Ve bu, kendimi tamamen yaşama teslim etmeye, akışla birlikte olmaya, yaşama güvenmeye, sezgilerime açılmaya ve onları dinlemeye, rüzgar nereden eserse onun götürdüğü yöne doğru uçuşmaya götürdü. Fena mı oldu? Zinhar! O kadar güzel akışların, uçuşların içinde dolandım ki... Yaşamla savaşmaktansa onun kaldırma kuvvetine kendimi bıraktığımda beni nasıl da güzel hikâyelere, coğrafyalara, kişilere taşıdığını birinci elden deneyimledim. Ve bütün bu yıllar boyunca öyle kıymetli lütuflar sundu ki bana, içimdeki şükran bazen öylesine kabarıyor ki nasıl ifade edeceğimi ve bütün bunların karşılığını nasıl vereceğimi şaşırdığım zamanlar oldu, oluyor.



Velhasıl dişil kutbu deneyimlemek benim için bir sürü tatlı kapıyı kendiliğinden açtı, birçok şey kolayca oluverdi ve bana düşen bütün bunların tadını çıkarmak oldu. Ve fakat bir an geldi çattı ve yaşamda bundan daha fazlasının da olduğu bilgisi karşıma çıktı. Kendini açan, bırakan, teslim olan, güvenen ve alıcılığıma gelen muhteşem karşılıklar (lütuflar) üzerinden yaşayan ben, bunu tamamen bırakmadım ve fakat diğer tarafın da varlığını fark etmeye, onurlandırmaya ve yaşamıma kattığım takdirde çok daha fazla genişleyebileceğimi görmeye, çok daha fazla bütün olabileceğimi, çok daha derin deneyimlere yelken açıp yaşama çok daha fazla hizmet edebileceğimi idrak etmeye başladım. Bahsettiğim taraf eril yanım idi.


Sorumluluk alan, akışa bırakmakla kalmayıp zaman zaman kürekleri kullanarak gidişata yön veren, daha aktif, daha analitik olan diğer parçam... Günümüz dünyasına hakim olan sağlıksızlıklar nedeniyle toprağın altına gömmek istediğim ve tu-kakaladığım yanım... Oysaki şu an olduğum yerden sorunun eril enerjide değil, onu yaşama hizmet etmeyen ve tahrip edici bir yerden yaşamlarımıza ve sisteme giydirmiş olmamızda olduğunu, aslında ne kadar gerekli ve yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu görüyorum.


Ve son birkaç yılda ortaya çıkmaya başlamış olup geçtiğimiz yıl içinde daha bir görünür olan bu konu beni yaşamda daha aktif bir yere taşımaya başladı. Kendimi ya da başkalarını hırpalayarak değil ama hareket enerjisinin taşıyıcılığına ve gücüne dayanarak yaşamdaki güzellikleri çoğaltmaya, daha fazla var olmaya, daha fazla eylemeye başladım (evet, hem de corona sürecinde iken!) ve bunlar beni çok daha güçlü doyumlara götürüyor.


Bugünlerde nasıl olduğumu, neler yaptığımı soran dostlara sıkça verdiğim cevapta kendimi elinde bir sürü top olan bir jonglöre benzetiyorum. Altı-yedi tane topu havaya atmışım ve hiçbirini düşürmeden devam edebilmek için ciddi bir çaba ve emek içindeyim. Ve bir o kadar keyifte, neşede, coşkuda... Zaman zaman dikkatimin dağıldığı ya da gücümün yetmediği durumlarda düşürdüğüm olmuyor değil lakin iki nefes aldıktan sonra hemencecik topluyorum topları ve başluyorum yeniden çevirmeye...


Bu aralar çevirdiğim topları kısaca paylaşmak isterim: Hem çevrimiçi hem yüz yüze çemberlere devam ederken bir yandan yakın gelecekteki olası çemberli buluşmaları düşünüyor, taşınıyor, kurguluyorum. Haftada bir bu mecra üzerinden yazdığım yazılarla hem kendi içimdekileri kristalleştirme hem de sorgulamalarımı, araştırmalarımı ve ulaştıklarımı birileriyle paylaşma fırsatım oluyor. Bir yandan mevsim gereği ve korona kısıtlamalarının da yardımıyla, bahçe-bostan işlerine zaman ayırmaya çalışıyorum. Yetmiyor, gerek teknolojinin yardımıyla gerekse eski usûl (yani yüz yüze) buluşmalar, sosyalleşmeler, fikirleşmeler, dayanışmalar tam gaz devam ediyor ve bir şekilde çok fazla insanla temas hâlindeyim. Fırsat buldukça okumaya, film izlemeye zaman ayırıyorum. Burada olduğum sürece haftada iki yoga dersimi katiyen kaçırmıyor ve evde de elimden geldiğince pratik etmeye çalışıyorum. Bir süredir biraz geri planda kalsa da bu aralar meditasyonla yeniden bağ kurmaya alan açıyorum. Ah tabii bir de geçtiğimiz iki hafta yazmış olduğum kabile olma, oluşturma konusu var: hayal ettiğim topluluk yaşamına kavuşmak için düşünüyor, taşınıyor, konuşuyor, hayal kuruyor ve muhtelif adımlar atıyorum.


Ve tabii ki bütün bunların arka planında kendini bilme, kendini izleme, kendini anlama yolculuğu her daim devam ediyor. Yoğun gündemimin içinde kaybolmadan, kendimi unutmadan, tüm bu adımları farkındalık içinde atmaya özen gösteriyorum, ki bunu büyük oranda kotarabildiğimi sanıyorum.


İşte bütün bunlara eş zamanlı olarak yetişmek eril tarafın işi. Yıllarca dişil taraftan çok güzel beslendim ve bunun sonucunda kendimi, yaşamı anlamaya, öğrenmeye başladım; neticede ortaya çıkan lütufları, armağanları daha fazla paylaşmak için bolca da enerji biriktirmişim belli ki. Şimdi o sayede kendi başıma ördüğüm çoraplarla, -pardon! çoklu görevlerle- keyifle ve çok da zorlanmadan ilgilenmeyi, hemhâl olmayı becerebiliyorum. Ve artan memnuniyetim, artan kendimden razılığım, artan yaşama sevincim de buradan geliyor diye düşünüyorum.


Daim olsun...


Not: Birçokları gibi, eril - dişil gibi kavramlar da yaşamı anlamak, okumak için oluşturduğumuz yaratımlar. İçimizde aslında böylesine net ve birbirinden ayrı taraflar olduğunu düşünmüyorum fakat farklı niteliklerimizi algılamak ve bir yerlere oturtmak için bu tanımları faydalı buluyorum. Bu tanımlamaları yapan da eril taraf dediğimiz parçam mesela... :)



Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.