Ölüm

"Ben, Emre, bu dünyayı çok sevdim. Duyularım aracılığıyla deneyimlediklerimi çok sevdim. İnsan olma tecrübesi paha biçilemez. Tüm o inişler ve çıkışlar bana yaşadığımı hissettirdi. Her an, sadece kendime sadık kaldığım bir yaşam sürdürmeye çalıştım. Gittikçe birlik bilincine yaklaştığım bir yaşam oldu bu. Birkaç yıl önce olsa korkardım ama bugün çok fazla korkmuyorum. Yine de bir tuhaf geliyor. Bu gerçekten oluyor mu yani? Ciddi ciddi ölecek miyim? Öldüğüm an'da ortada bir 'ben' kalmıyor. Bu durumda insan ölebilir mi? 'O öldü.' denebilir mi? Öldükten sonra, o an'dan itibaren o artık o değil ki... Giderayak yine felsefe yapıyor olmak da komik değilse ne? Vaktim doldu; 5 dakikada çıkan bu. Gülücük..."


Geçtiğimiz pazar günü, HTHayat'tan da köşe komşum olan sevgili Berna'nın çevrimiçi gerçekleştirdiği "Ölüm Meditasyonu" buluşmasında yaptığımız çalışmalardan birinde, kısa bir süre içinde öleceğimiz bilgisi ile beş dakika içinde bir veda mektubu yazmamız istendi; yukarıdaki alıntı orada çıkıveren mektuptan ibaret. Ekleme/çıkarma yapmadan, olduğu gibi aktardım.


Ölüm yaşamda yutulması en zor lokmalardan biri; demir leblebi dediklerinden... Öleceğini bilerek yaşayan insanoğlu gerçekten de büyük bir yükün altına girmiş... Benliğin, nefsin, egonun (istediğinizi seçin) yaşama umutsuzca tutunma çabası ve ne kadar tutunursa tutunsun bir gün kapıyı çalacak olan ölümün kaçınılmazlığı... İnsanın içi buz kesiyor!


Bu kadar gerçek ve üstelik böylesine sıkı bir konu olan ölümün hiç konuşulmaması, yok sayılması, görmezden gelinmesi ise ilginç. Ölümden sıkı olmasın; para, cinsellik gibi diğer sağlam konular da genellikle aynı kaderi paylaşıyorlar ve tam da bu sebeple yaşam yolculuklarımızdaki düğümlerin pek çoğunun müsebbibi bunlar. Halı altına süpürdüğümüz, üstüne düşünmekten, ifade etmekten kaçındığımız ne varsa orada bir kabartı yapıyor ve sürekli olarak ayağımıza takılıyor. Çoğu zaman sebebinin farkında bile olmaksızın sık sık yere kapaklanmış buluyoruz kendimizi. Ne kadar düşsek de halının altını temizleyip rahatlamaktansa orayı şişirmeye devam ediyor çoğumuz.


***


Yakın zamana kadar içimi titreten bir olgu idi. Aklıma her gelişinde aynı inanamamazlıkla dehşete düşüyordum: "Gerçekten de öleceğim bir gün! Tanrım!" Birkaç dakika içinde konuyu savuşturuyor (bkz. halı altı) ve o an için rahatlıyordum, ta ki bir kez daha zihnime düşene değin. Zorlanışım, ölümün kendisinden çok, ben gittikten sonra her şeyin devam edecek olmasını kabullenemememden geliyordu bu arada. Kıyamet gerçekten kopacaksa bir gün, benim yaşamıma denk gelmesini hep çok istedim bu nedenle; hep birlikte gittiğimiz takdirde bir sorun yoktu lakin ben gittikten sonra -hiçbir şey olmamış gibi- yaşamın devam edecek olması hiç hoş değildi.


Canım nefs'im, ne sanıyorsa kendini...


Bu arada korkum tamamen kendi ölümüme dairdi. Sevdiklerimi, ailemi, dostlarımı kaybetmek hiçbir zaman çok fazla korkutmadı beni ama kendimin yok olacağı düşüncesi her zaman ürpertti.


Ne olduysa oldu, bu korku bir süredir -tamamen değilse de- büyük oranda sahneden çekildi. Berna ile yaptığımız çalışmada paylaşım sorularımızdan biri, ölümün kaçınılmaz olduğu gerçeğinin bize ne hissettirdiği idi ve bu soruyu önce içimden, sonra dışımdan cevaplarken fark ettim ki pek de bir korku kalmamış içimde; sıfıra değilse de üçe falan düşmüş (kaç üzerinden acaba). Buna dair ise iki ana sebep görüverdim zihnimde:


Bunlardan biri, gittikçe güçlenen inancım. Her ne kadar tam, eksiksiz ve şüphesiz bir iman noktasına gelmiş olmasam da günbegün oraya yaklaşıyor gibiyim. İnancımın net bir ismi olmamakla birlikte onu tek bir kelimeye indirgemem gerekse tevhid derdim. Yani birlik... Hepimizin ve canlı-cansız tüm varlıkların O'nun tezahürü olduğuna dair inancım arttıkça ölüm korkusundan pek bir eser kalmıyor.


Bu inanç güçlendikçe ve yavaş yavaş emin olmaya (iman) doğru yol aldıkça, neyden ve neden korkayım ki? Eğer ki her şey O ise ve her şey O'ndan ise, ortada ölüm ve dahi doğum bile kalmıyor. Tüm olan sadece ve sadece form değişikliği... Emre insanı ölüyor, bedeni çözünüyor ve milyonlarca böceğe, bakteriye yaşam alanı doğuyor; bunları yiyen çok minik ve onları yiyen daha büyük böcekler, sürüngenler, onları yiyen tavuklar; ... derken o tavuğun yumurtasını yiyen bir Havva'dan yeni bir insan dünyaya geliyor (Adı Aşk olsun mesela) ve döngü devam ediyor.


Emre insanı öldüğünde ona dair diğer şeyler de kaybolmuyor. Düşünceleri, sözleri, yapıp ettikleri; onu hatırlayan, onun varlığını bilen tek bir kişi kalmadığında dahi evrende yaşamaya devam ediyor. Herkesin ve her şeyin, o veya bu şekilde her an birbirine etki etmesi kaçınılmaz olduğuna göre, Emre'nin ve tüm insanların, tüm hayvanların ve tüm varlıkların ortaya koyduğu her bir hâl ve eylem, aslında -aynı mantıkla- ezelden gelen sonsuz sayıdaki etkileşimden meydana gelmekte ve bu, aynı şekilde sonsuza kadar devam edecek. Hiçbir şey kaybolmuyoryani! (Umarım siz de bu paragrafta kaybolmadınız.)


İllaki kaybolan bir şey bulmak istiyorsak, o da egolarımız galiba, yani nefsimiz; onun dışındaki her şey, yani tek şey, yani O, her an yeni formlara bürünerek durmaksızın var oluyor evrende. Bunları yazarken, tam şu dakikada şunun aydınlanmasını yaşıyorum: Egonun bir yanılsama olduğu gerçeğini çok iyi anlatmıyor mu bu durum? Yani, kaybolan tek şey oysa eğer... Evreka!!! (mı?)


Ölüme dair korkumu azaltan diğer ana sebep ise dolu dolu yaşıyor olmam diye düşünüyorum. Yaşamıma ve özellikle son sekiz buçuk yıla baktığımda, her geçen gün kendime daha çok yaklaştığımı, olmam gereken kişi olduğumu ve yapmam gerekenleri yaptığımı görüyor ya da sanıyorum. Bu, içimde herhangi bir keşke'nin kalmamasına yol açıyor. Keşkenin olmadığı yerde pişmanlık, pişmanlığın olmadığı yerde de ölüm korkusunun barınması, insanın gözünün arkada kalması pek mümkün değil sanki.


Yaşamıma ve niyetlerime baktığımda gerçekten de burada daha yapacak çok işim olduğunu görüyorum ve hiçbir yere gitme isteğim yok. Velakin oldu da öyle bir durum vuku buldu, nispeten kolay kabullenirmişim gibi geliyor. Yine de bu satırları yazarken içimiz cız ettiğini eklemeliyim.


Bugünlerde ölümle olan ilişkim işte bu şekilde sayın seyirciler.


***


Çok kısa bir süre içinde öleceğiniz bilgisi gelse, siz ne yazardınız?


Denemek isteyen?..

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.