Çok güldük diye mi çok ağladık?

“Çok gülen çok ağlarmış”ı duyup da sinir olmayan var mı?

 

Şimdi bunun sosyo-kültürel derinliklerine hiç girmeden, sadece kendimizi durduk yere çok iyi hissettiğimiz zaman ardından beklediğimiz olumsuz hisleri-havadisleri deşmekle yetineceğim.

 

Geçen akşam tam da böyle bir hisle, geç bir vakitte, çiçeklerin güllerin altında pek güzel görünüyor diye bir banka oturup biraz etrafı seyrettim. Her yanım caddeyle kaplı, saat 11 olmuş hala arabalar vızır vızır. Arkamda belediye binasının basit ama renkli bahçesi. Oncağız çiçekten ağaçtan gelen mis kokular bile başımı döndürmeye yetiyor. Biraz oturayım hele. Çok yoğun, yorucu bir gün oldu ama beni yoran her işten keyif aldım da aynı zamanda.

 

Yorgunluğum tatlı geliyorsa, doğru yoldayım diye düşünüyorum.

 

Hiç doyamadığım uykulardan erkenden vazgeçip yollara düşüyorsam sevdiğim işi yapmak için, doğru yerdeyim diyorum.

 

İş çıkışı koştur koştur doula toplantılarına, başka eğitimlere, kadın çemberlerine gidip beş dakikalık bir kızkardeş masajıyla bütün günün yorgunluğunu atabiliyorsam, çok şanslıyım diyorum.

 

Şanslıyım. Mutluyum. Güzel, aşkla dolu bir zamandayım. Aman şükretmeyi ihmal etme Duygu!

 

Gülümsemeye başlıyorum. Tek tük gördüğüm insanlar da gülümsüyor sanki. Arabaların içinde, yüzlerini görmediğim insanların da gülümsediğini hayal ediyorum. Ve aklımdan hemen şu monolog geçiyor:

 

“Durduk yerde bu kadar iyi hissediyorum, başıma bir iş gelmesin?”

 

“Yok canım! En sevmediğim laf! Çok güldüm diye çok ağlayacak değilim. Bu lüzumsuz kodlardan arınmaya niyet ediyorum…”

 

Derken…

 

Yürüdüğüm kaldırımın sadece birkaç metre ilerisinde bir araba fren yapıyor, bir çığlık duyuluyor, araba basıp gidiyor, tekerleğin altına giren kediyi görüyorum. Ellerimi kaldırıp çığlık çığlığa bağırıyorum ‘durun, kedi var!’ diye.

 

Telaş içinde kaldırıma ulaşıyor kedi bir bacağını sürüyerek.

 

Başka bir araç durmuş “abla vallahi ben çarpmadım!” diyor bana. Umrumda mı kim çarpmış. Yavrucak acı içinde bağırıyor, atmış kendini kaldırıma. Sürekli başını okşuyorum. Bir süre sonra hareketsizleşiyor. Elim karnında, kalbi atıyor.

 

Telefondan hemen acil veteriner numarası aranıyor. Belediyeden bir güvenlik görevlisi yardımcı olmaya çalışıyor, belediyenin veteriner hizmetinin 24 saat olmadığını öğreniyoruz. İki üç kişi daha duruyor yanımda, ne yapsak diye sorup duruyorlar. Kediyi birkaç parça gazeteye dikkatlice yatırıp, pek oynatmamaya çalışarak kucağıma alıyorum. Taksiler durmuyor. Beşinciye binebiliyorum, yanımdaki kadın önüne atlamasa o da durmayacaktı belki. Neyse insaflı çıkıyor taksici, yetiştiriyor veterinere.

 

Hemen kalbini dinleyen veteriner hekim, “maalesef” diyor. “Siz bırakın, biz gömeriz bir yere.”

 

Neye kızacağımı, hangi birine ağlayacağımı şaşırıyorum. İçimdeki yargıç başlıyor:

 

“Ah be kuzum, ne biçim atladın yola öyle!”

 

"Aynı veterinerde en son Morgana'ya ağlamıştım..."

 

“Çarpan her kimse, görmemesi imkansız, belki durup alsaydı arabaya yavrucağı yetiştirirdik, ölmezdi belki…”

 

“Şehirde yaşamak ne berbat şey!”

 

Daha bir dolu…

 

Veterinerden çıktığım cadde, bu mevsimde yürümeyi en sevdiğim caddelerden biri. Mis gibi ıhlamur kokuyor. Köpeğini gezdirmeye çıkarmış birileri, delirmiş gibi oynuyor iki köpek ilerde. Öbür tarafta kafede sevgilisinin omzuna başını koymuş gülümseyen aşık bir kadın görüyorum. Ağlamam bir türlü geçmiyor ama ıhlamurun kokusunu alabiliyorum.

 

“Ah yavrum… Yaşasaydın keşke. Küçüktün daha, bir yaşını geçmemiştin kesin…”

 

Aklımdan bir türlü çıkmıyor. Ama dağılmıyorum. Derin nefesler alıyorum.

 

Eve döndüğümde annemle kardeşime anlatıyorum. Çok üzülüyorlar tabii. Ama ilginç bir şekilde, bu yaşıma kadar sıklıkla yaptığım gibi kendimi annemin kucağına atıp ağlamaya devam etmiyorum. Terasa oturup “ee ne oldu şimdi, çok güldüm diye mi çok ağladım?” diye soruyorum kendime.

 

Çok güldüm diye, bu dramla baş edebilmeyi becerdim belki de. O kadar iyi ve dengeli hissettiğim için ‘ben elimden geleni yaptım’ rahatlığı kolayca gelip yerleşebildi üzerime. Yavrucağa üzülmeye devam ediyorum. İçimin sıkışması bir türlü geçmiyor. Ama acıya da teslim olmuyorum. Yakın zamanda kaybettiğimiz kontes Morgana'nın onu kedi cennetinde karşıladığını filan düşünmeye başlıyorum, çocuksu teselliler bunlar ama hoşuma gidiyor.

Gerçekten merak edip öğrenmek istediğim her şeyi bütün detaylarıyla karşıma çıkaran, bana nezaketle öğreten hayata, evrene bir kez daha şükürlerimi sunup minik minik ağlamaya devam ediyorum.

 

 

(Resim tonyhurst'ten...)

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av. Aybike Şatır Oskay anlatıyor.
    Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av....

    Süresi : 33:33 İzlenme : 295

  • Anne Bebek Nefes Çalışması...
    Anne Bebek Nefes Çalışması...

    Süresi : 14:15 İzlenme : 1727

  • Bebek bakımında en sevmediğiniz konu nedir?
    Bebek bakımında en sevmediğiniz konu nedir?

    Süresi : 00:55 İzlenme : 1477

  • Vajinismus nedir, nasıl tedavi edilir?
    Vajinismus nedir, nasıl tedavi edilir?

    Süresi : 01:37 İzlenme : 3164

  • Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç kez denenmelidir?
    Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç...

    Süresi : 05:14 İzlenme : 1292

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön