Kendim olmayayım da kim olayım?

Aşık olduğum biri bana ‘edepsizleşmekten çekindiği için’ o gün mümkün olduğunca kendisi olmamaya gayret ettiğini söylemişti.


O gün bugündür kafa yoruyorum bu mesele üzerine. Hatta geçenlerde yazdığım ve buralarda yayınlanan ‘Nasıl kendin olursun?’ başlıklı yazıda da kendini algılama biçimlerini sağlıklı bir şekilde ele almanın yollarını araştırmıştım. Kesmedi. Biraz daha söylenmem gerekecek.


Kendimi hiç kendim gibi hissetmediğim bir dönem geçirdim. Bilmediğim başka bir şehirdeydim, yalnızdım, iki kedimle bir rutinin içerisine sıkışmış, Aşağı Ayrancı’dan Yukarı’ya mekik dokuyordum. Geçen altı ayda tam 10 kilo aldım, sonra nasıl darlandıysam, şehirde kalan son iki ayımda 12 kilo birden verdim. Patron sonunda çıldırıp ‘ay dağılın, bu galiba olmayacak’ dediği için yarım yamalak yayına giren bir web sitesi için çalıştım durdum, şahane bir doula eğitiminin bir döneminde eğitmenlik yaptım, bir yazarlık atölyesini çok da başarılı olamadan da olsa tamamladım, bir de hayırsızın birine aşık oldum.


Uğruna şehir değiştirdiğim iş saçma sapan bir şekilde bitince, aşkıma da karşılık alamayınca, köyüme döndüm. Artık daha ‘kendim gibi’ olabilirdim, ne kadar eğlenceli ve ‘cool’ biri olduğumu hatırlayabilirdim, eşime dostuma sarılıp yaratmaya, üretmeye ve çok eğlenmeye devam edebilirdim.


Tam öyle olmadı. Depresyondaydım. Burada, doğup büyüdüğüm Kadıköyümde yeniden bulacağımı sandığım ‘kendimi’ hiçbir yerde bulamadım. (Her sokağa baktım.) Kayıp mı olmuştum? Artık yok muydum? Başkasına mı dönüşmüştüm? Birden o kadar kilo vermek çok iyi hissettirmeyecek miydi, aynadaki de kimdi? Vaat ettiği tazminatımın sadece bir kısmını verip o işle ilgili tüm hayallerimi darmadağın ederek kayıplara karışan patronumu arayıp neden söylenemiyordum? Öbür hayırsız eşşoğlueşşek bi arayıp hatrımı sorsa olmaz mıydı?


Aynada gördüğüm Duygu kimdi?

Kimse oydu tabii ki. Başka kim olacaktı? (Hayırsız bana bir keresinde ‘sen de çok kadın kadınsın’ demişti de ‘ulan adam-adam mı olayım hıyar!’ diyememiştim.)


Terapiye başladım. İnsanlar terapiden nasıl fayda görüyor bilmiyorum ama ben, yabancı bir profesyonele kim olduğumu anlatmaya çalışırken tüm parçalarımı bir araya getirip bir Duygu Haritası oluşturduğumda, ‘oha hepsi benim ki’ diyerek yüksek dozaj bir aydınlanma ile şifalandım. Üstelik sadece üç seansta. (Devam ediyorum tabii ki, şifa öyle bir çırpıda olup bitmez.)


Hayati aydınlanmalarımın hemen hepsinin dünyanın en basit gerçeklerine dayanıyor olması gerçekten büyüleyici.


Günlüğüyle arka sıralara saklanmış hırkasının kolunun ucunu kemiren genç kız da bendim, aşık olduğu adamın peşinden başka şehirlere koşup üniversiteyi birkaç sene uzatan rastalı da. 25 yaşında evlenip, ev kadınlığı rolüyle heyecanlanıp, bir süre sonra rengarenk mutfağından ve gittikçe toksikleşen kocasından koşarak uzaklaşan da bendim. İlişkiler onaran, bozan, gezen, dünyanın çeşitli yerlerinde çeşitli hikayeler anlatmaktan ve dinlemekten muazzam bir haz alan bendim. Bin ateşin başında bin başka şarkı söyleyen Duyguların hepsi bendim.


Benim.


Kendim olmadığım tek bir an bile yok. Olamaz ki!


Sadece, aynada görmek istediğim, sevdiğim insanlara takdim etmek istediğim Duygu imajına uymayan bazı hallerim var. Depresyondan kafamı kaldıramayıp yatakta dönüp durduğum halimi kimse görsün istemem, çünkü o çok da ben gibi değilimdir, yani işte benimdir de, olmak istediğim benden çok uzaktadır.


Ya da çok sevdiğim (ya da daha çok sevmek istediğim) birinin benim hakkımda atıp tutması, beni anlamaması, buyur ettiğim bahçelerime tenezzül etmemesi beni o kadar kırmıştır ki, yeterince kendim olamadığım için beni anlamadığını düşünür kendimi suçlarım.


Kendim olma-olamama kaygısıyla uzaklara bakan halimin de her bir zerresi benim.


“İdeal Duygu İmajı” her zaman olumlu özelliklerimi yansıtmıyor elbette. Kendimi eksik gördüğüm bir konuda müthiş başarılar elde ettiğimde de “ay bunu başaran ben miyim, kim bu” diye şaşırdığım olmuyor mu?


Hatırlamam gerek. O tuhaf sekiz ay boyunca, kendime hiç yakıştıramadığım bazı hallere büründüm diye kendimden başka birisi olmadım. Döndüğümde bulacağım biri de yoktu ki burda. Osho’yu sevmem ama bazı sözleri aklıma takılır; “sana kendini sev diyemem, çünkü seven ve sevilen olarak ikiye ayrılamazsın, sen bir bütünsün” der bir konuşmasında. Ben de bir başkası olamam Arthur, hiç kusura bakma.


O eli ayağı birbirine karışmış Duygu da benim, büyük bir keyifle anlattığı hikayelere kapılıp giden de benim.


Kendimi bir ve bütün olarak kabul edip sevebileceğim gibi basit bir gerçeği hatırlamak, tüm karanlıkları dağıtmaya yetti.


Aşık olduğum herifle de, o gece kendisi olmamaya çalıştı diye yürümedi zaten belki. Kendimi nasıl gördüğümle ve nasıl göründüğümle ilgili bir sürü derdim olduğu için, özgüvensizliği neredeyse ete kemiğe bürünmüş karşımda görecek kadar hissettiğim için. O hali kendime yakıştıramadığım her seferinde, “ya ama hiç kendim gibi değilim” diyerek dudaklarımı büktüğüm için.


Bakalım, İdeal Duygu İmajı üzerindeki çalışmalarım daha nasıl sonuçlar verecek. Şimdilik devasa bir depresyon atağını ve sevimsiz kara bulutları büyük bir heyecanla dağıtmış olmanın verdiği gururla kalan birkaç okurumu selamlar, kendiliğinizden öperim.


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • 4220117498066487@facebook_app.com Mükemmel bir yazı. Bayıldım. Emeğinize sağlık.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.