Ölmekte olan birine nasıl alan tutarız?

Ölümle ilgili çalışan biri olarak en çok karşılaştığım sorulardan bir tanesi “Ölen birine nasıl alan tutarız?” oluyor. Son yıllarda alan tutmak kavramından epey bahseder olduk. İletişim konularında azıcık derinleşmek isteyenler, niyetlerinin canlanmasıyla beraber bu kavramla tanışıyorlar. Alan tutmak konusunda gördüğüm en doyurucu anlatımlardan bir tanesi Heather Plett’e ait. Hem akıcı hem de anlaşılır bir şekilde yazılmış bir yazısı var (Henüz okumamış olanlar için Türkçe çevirisi için tıklayın). Ancak benim bahsetmek istediğim, ölen kişiye alan tutmaya çalışmanın bizi zorlayan ve belki de bu yüzden fazlaca dillendirilmeyen kısımları.


Ölen birine alan tutmak, sanıyorum, hayata karşı talepkar ve çocuksu hallerimizin en çok göze battığı yer, fark etmeye niyetli olursak. Ölen birine alan tutmak dediğimizde “alan tutmak” ve “ölen biri”, birbirine “ne” ekiyle bağlanıyor gibi dursa da ilk bakışta kolayca görülmeyen eklentileri de var. İşte, yukarıda bahsettiğim çocuksu haller mesela.


Yin yoga yapanlar bilirler. Yin yoga, belirli pozlarda matın üzerinde birkaç dakika hareketsiz bir şekilde kalmakla ilgilidir. Ben bazen, ölmek üzere olan kişinin ruhsal ve fiziksel halini yin yoga yapmaya benzetirim. Farkı, yin yoga’da hareket sizi fiziksel veya duygusal olarak zorladığında, midenize kramplar girdiğinde yeter diyebilmenizdir. Ölüme yakın kişi ise yatağında bir poza girer ama bu pozun getirdiği fiziksel ve ruhsal hallerden kaçamaz. Yatağının üstü ölüm döşeğidir ve dünya üzerindeki yolculuğu orada son bulur. İşte bu yüzden ölmek üzere olan bir kişiyle vakit geçirmek bu kaçamama hallerine - ve belki de onun getirdiği öfke veya küskünlük veya kızgınlık veya depresyon veya inkâr durumlarına- şahitlik etmektir. Soruyorum, kaçmak isteseniz de onunla birlikte hareket edememe halinde kalmaya hazır mısınız?


Ölen kişilerle ( veya ölen bir kişiyle) vakit geçirmeye başlamadan önce, insanın bazı pembe hayalleri olabiliyor. Mesela, ölmek üzere olan kişinin anlamlı laflar edeceği, hayatın ve ölümün anlamı üzerine derin konuşmalar yapacağınız gibi. Yok, işte öyle olmuyor. Ölen kişi sırf ölüyor diye bir anda daha sağduyulu veya bilge hale gelmiyor. Yaşam sırasındaki kültürel yoksulluklar aynı şekilde yaşam sonuna yaklaşıldığında da devam ediyor. Soruyorum, özellikle son iki yüz yıldır ölümün yaşam döngüsünden çıkarılması ve sadece medikal bir işlem olarak görülmesi sonucunda oluşan yalnızlığı/fakirliği görmeye hazır mısınız?


Ölen kişi, ölüyorum demiyor- diyemiyor. Ailesi öldüğünü görmüyor- görmek istemiyor. Ölüm tam yanı başlarında artık neredeyse fiziksel bir varlık gibi elle tutulur hale gelmişken bile kafasını çeviriyor. Çünkü ölüm, bir yenilgi veya bir başarısızlık olarak algılanıyor. Soruyorum, ölümün bu keskin reddediliş haliyle kalmaya hazır mısınız?


Ölen kişinin son zamanları bol kusmuklu, kokulu, inlemeli, terli, kakalı, çişli geçebiliyor. Biri, tam yanınızda ağzından kokulu kahverengi sıvılar çıkarırken onunla hala vakit geçirebilmeye hazır mısınız?


Ölen kişiyi tanıyorsanız, aranızdaki kişisel veya ailevi dramaları o an için arkada bırakmaya veya ölen kişiyi tanımıyorsanız ama son anlarında bile bu dramalara şahit oluyorsanız, sükûnetle orada bulunmaya hazır mısınız?


Alan tutarken aktif (derin) dinleme yapmak önemlidir. Adeta tüm varlığınızla o kişiyi duymaya çalışırsınız. Peki, ya ölen kişi hiç konuşmak istemiyorsa? Belki de saatlerce sürecek sessizliği dinlemeye hazır mısınız?


Tekrar yazıyorum:

Konuşmak isteseniz de konuşmamaya,

Hareket etmek isteseniz de hareketsizlik halinde kalmaya,

Ölümü reddedişi - inkârı görmeye,

Uzun bir sessizlik içinde oturmaya,

Günlük hayatta midenizi bulundurabilecek koku, ses ve sıvılarla vakit geçirmeye,

Dramalarınızı ve kişisel öfkelerinizi arkada bırakmaya,

Her halükarda sükûnetinizi korumaya,

Hazır mısınız?


Peki, tüm bu yazdıklarım konusunda “KENDİNİZE” ne kadar alan tutabiliyorsunuz?

Daha ölen kişiye alan tutmaktan bahsetmedim bile.


Ona gelince... Hayattan bu talepkar, çocuksu hallerinizi ve tüm ‘’olmalı/olmamalı’’ yargılarınızı bir süreliğine geride bırakıp, ölümün o an için SADECE ölen kişinin işi olduğunu hatırlamaya hazır mısınız? Eğer değilseniz, çıkın aradan yeter.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Şaşkınım. Bu kadar güzel anlatilir ancak
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.