Yeter noktası…

Eskiden annemlerin elektrik süpürgesinin toz miktarını gösteren bir ibre vardı. Dolduğunda kırmızıyı gösterirdi. Bazen yaşadığımız dolma noktalarını ona benzetiyorum. Artık o noktadan sonra bir şey alacak yer kalmıyor içeride ve yeni gelen içeriye giremeden kalıyor.

 

Hayatımda yeter hissiyle bir şeyleri değiştirdiğim anlar benim de oldu. Fakat artık bir noktadan sonra hayatımın başka türlü akmaya başladığı, kendi yeter noktamı tanıdığım, onu güçlü bir şekilde fark ettiğim anı çok iyi hatırlıyorum.

 

Bundan dört yıl kadar önce, 2011 yılı sonları… Kayınvalidem üç yıldır bizimle yaşıyor, artık bakıma ihtiyacı olduğu için yanımıza almıştık ve fakat aradan geçen üç yıl içinde kadıncağız Şile’deki kendi köyünü özlemiş haliyle, belki de bu dünyadan ayrılma zamanının yaklaştığını hissetmiş kim bilir, sıla hasretiyle yanıp tutuşuyor. “Bindirin beni otobüse gideyim!”, “Allah!”, "Fatmagül gel al beni!” diye bağırıyor bahçede bastonlarının yardımıyla yürüyüş yaparken, kızını çağırıyor. Belli ki ona “yeter” gelmiş. İçimiz acıyor kadıncağızın haline. Ama bir çıkış yolu da bulamıyoruz.

 

O zamanlar jeneratörle günde birkaç saatliğine elektriğimiz oluyor, mobil modem ile internete bağlanıyoruz, onunla da bir kitabın düzeltmesini yapıyorum. Fakat yetmiyor ki zaman! “Günde birkaç saatle olmaz bu iş” diyorum, “ben bütün gün elektrik olan bir yerde masadan kalkmadan çalışıcam, biri bana çay-kahve, yemek filan vericek, anca öyle biter bu kitap!” Ben de daralıyorum bir taraftan.

 

O zamanlar bugünlere kıyasla oldukça sakin günler geçiriyoruz. Anneyi İstanbul’a götürmek istesek, evi ve kedi-köpekleri emanet edebileceğimiz kimseler yok etrafımızda. Görümcemin de eşi ameliyat olacak, o da gelip alamıyor anneyi. Anne isyanlarda, yemek yememeye başlıyor, tabağındakileri gizlice çöpe dökmeye çalışırken yakalıyoruz kaç kez. İlaçlarını içmeyip cebinde saklamış, içmesi için verdiğimiz suyu da bahçeye döküyor. Protesto ediyor bizi onu köyüne götürmediğimiz için. Selahattin bunları fark edip sorduğunda da çıkışıyor: “Yapmıycam işte, beni köye götürün!”

 

Selahattin üzülüyor, onun üzüntüsüne ben üzülüyorum, çaresizlik hissi evde, bahçede kol geziyor. Ne yapacağımızı bilemiyoruz.

 

Bir gün bulaşık yıkarken yaşadığım daralma hissi o hale geliyor ki, sanki göğsümde çıtçıtlar varmış da patlayacakmış, içime sığmayan bir ben çıkacakmış, parmaklarımın ucuna kadar gelmiş de oradan dışarı fırlayacakmış gibi hissediyorum.  Ve o an hayatımda ilk kez kurduğum bir cümleyi sesli söylediğimi hatırlıyorum: “Allahım yeter! Artık kaldıramıyorum bu yükü, n’ooolur hafiflet!”


Ertesi günü görümcem telefon ediyor: “Eşimin ameliyatı ertelendi, annemi almaya geliyorum yarın!”

Ohhh, çok şükür, annenin istediği oldu!

 

Selahattin’le baş başa kalıyoruz. Yayıncımızla telefonda konuşup durumu anlatıyoruz, o da bizi kendi evine davet ediyor, böylece kesintisiz elektrikle çalışabileceğim ama bizde kim kalacak? O sırada yeni tanıştığımız arkadaşlarımız yakınlarda oturuyorlar. O zaman şimdiki evleri henüz yok, yurtta yaşıyorlar, mutfakları, duş-tuvaletleri de yok. Onlara teklif ediyoruz bizde gelip kalmayı, bizim şartlar onlara da kış için daha uygun geliyor, teklifimizi kabul ediyorlar.

 

Biz bir anda kendimizi İstanbul’da buluyoruz. Masadan kalkmadan çalışıyorum. Yayıncı arkadaşımıza her gün gelip işlerini yapan bir kızcağız var, bir bakıyorum bana gelip gelip soruyor: “Kahve içer misiniz? Yemek hazır, gelecek misiniz yemeğe?” A aaaa her istek gerçek olmuş! Anne köyüne, ben kesintisiz elektriğe kavuşmuşum, neredeyse hiçbir şey için masadan kalkmama gerek kalmamış!

 

Sonradan baktığımda gördüğüm şey, o “yeter”  sözünü çok güçlü bir erkle söylemiş olduğum. Anneyi de köyüne götüren aynı erkti. Ve sonrasında hayatımız bir hayli değişti, hem de tahmin edemeyeceğim kadar.

 

Çevremdeki canların daraldığını, sıkıldığını ve artık tahammül edemeyeceğini her duyuşumda onlara cesaret vermesi için bu öyküyü anlatırım.

Gözümüz içimizdeki yeter noktasını gösteren ibrede olsun.

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 16100

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4168

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 6716

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8412

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1400

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön