HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

Thomas Hobbes'un "İnsan insanın kurdudur" (Latince: Homo homini lupus) sözünü “Kadın kadının kurdudur” olarak kurar kimi kadınlar, hep içim acır. Feminist hareket “Kadın kadının yurdudur” versiyonunu oluşturdu sonra. Kimi kadınlar “bir kadına en büyük kötülüğü bir başka kadın yapar” gibi bir yaklaşımı benimsiyor acı bir şekilde, sanki bir kadının söz gelimi arkasından dedikodu yapmak; ona tecavüz edip öldürüp, üstüne beton döküp yakmaktan daha büyük bir kötülükmüşçesine. Bu mesele şüphesiz patriyarkanın kadınları sadece birbiri ile rekabet eden şekilde konumlandırması ve içselleştirilmiş kadın düşmanlığı (mizojini) ile ilişkili. Bu geniş resmin biraz özeline inelim isterim. Lider pozisyondaki kadınlara diğer kadınlar tarafından zaman zaman yöneltilen tahammülsüz tutum üzerine birlikte biraz düşünelim.

Patriyarka kadınları birbirinin gardiyanı şeklinde konumlandırır. Daha önce iki ayrı yazıda “Annelerimizle neden geçinemiyoruz?” başlığında da bu konudan uzunca konuşmuştuk. Kadınlar büyürken toplumsal cinsiyet normlarını içselleştirir hem kendilerinin hem de birbirlerinin gözetmeni haline gelirler. Böylece artık dışsal bir otorite gerekmez, çünkü gözetim mekanizması içe işlemiştir. Kız çocuğunun gereği gibi davranmasını sağlayan anne bu eylemlerini hep “baban çok kızar” olarak çerçevelendirerek liderlik ve karar verme rolünü yine babaya bırakır, asıl uygulayıcı kendisi olsa dahi. Kadınlık normlarında uysal, işbirlikçi, geri planda duran bir resim kabul görür. Oysa güçlü/lider kadın bu normları ihlal eder. Bu ihlal çoğu zaman önce diğer kadınlarda bir rahatsızlık yaratır. Bu ihlali fark edip cezalandıran bazen başka kadınlar olur, çünkü onlar bu normların bekçiliğini üstlenmiştir.

Tam bu noktada sosyolog Deniz Kandiyoti'nin "patriyarkal pazarlık” olarak adlandırdığı kavramdan söz etmekte fayda var. Buna göre kadınlar, itaat, sabır, dolaylı güç edinme yollarıyla patriyarkal sistemin kurallarına uyarak belirli bir güvenlik ve statü kazanırlar. Pazarlık denen yer tam da burası: ben benden beklendiği gibi itaatkar ve sabırlı olup senin gücünü talep etmeyeceğim, sen de karşılığında bana güvenli bir pozisyon sağlayacaksın. Bu pazarlığı yapmış, kurallara uyarak yer edinmiş bir kadın, kuralları açıkça çiğneyen ve doğrudan güç talep eden bir kadını gördüğünde, kendi yaptığı "pazarlığın" değersizleştiğini hisseder. Bütün anne-kız ve hatta gelin-kaynana çatışmalarını buradan okumak mümkün. “Madem aksi şekilde güç edinmek mümkündü, o zaman ben neden itaat etmek zorunda kaldım?” serzenişi itaat etmeyen kadını güçsüzleştirme çabasıyla kendini gösterir. Öteki kadın geleneksel bedeli ödemeden aynı ya da daha fazla güce ulaşmıştır ve kurallara uyan kadınlar için bunu kabullenmek çok kolay olmaz.

Bu dinamiğin en çarpıcı halini, kadınların bir kadın lider etrafında örgütlendiği yapılarda gösterdiğini düşünüyorum. Bu bir dernek, bir kadın kolektifi veya bir sivil toplum girişimi olabilir. Aynı kararı, aynı kesinlikle, aynı sınırları çizerek bir erkek verseydi, sorgusuz sualsiz uygulanabilecekken karar veren kadın olduğunda, ondan beklenen bambaşka bir şey oluyor. Sadece doğru karar vermesi değil, bunu şefkatle, kapsayıcılıkla, herkesi duyarak, kimseyi kırmadan, üstüne üstlük bir de onaylanmayı, sevilmeyi, hak ederek yapması. Kadın lider "hayır" dediğinde bu bir yönetim kararı değil, kişisel bir soğukluk, bir kibir, "değişmiş olma" hali sayılıyor. Oysa aynı hayır’ı bir erkek lider söylediğinde kimse ondan gerekçe, şefkat ya da gönül alma beklemiyor. Sanki kadından beklenen liderlik, otoriteyle değil, sürekli bir duygusal emek karşılığında kazanılan, her an geri alınabilir bir imtiyaz.

Hobbes'un kurdunu kadın kadına çevirenler, aslında patriyarkanın bize en sinsi armağanını taşıyorlar üstlerinde: birbirimizi düşman bellemeyi. Bir kadından liderlik değil, sürekli onay isteyen, sürekli şefkat dilenen bir performans beklediğimizde, aslında ona otoritesini değil, sevilme hakkını veriyoruz, o da koşullu olarak. Bu hak her "hayır"la birlikte geri alınabiliyor. Oysa "yurt" olma ihtimali tam bu noktadan doğar. Bir kadının kararını duygusal bir bedel ödetmeden kabul edebilmekten. Mesele, bir kadının cesaretini bir başkasının başarısızlığı gibi okumaktan vazgeçmek; itaat etmeyen ya da pohpohlamayan kadını "beni umursamayan" değil, "bana otoriteyi hak ettiğini gösteren" biri olarak görebilmek. Kendimize şuna sorarak ilerlemeyi öneririm: karşımızda karar veren, sevilmeyi beklemeden yöneten bir kadın gördüğümüzde, içimizde beliren o ilk rahatsızlığın kaynağı ne olabilir? Karşımızdaki kişi bir erkek olsaydı yine de böyle davranır mıydık? Yurt olmak, birlikte güçlenmek, dayanışma kurabilmek aynı zamanda bir kadının kendi alanındaki otoritesini sevgiye çevirmeden kabul edebilmekten geçiyor.

Paylaş:
brush-purple Yorumlar
ITEM
ITEM