Geçen gün Marmaray’dan inmiş, yürüyen merdiven ile ilerliyordum. Arkamdan bir kadının “pardon” dediğini işittim. “Müsaade et geçeyim” manasında söylediğini düşündüğüm için yüzüne bakmadan iyice sağa yanaştım. Aynı kadın tekrar “pardon” diyerek yüzüme bakmaya çalışınca göz göze geldik, “ayakkabılarınız” dedi “çok güzelmiş, size çok yakışmış”. Gülümseten anlar. Çok hoşuma gitti. Sonra kadınların birbirilerine ne kadar kolay iltifat edebildiklerini düşündüm. Aynı davranış kalıbını erkeklerde pek görmeyiz. Öte yandan erkeklerin birbirini kolladığı kadar da kollamayız birbirimizi. Ya da acaba kollayamaz mıyız? İltifat etmek bu kadar kolayken dayanışma neden öyle değil diye düşünürken bu yazı ortaya çıktı. Birlikte düşünelim.
Dayanışma gösterememekten kastımız ne mesela? En bariz örnek, ifşa eden bir kadının arkasında duramamak olabilir. Bu örnek üzerinden ilerleyelim. Bir kadın ifşa cesareti gösterdiğinde diğer kadınlar onun arkasında durmak konusunda ne kadar hevesli? Bir kadına iltifat etmek ile bir kadının yaptığı bir ifşanın arkasında durmak aslında temelde aynı türden davranışlar değil. Birinde sıcaklık paylaşmak varken, diğerinde riski paylaşmak söz konusu. İltifatın bir bedeli olmaz, ifşanın arkasında durmanın ise bir maliyeti vardır.
İltifat, ataerkinin kadınlara açtığı küçük ve izinli bir alan aslında. Nedir o alanlar? Güzellik, incelik, bakım, beğenilirlik. Bu mecrada cömert olmak sistemin hiçbir kaynağına dokunmaz, aynı pastadan bir dilim talep etmez. Hatta o değer ölçeğini (“kadınlar güzeldir, incedir, zariftir”) canlı tutarak sistemi besler. Kadınlar bu alanda cömert olabiliyorlar çünkü bu cömertlik toplumda kadınları ödüllendirilen bir davranış; toplumsal cinsiyet sosyalizasyonu kadınları "iyi, uyumlu, destekleyici" olmaya hazırlar ama çatışmaya, öfkeye, karşı karşıya gelmeye hazırlamaz.
İfşanın arkasında durmanın maliyetinde ise çeşitli kalemler yer alır: kredibilite, kurumsal güç, bir erkeğin kariyeri, bir ailenin itibarı. Orada cömertlik yasaktır ve hatta cezalandırılır. Bu yüzden bu iki davranışın maliyet yapıları taban tabana zıttır. Dayanışma sadece bir erdem meselesi değil, aslında aynı zamanda bir kaynak meselesidir. Birini koruyabilmek için kimi kaynaklara erişebiliyor olmanız gerekir. Toplumsal dışlanmayı, bedel ödemeyi göze alabilmeniz için bağlı olduğunuz bir yapının güvencesini hissetmek istersiniz.
Güçlü kadın meselesi üzerine düşünürken de annelerimizle neden geçinemiyoruz yazısında da benzer bir denklemden bahsetmiştik: kuralları bozan bir kadın, kurallara ömrünü yatırmış kadınların bu eylemlerini değersizleştirir. Bir kadın "ben susmadım" dediğinde, susmuş olan kadınlara susmuş olmanın bir tercih olduğunu hatırlatır. Bu tahammül edilmesi çok güç bir mesajdır ve tepki çoğu zaman faile değil, ifşayı yapana yönelir. Diğer taraftan maruz kalanı bir şekilde sorumlu tutmak, diğer kadınlar açısından dünyayı daha yaşanabilir kılar. "O geç saatte oradaydı, ben olmam" dediğinizde kendinize sanal bir güvenlik hissi yaratabilirsiniz. Neden mağduru suçlamak daha kolay sorusuna buradan bakmak da mümkün.
Mağduru suçlamanın eşleniğinin faili aklamak olduğundan tam da bu noktada himpathy kavramını düşünelim isterim: sempatinin faile akması, "kariyeri mahvolacak", "iyi babadır", "bir hata yapmıştır" refleksleri cinsiyetten bağımsız çalışır. Yani bu cümleleri kuranlar kadınlar da olabilir. Kadın düşmanlığı ne kadar eskisiyse erkeklik sempatisi de o kadar eskidir. ("Adam gibi iş yap", "adamakıllı" meselelerini hatırlayalım.)
İlaveten bir ifşaya inanmak, çoğu kadın için kendi geçmişinde "normal", "şakaydı", "o dönem böyleydi" diye etiketlenmiş olayları yeniden adlandırmayı gerektirir. Bu psikolojik geri okumaların da kimi bedelleri olur malum. Bazı kadınlar, bu geçmişin üstünü örterek yarattıkları suni iç barışı bozmamak için ifşayı (ve ifşa edenleri) reddederler.
Peki erkekler neden daha iyi dayanışma kuruyor meselesine kafa yormaya devam edelim. Aklıma feminist gece yürüyüşü pankartlarından biri geliyor: “erkek dayanışması bir suç ortaklığıdır.” Erkek bağlarının kaynağı (fraternite) çok eskiye dayanıyor, kurumsallaşmış, kaynak dağıtan ve karşılık üreten bir yapı. Erkekler birbirini kollandığında erkeklik mevziinin de savunuculuğunu yapmış olurlar. Bu mevki zaten hâlihazırda kazanılmış durumda. Kadın dayanışması ise henüz sahip olunmayan bir gücü talep eder. Edinilmiş bir kaynağın savunuculuğuna soyunmak her zaman çok daha kolaydır.
“Kadınlar böyledir” gibi özcü çıkarımları yerine yine köke indiğimizde görüyoruz ki aslında çoğu kadın, gerekli koşullar oluştuğunda destekler. Sorun ilk destekleyenin bedelin tamamını tek başına ödemesi. Tam da bu sebeple kurumlar inşa etmeye ihtiyacımız var. Meselenin bireysel bir itirazdan çıkması ancak böyle mümkün olabilir ve örgütlülük tam da bu yüzden önemli. Çıktığımız kapı aynı: “kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz” ve yine aynı şekilde “asla yalnız yürümeyeceksin”.
Kadınlar neden erkekler gibi dayanışamıyor? - 1. bölüm için tıklayın!