Tam 24 senedir, her sene 8 Mart’ta saat 19:30’da Beyoğlu’nda Feminist Gece Yürüyüşü gerçekleşiyor. Her sene çeşitli tartışmalar oluyor. Olmalı elbette. Fakat kimi başlıklar konusunda bu tartışmaların tekrara düştüğünü düşünüyorum. Bu yürüyüş ve feminist hareketle ilgili bir takım kafa karışıklıklarına kendi çapımda yanıt verebilmek maksadıyla bu yazıyı yazmak isterim.
Öncelikle yürüyüş cis erkeklere kapalı. Eşcinsel olanlar dahil. Gece yürüyüşünün maksadı kadınlar için bir güvenli alan yaratmak. Biz kadınlar kendimizi kadınlarla birlikteyken güvende hissediyoruz. Biz kadınlar bizlerden alınan alanlara sahip çıkmak için sokağa çıkıyoruz. Alana birinin sevgilisi/babası olması “nasılsa güvensizlik telkin etmez” yaklaşımı, alanın erkeklerce kaplandığı gerçeğini değiştirmiyor. Kadınların talebi kendilerine sunulmayan alanlarda var olmak. Erkeklerin yapacağı çok basit: o alanı işgal etmemek. Geldiklerinde varlıklarıyla kapladıkları yer ile dahi bir ihlal yapmış oluyorlar, kadınlardan alan almış oluyorlar. Erkekler gece yürüyüşüne gelmesin. Lütfen gelmesin. Dayanışmanın gece yürüyüşüne gelmek dışında da türlü türlü yolu var.
Feminist hareket evrenseldir. Dünyanın bütün kadınlarının toplumsal cinsiyete dayalı maruz kaldığı ayrımcı muamele ile mücadele eder. Buradan hareketle milliyetçi saiklerle dışlayıcı herhangi bir tutum hareketin özü ile çelişir. Kadınların kadın olmaktan ötürü uğradıkları hak ihlalleri bir çatı oluştururken, diğer kimlikler üzerinden kesişimsel bir ayrımcılıktan elbette söz edebiliriz. Fakat feminist hareket sadece belli bir kimliğe mensup kadınların hak arayış mücadelesi değildir.
Enternasyoneldir.
Bir diğer kimlik meselesinin de sınıf üzerinden tartışılması gerekir. Her sene “emekçi” kadın vurgusu ile verilmek istenen mesaj, 8 Mart’ın hangi kadınlar tarafından kutlanabileceğine dair bir dayatma kurmak maksadı taşır. 8 Mart’ın öznesi olmak için kadın olmak yeterlidir. Kadınların zaten ev içi emeğinin görünmez kılındığı noktada, emek tanımının da tartışmaya açılması gerekir. Fakat oraya dahi gelmeden, hanedan kadınları, aristokrat kadınlar, burjuva kadınlar dahil olmak üzere tüm kadınlar kadın olmaktan ötürü hak ihlaline maruz kalır, her biri 8 Mart’ın öznesidir. Emekçi olan/olmayan ayrımı feminist diskurla bağdaşmaz.
Son olarak Feminist Gece Yürüyüşü’nü de kapsayan ama ondan daha geniş bir perspektifle genel olarak toplu yaşamaya ilişkin olan bir konunun çok insanın gözünden kaçtığını düşünüyorum. Topluluk halinde yaşamak biraz da ötekine tahammül edebilmektir zaten. Topyekun her başlıkta ve her konuda aynı fikirde olamayız. An gelir kimi konularda hiç onaylamadığımız fikirleri olan insanlarla da yan yana yürürken buluruz kendimizi. Fakat asgari müşterekte toplanan kalabalığın mücadele ettiğinin patriyarka olduğunu unutmamak gerekir. Milliyetçi olabilirsiniz, kapitalizm karşıtı olabilirsiniz, ateist olabilirsiniz. Bütün bu fikirler birlikte ataerkiyle mücadele etmeye engel görüşler değil. Zaten tüm bu başlıklarda ortaklaşabilmek mümkün de değil.
Kadın mücadelesi dün başlamadı. Kadın mücadelesini bölmeye uğraşanlar da dün var olmadı. Dün nasıl başaramadılarsa bugün de başaramayacaklar. Biz yine birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Yaşasın dayanışmamız. Yaşasın feminist mücadelemiz.