İki elim, iki gözüm ve iki çocuğum…

Leo ve Lea ile tatlı bir seyahat...

İki elim, iki gözüm ve iki çocuğum…

Ben bir fotoğrafçıyım. Her ne kadar kadınlığım, anneliğim, insanlığım ön planda olsa da, arkada sürekli işleyen, beni irdeleyen, dürten bir fotoğrafçı kimliğim var, ne yaparsam yapayım, nereye gidersem gideyim, sürekli tetikliyor…


Bazı okulların ‘bahar tatili’ adını verdikleri bir haftalık tatilde, bir tek annelik kimliğimi almak istediğim bir seyahat planı yaptım. 7 yaşındaki Leo, 4 yaşındaki Lea ve sadece onların anneleri olacak olan Ben…


Uzun yıllardır aklımda olan Legoland için artık ikisinin de yaşı uygundu. Ben de Almanya’yı görmüş olurum diyerekten Münih’te olanını seçtim ve internete girip hemen iki gecelik bir aile odası rezerve ettim. Düğmeye bastığım AN heyecanım başladı!


Tabii ki Almanya’ya gitmişten bir tek Legoland beni kesmeyecekti, trenlere bakıp Frankfurt’ta karar kıldım, çocuklar için müze ve parklar belirledim, artık geri sayım başlamıştı ve her günüm tatilimizi düşünerek geçiyordu…


Valizim dört tekerlekli olmalı, elimde çanta olmamalı, iki elim de ikisini tek saniyede kavrayabilecek kadar boş olmalı, fotoğraf makinamı kesinlikle alamam! Makinemin çantasını açıp kapatacak kadar uzun saniye gözlerimi onlardan ayıramam, hem alsam bile mutlaka tam o sırada ıslanır, paslanır, bir yerlere çarparım… Hele kitap, mümkün değil… Onlardan önce uyuya kalmazsam iyidir, gündüz iki çocuğun da senkronize uyumlu olduğu bir an bulabilecek miyim ki…


Leo ve Lea ulaşım sırasında oyalanabilecekleri eşyalardan oluşan birer sırt çantası yaptılar, üçümüze orta boy bir valiz çıkarttım, scooter’lar alındı, yola çıktık. 


Münih’e üç buçuk saat uçtuktan sonra yaklaşık 120km. Arabayla gittik, o sırada coğrafyaya meraklı Leo, Almanya’yla ilgili olabilecek her soruyu sordu. Lea mışıl mışıl uyudu. Legoland’e vardığımızda otele bakmadan direk parka giriş yaptık, hava soğuk ama güneşliydi. Hafta içi ve Almanya’da okul olan bir dönemde gittiğimiz için potansiyeline göre çok az kişi vardı, sırada kalma zamanı 5dk yazıyordu.


Beklediğimden çok daha eğlenceli bir yerdi. Hatta ilk gün gelme amacımız olan Lego atölyelerini hiç görmedim. Ortaya Legolardan yapılmış bir şehir kurmuşlar, her ayrıntısı çöz güzel. Her gün yeni bir yerine bakıp iyice inceliyorduk… İki günle bitecek gibi değildi.


O roller coaster senin, bu kayık benim diyerek boyumuzun yettiği, cesaret edebildiğimiz her şeye bindik. Üç tane kategori belirlemişler; 95cm-110cm-120cm Birçok şeye 95cm. binemiyor ( yani ilk ve en büyük tavsiyem, çocuğunuz 110cm. olmadan gitmeyin )110cm. bir ebeveynle, 120cm. tek başına bir çok alete binebiliyor.

 

Tatile çıkmadan evvel, ikisi de benle oturmak isterse ne yaparım gibi bir endişem vardı. Leo 133cm. olarak bu konuda gururla tek başına oturmaları kabul etti. 


Otel diye düşündüğümüz yer bir çeşit konaklama sitesi çıktı. Bisiklete binme alanı, ufak bir göl, kocaman tırmanmalı bir çocuk parkı, bir tane daha küçük çocukların oynayabileceği kumlu parktan oluşan alan alanda, yuvarlaklar halinde iki odalı evcikler yapmışlar. 10 ev bir yuvarlak, toplam 5 tane yuvarlak ve her yuvarlağın içinde bir oyun alanı. Hangi yuvarlak evciklerde konaklıyorsanız konaklayın, çocuğunuzu dışarıda herhangi bir parkta oynarken görebiliyorsunuz. 


İşte orda kitabımı bırakmış olmanın acısı bastı saat 6’dan 8.30’a kadar çocuklar parkta oynayıp bisiklete bindiler. Birçok yabancı çocukla yakalamaç oynayıp yarış yaptılar. Restoranın girişinde verdikleri boyama kâğıdı ve boya kalemlerini alıp yemeklerini yiyerek boya yaptılar… Şaşkınlık, huzur ve annelik duygularım hat safhadaydı…


İkinci gün arabamız olmayacaktı, scooter’ları alıp yaklaşık 2km. Legoland’e gittik, sabah 10'da kapılar açıldı ve Leo&Lea kontrolü aldılar. Aralarında konuşup, anlaşıp binecekleri şeyleri belirliyor, benden onay alıyor, ihtiyaçları varsa elimden tutup beni götürüyorlardı. Gerekmiyorsa beklememi söyleyip bindikleri aletten el sallıyorlardı.

 

Şoktaydım!

 

İki ayrı cins, iki ayrı yaş ve mutlaka mualifetle geçen kardeşlik hayatlarında ilk defa ortak seçimler yapıp, güle oynaya takılıyorlardı. Bense fotoğraf makinem yerine elimde tutmaktan artık gına gelmiş telefonumla görüntü yakalamaya çalışıyordum…

 

Legoland bir cennetti!..saat 6'ya kadar lego atöyeleri, araba kullanma pisti, her türlü zıplayan hoplayan karanlık, hızlı alete bindik. Lego yapma Madalyası, diploması ve bir tane de 7–13 yaş araba kullanma eğitimi ehliyeti alıp çıktık. Legoland gerçekten bir cennetti! Kurdukları sistemde yorulmak, uğraşmak, ikna etmek için ters takla atmak gibi gereksinimler yoktu, her şey kendiliğinden oluyordu…

 

Orda kalıp çocuklar eğlenirken fotoğraf çekmek, parktayken kitap okumak istiyordum… Nasıl olmuştu da bel çantası alıp ellerimin dolu olacağını düşünmüştüm!

 

Çocuklarımın, o sistemde ne kadar yardımcı, uyumlu ve anlaşan iki kardeş olduğunu görmem için inanılmaz bir tecrübem olmuştu, çok şanslıydım…


Ertesi sabah Frankfurt treni için yol çok gözümde büyüyordu, hem bu kadar rahat ettiğim, hem bu kadar eğlendiğim bir yerden kalkıp koca bir şehre gitmek kötü bir fikir oluvermişti…

 

Ama çocuklara söz vermiştim, trenin biletlerini de almıştım… İlk işim biletleri birinci sınıfa çevirmek oldu, çocukların yapacağı gürültüden oluşabilecek çevre baskısıyla baş edebilecek gibi hissetmiyordum. Bir odaya kapanır, istediğimizi yaparız diye düşündüm…


Trene bayıldık!..kocaman pencereler ve koltuklar. Ortamızda harika bir masa, kapısı olan bir oda; idare edebileceğimi düşünmeye başladım. Geniş alanda Lea puzzle, evcilik oyunu oynayıp, dans edip şarkı söylerken, Leo ödevlerini yaptı. Gerçtiğimiz manzaralar çok güzeldi, yeşillik, ferah görüş alanı, dar üçgen çatılı evler… Fotoğraf makinesizlik artık moralimi bozuyordu… 


Tren garı kalabalıktı, çocukların boyunlarına isim, telefon ve konuştukları dillerin yazdığı birer kart hazırlamıştım. İlk işim onları montlarının dışına çıkartmak oldu. Ben valizimle tek elim boş gidiyor, onlar scooter’larıyla yanımda - ne bir adım önde ne bir adım arkamda ilerliyorlardı…

 

Sanki tren garında değil de, tarlada yürüyor gibi hissettim. Bir tane çarpan, olmadık yerde duran insan yoktu. O cesaretle direk otele gitmek yerine çocukları pizzacıya götürdüm…

 

Tek ebeveynli seyahatlerde dikkat edilmesi gereken ilk şey yemek yemeyi hatırlamak olarak okumuştum. Pizzalar bizim hem öğlen hem akşam yemeğimiz oldu; unutmamıştım ama hafife almıştım...


Frankfurt’ta ilk dikkatimi çeken şey, trafik olmamasıydı. Yemekten sonra hızlı bir şekilde otele vardık. Gezmek istiyor, merak ediyordum ama bir yanım da küveti olan bir odayı değerlendirip çocukları temizlik ve dinlenmeye çekmem gerektiğini söylüyordu; dinlemedim. 


İki saat boyunca scooter’la meydan köprü ve nehir kenarı gezdik. Pestili çıkan yavrularım kendilerini hemen uykuya bıraktılar. Bense iki elim ve iki gözüm boşta bir gece geçirdim…

 

Tam olmak istediğim yerde, tam olmak istediğim zamanda, onlara baka baka şükrediyordum, hayat böyle mi olmalıydı acaba diye uzun uzun düşündüm. Çocuklarımla dip dibe, eğlenerek, kendiliğinden…

 

 

 

 

Vera Anahmias’ın diğer fotoğraflarına ulaşmak için tıklayınız!

 

 

Haber: Vera Anahmias

Facebook Yorumları
Yorumlar
2
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 9192

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2311

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5648

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2457

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3644

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön