Varoluşsal bir tat: Kirazın Tadı

İranlı usta yönetmen Abbas Kiyarostami filmi "Kirazın Tadı"nda yaşam ve ölüm karşıtlığı...

Varoluşsal bir tat: Kirazın Tadı

İran sineması denildiğinde ilk akla gelen yönetmenlerden biri Abbas Kiyarostami'dir. İran coğrafyasında geçen buhranlı dönemler ve modernizmin ortaya çıkması, İran sinemasında minimalizm etkisine neden olmuş. Bu coğrafyanın her bölgesinde çarpıcı insan hikayeleri oldukça fazla.

 

Acı, zulüm, aşk hikayeleri, gelenekler, sanat, siyaset yaşamın her alanında dönüştürücü bir ivmeye sahip olmuştur. Sokakta yürüyen sıradan bir kadının hikayesi bile bize İran'ın yapısı ve toplumsal dönüşümü hakkında ipuçları verir. Filmler bir anlamda yönetmenin düş dünyasını aktarırken, aynı zamanda gerçeklerin de ayna gibi gösterilmesine yardımcı olur. Her film bir dünya, her film yaşanmışlık ve gerçeğin ta kendisidir... Aynı zamanda şair, fotoğraf sanatçısı, ressam, çizer ve grafik sanatçısı olan Kiyarostami’nin filmlerinde çok yönlü sanatçı kimliğinin izlerine rastlamak mümkün. Abbas Kiyarostami'nin filmleri bu nedenle izleyiciye çok farklı şekillerde görme yetisi kazandırıyor.

 

Ölüm olgusu insanoğlunun her zaman ilgisini çekmiş. İslam inancına göre intihar etmek, en büyük günahlar arasında yer alıyor. "Kirazın Tadı" filminin hikayesi, Tahran'ın kenar mahallelerinde arabasıyla dolaşan bir adamın, planladığı intiharından sonra onu gömecek kişiyi aramasıyla başlar. Ana karakter Badii Bey, yaşamını sona erdirince ölüm ve yaşam arasındaki arafta kalacaktır; intihar ettikten sonra kendisini gömen kişiye de para verecektir. "Peki, intihar eden biri için kim tarafından gömüldüğünün ne önemi var?" diye düşünebilirsiniz. Fakat bu intihar isteği basit bir ölüm meselesi değildir, bir varoluş meselesidir. Badii Bey ömrünün bir bölümünde acı çekmiş ve bu acıdan kurtulmanın çaresini ölümde arayan biridir. Bir varoluş sancısının hikayesi olan film absürd, minimalist ve gerçekliği kıracak bir yapım olarak karşımıza çıkar. Filmin sonunda "intihar gerçekleşecek mi" diye beklerken fark edeceksiniz ki gerçeklik içinde kurgu, kurgunun içinde de gerçeklik var.

 

Filmin dilinin gramerine bakıldığında film genelinde geniş plan ve ikili konuşmalar sırasında yakın plan kullanılmış. Çekimler arabada ve dış mekanlarda geçiyor. Oyuncularsa amatör kişilerden seçilmiş. Filmde ışık, dekor, ses ve karakterler minimalist ve doğal bir şekilde kurgulanmış. Çekimlerin uzun bir şekilde gerçekleştirilmesi, seyirciye düşünme ve filmin dünyasına girmeyi kolaylaştırmak için.

 

Filmde olaylar, arabada geçen olaylar aracılığıyla birbirine bağlanır. Badii karakterinin arabasına binen kişiler, farklı yaşamlardan kesitler sunar. İran'ın sarı ve hüzünlü coğrafyasında arabaya ilk davet edilen kişi bir askerdir. Badii, intihar ettikten sonra kendisini gömmesini ister fakat olumlu yanıt alamaz. Yolcuğuna devam etmek için yola koyulur.

 

Badii'nin, arabasına aldığı ikinci kişi genç bir ilahiyatçıdır. Önce kendisini tanıtır. Daha sonra intihar etmek istediğini anlatmaya başlar. İntiharın günah olduğunu açıklamaya çalışan genç ilahiyatçı, şaşkınlıkla Badii Bey'i izler ve bu soru karşısında intiharın yanlış olduğunu açıklamaya çalışır. Badii Bey ise "İntiharın büyük günahlardan biri olduğunu biliyorum. Mutsuzluk da günah değil mi? Mutsuzken başka insanları incitebilirsiniz" karşılığını verir. İlahiyatçı bu isteğini kabul etmez; Badii Bey, varoluş yolculuğuna devam eder.

 

Yeni bir yolcu karşısına çıkar: Hasta kızını iyileştirmeye çalışan Bagheri Bey. Ölümü isteyen Badii Bey'e karşı, kızını yaşatmaya çalışan bir baba. İşte bu zıtlık, seyircinin film alanına dahil olmasını sağlar. Kamu alan ve özel alan ayrımı ortadan kalkarak seyirci, kurulan diyaloglarla katharsis yaşamaya davet edilir. Bagheri Bey'le, diğer kişilerle olduğundan daha samimi diyaloglar kurulur. Bagheri Bey neşeli ve enerjik bir karakterdir, Badii Bey'i etkilemek için kısa bir hikaye anlatır. “Türk’ün biri doktora gitmiş ve 'Doktor bey, nereme dokunsam oram ağrıyor. Ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunsam göğsüm ağrıyor', demiş. Doktor hiç düşünmeden cevap vermiş, 'Sizin bir şeyiniz yok, parmağınız kırık. Hasta olan, düşünceleriniz. Bakış açınızı değiştirin.'” "Belki de hayatta intihara gidecek kadar sebepler yoktur, bizim bakış açımızı değiştirmemiz gerekir" önermesi umut yeşertir.

 

Bagheri Bey kendisine sunulan teklifi kabul ettiğini belirtir ama Badii’ye başka yolların da var olduğunu varoluşsal bir yönelim ile göstermeyi kafasına koyar. “Her sorun, çözümünü içinde barındırır. Eğer bizler her küçük sorundan bu kararı verseydik yeryüzünde yaşayan insan kalmazdı” der. “Yıldızları görmeyi istemez misin? Dolunaylı geceyi yeniden görmeyi istemez misin? Gözlerini kapatmak mı istiyorsun? Bir kez daha ırmaktan su içmeyi istemez misin ya da yüzünü yıkamak istemez misin bu suyla? Tüm bunlardan vazgeçmek mi istiyorsun? Her şeyi bırakmak mı istiyorsun? Kirazların lezzetini bırakmak mı istiyorsun?” diyerek hayatın anlamının o kadar büyük şeylerde olmadığını, dün fark edilmeyen ama bugün için çok değerli olabilecek küçük şeylerde gizli olduğunu söyler. Hatta o kirazın tadı, yaşamak için iyi bir sebeptir. Kirazı bir daha yiyememek ölümle ilişkilendirililir. Oysa, yaşamı tercih ettiğinde aynı lezzeti tekrar tekrar deneyimleyebilecektir. 

 

Tüm bu ölüm kalım karşıtlığında, Badii Bey'in yaşama dönüş isteği filmin her sahnesinde kendini hissettirir. Belki de aradığı şey onu intihardan vazgeçirecek biri ya da bir tutam kirazdır, kim bilir?

 

Yazı: Ceren Parçal 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön