Travma nedir?

Kişinin bedensel ve ruhsal varlığına çeşitli şekillerde zarar veren her türlü deneyim travma olarak tanımlanır. Saldırı, savaş, terör, taciz gibi insan kaynaklı travmalar kadar doğal afetler de tipik birer travma sebebi olur. Travmalar uzun döneme yayılabildiği gibi ani yaşanan olaylar karşısında da gelişebilir. Ani yaşanan bir olayın zamana yayılan etkisi de travmanın bir parçasıdır.


Yetişkinlikte veya çocuklukta yaşanan travmalar sonrasında travma sonrası stres bozukluğu gelişebilir. Travma sonrası stres bozukluğu, ani veya kronik büyük bir stres faktörüyle doğrudan ya da dolaylı karşılaşmanın ardından verilen biyolojik ve psikolojik yanıt olarak tanımlanır. Travmatik olay sonrasında; kişi yaşadığı olayları uykuda ve uyanıkken tekrar tekrar yaşıyormuş gibi hissedebilir. Olayın üzerinden ne kadar süre geçmiş olursa olsun, kişide travmanın bu etkileri tekrar görülebilir. Kişinin yaşadığı ruhsal sıkıntılar zamanla kronik bir duruma dönüşebilir. Uyku, beslenme, hafıza fonksiyonları etkilenebilir ve anksiyete, ümitsizlik, güçsüzlük gibi sonuçlar görülebilir.


Travma yaşamış kişilerle çalışan ruh sağlığı uzmanlarının amacı, travma yaşayan kişinin yaşamına devam edebilen birisi konumuna geçmesini; başka bir deyişle “bu olay yüzünden artık her şey bitti” konumundan “bu olay bana bir şeyler öğretti ve yaşamıma devam edebilirim” konumuna geçmesini sağlamaktır. Bireyin kendisiyle ve diğer insanlarla barışması, geleceğe dair olumlu ve umutlu beklentilerin, hedeflerin oluşturulması önemlidir.


Aile üyeleri travmalardan nasıl etkilenir?

Travmatik bir olayda yaşa bağlı farklı tepkiler gelişir. Aile üyelerini etkileyen travmatik bir olay yaşandığında, tüm aile üyeleri farklı şekilde etkilenir. Aile üyeleri genellikle olay etrafında farklı deneyimler yaşar ve travmatik olaya farklı duygusal ve fizyolojik tepkiler verirler. Çocuklar da yetişkinlerin olaya verdikleri tepkilerden büyük ölçüde etkilenir. Ailenin travma tepkileri üzerinde profesyonel yardım alarak çalışıldığında, aile üyeleri birbirlerinin olayla ilgili deneyimlerini tanıyabilir ve birbirlerinin olası korku, çaresizlik, öfke ve hatta suçluluk duygularıyla baş etme çabalarına anlayış gösterebilir. Tüm olumsuz etkilere karşın travmatik deneyim, bir ailenin duygusal iyileşmesinin önemli bir bileşeni haline gelir.


Ebeveynliğin temel amacı, çocukların büyümesine ve potansiyellerinin en iyi şekilde gelişmesine yardımcı olmaktır. Ebeveynler çocuklarını mümkün olduğunca tehlikeden korumak istese de bazen deprem, tsunami veya sel gibi doğal afetler karşısında ebeveynler de çaresiz kalabilir. Oluşan tehlike, yaşamı tehdit ediyor veya ciddi yaralanma tehdidi oluşturuyorsa, çocuklar için potansiyel olarak travmatik bir olay haline gelir.


Ebeveynler ve eğitimciler, çocukların travmatik olayları nasıl deneyimlediklerini ve bu çocukların yaşadıkları sıkıntıları deneyim üzerinden nasıl ifade ettiklerini anlayarak çocuklara yanıt verebilir ve bu zorlu dönemde onlara yardımcı olabilir. Amaç, bu çocukların yaşamları ve ailelerinin yaşamları arasındaki dengeyi yeniden sağlamaktır.


Çocukların travmatik olaylara tepkisi

Çocukların travmatik olayları nasıl deneyimledikleri ve süregelen sıkıntılarını nasıl ifade ettikleri, büyük ölçüde, çocukların yaşı ve gelişim düzeyine göre farklılık gösterir. Örneğin 4 yaşındaki çocuk, benmerkezci düşündüğü için travmatik olayla ilgili olarak suçluluk hissine kapılabilir. Çünkü yaklaşık dört yaşlarından itibaren, çocuklarda suçluluk ve utanç duyguları gitgide belirgin hale gelmeye başlar. Küçük çocuklar benmerkezci ve somut düşünürler. Bu da kendilerini yaşanan olayların merkezinde algılamalarına neden olabilir. Travmatik olaylara maruz kalan çocuklar bu sebeple olayla ilgili suçluluk hissedebilir ve olayın kendilerinden kaynaklandığını düşünmeye meyilli olabilir. Kendi duyguları, düşünceleri, istekleri ve davranışlarını yaşanan travmatik olaya bağlayan çocuklar, travmatik olayın kendiyle bağlantılı olduğunu düşünüp yoğun şekilde utanç ve suçluluk duygularına kapılabilir.


Travmatik bir olaya maruz kalan hem okul öncesi hem de okul çağındaki çocuklar çaresizlik duygusu yaşayabilir. Devam eden bir tehlike olup olmadığı konusundaki belirsizlik, travmatik olayın ötesine ve hayatlarının diğer yönlerine uzanan genel bir korku ve onları neyin rahatsız ettiğini veya yaşadıklarını kelimelerle açıklamada duygusal güçlük olarak kendini gösterebilir. Bu çaresizlik ve kaygı hissi, genellikle önceden edinilmiş gelişimsel becerilerin kaybı olarak ifade bulabilir.


Travmatik olaylar yaşayan çocuklar kendi başlarına uykuya dalamayabilirler veya ebeveynlerinden ayrılamayabilirler. Travmatik bir olaydan önce bahçede oynamaya cesaret etmiş olabilecek çocuk, artık yanında bir aile üyesi olmadan oynamaya istekli olmayabilir. Çocuk gerileme durumu göstererek, önceki gelişim döneminde yapabilir hale geldiği konuşma ve tuvaletini tutabilme gibi becerilerini kaybedebilirler ve benzer şekilde uyumaktan korkma, uykuya dalmada güçlük, kâbus ve gece terörü gibi sıkıntılar görülebilir. Çoğu durumda, çocuklar travmatik oyuna da girebilirler. Travmatik oyun, çocukların travmatik olaya sürekli odaklanmasını veya travmatik bir olayın olumsuz bir sonucunu değiştirme girişimini temsil edebilen, tekrarlayan ve daha az yaratıcı bir oyun türü olarak ortaya çıkar.


Okul çağındaki çocuklar için travmatik bir deneyim, kendi güvenlikleri ve okullarında veya ailelerinde başkalarının güvenliği konusunda ısrarla süren endişe duyguları ortaya çıkarabilir. Travmatik bir deneyim yaşamış olan çocuklar, etkinlikler sırasında sadece kendi eylemleriyle meşgul olabilirler. Bu çocuklar genellikle, travmatik bir olay sırasında yaptıkları veya yapmadıkları şeylerden dolayı suçluluk veya utanç hissederler. Okul çağındaki çocuklar, travmatik olayı sürekli olarak yeniden anlatabilirler ya da korku ya da üzüntü duygularıyla boğulduklarını tarif edebilirler. Onların duygularını ifade etmeleri için izin vermek, kullandıkları ifadeleri küçümsememek, bastıracak türde tepkiler göstermemek, iyi bir dinleyici olmak önemlidir. Duyguların dışa vurumu içsel rahatlama sağlar. Böylece, ruhsal sıkıntılarla birlikte ortaya çıkan bedensel yakınmaların da azaldığı görülür.


Bebek ve küçük çocuklar travma yaşadıkları zaman duyguları düzenlemede bozukluklar, bağlanma örüntülerinde bozulmalar, davranışsal gerilemeler (parmak emmeye başlama gibi), özerk uğraşların kaybedilmesi, agresif davranışlar, dünya algısında değişim, travmatik beklentiler görülebilir. 0-6 yaş dönemindeki çocuklar, daha büyük çocukların aksine duygularını kelimeye dökemezler. Altı yaşından büyük çocuklar ise yineleyici oyunlar, içeriği belirsiz rüyalar, travmatik olayları anımsatan şeylere yönelik belirgin fizyolojik tepkiler görülebilir. Olayı anımsatan şeylerden kaçınma, oyun oynamada azalma, öfke patlamaları, aşırı huysuzluk görülebilir.


Bazen çocuklar travmatik olaylar karşısında etkilenmemiş gibi görünebilirler fakat aslında olayın etkisini içlerinde yaşarlar. Olayın gerçekliğine inanmak istemeyebilirler. Eğer bir ölüm ya da kayıp varsa o kişiyi arama davranışı ve gelmesini bekleme davranışı görülebilir. Geri dönme olmadığını fark ettiklerinde duruma ve kaybettikleri kişiye karşı öfkelenebilirler. Ergenlikte ise yaşanan belirtileri yok sayarak geçmesini bekleme, sık görülen davranışlar arasındadır.


Travma yaşayan çocuğa nasıl yardım edilir?

Büyüme yıllarında çocuklar %14-43 oranında en azından bir travmatik olaya maruz kalmaktadır. Bu oranlar, çocukluk çağının travmalar yönünden riskli olduğunu ortaya koyar. Travma yaşantıları ruhsal açıdan baş edilemez olduğunda, etkilerinin yetişkinlik dönemlerine kadar süren ve yetişkin yaşamı da olumsuz etkileyen ruhsal ve davranışsal sorunlara neden olabildiği bilinir. Ergenlerle ilgili olarak deprem sonrası yapılan bir çalışmada, ergenlerde %92 oranında travmatik reaksiyonların görüldüğünü, küçüklerin daha fazla olumsuz etkilenme yaşadığını belirtmiştir. Sevdiği birinin kaybını yaşayan ergenlerin ise yarısından fazlası travma sonrası stres bozukluğu belirtileri göstermiştir.


Travmatik bir olay yaşadıktan sonra ebeveynler, aile, bakıcılar ve öğretmenlerin bazı gelişimsel görevleri olur. Ailenin, uzmanların, eğitimcilerin ve toplumun katılımı, çocukları travmatik bir olaya maruz kaldıktan sonra karşılaştıkları duygusal ve fiziksel zorluklarla desteklemede kritik öneme sahiptir. Ebeveynler, öncelikle kendi duygularının farkına varma yollarına girebildiğinde, çocuklarının duygularını öğrenebilme becerileri de gelişme gösterir. Böylece çocuklarıyla birlikte vakit geçiren öğretmenler veya diğer uzmanlar ile temasta kalma ve çocuğun duygu durumuyla ilgili bilgi verme konusunda da gereken becerilere de sahip olabilirler. Travmatik deneyim yaşayan çocuk ve aile, mümkün olduğunca bekletmeden uzman yardımı almalıdır. Bunun hemen mümkün olmadığı durumlarda veya yardım sürecinde aile çocuğun temel ihtiyaçlarıyla ilgili günlük rutini sürdürmeye, gerekirse bu konuda destek almaya çalışmalıdır.


Okul öncesi dönemdeki 2, 3 ve 4 yaş dönemine kadar olan küçük çocuklar için ebeveynler rahat ve az uyaranın olduğu sakin bir ortam, dinlenme ve oyun ya da resim yapma fırsatı sağlayarak basit gibi görünen ancak paha biçilmez bir destek sunabilirler. Ebeveynler, travmatik olayın sona erdiğine ve çocukların güvende olduğuna dair güvence sağlamak için kendi psikolojik durumları üzerinde de farkındalık sahibi olmalı ve gerekirse profesyonel yardım almalıdır. Ebeveynlerin, ailelerin ve öğretmenlerin, çocukların taşıdıkları duygular içinde yalnız hissetmemeleri için duygularını sözlü olarak ifade etmelerine yardımcı olmaları faydalıdır. Konuyu geçiştirmek ve sessiz kalmak, çocukların kendi senaryolarını üretmesine ve boşlukları hayal gücüyle tamamlamasına neden olur. Bu sebeple konuşmak ve soruları yanıtlamak önemlidir. Fazla detaylara girmeden, net ve kısa yanıtlarla çocukların merakı varsa giderilmeli, duygularını ifade etmeleri teşvik edilmelidir. Çocukların günlük rutinlerini sağlamaya devam etmek de onların “kontrol” duygusunu kaybetmemelerini sağlar. Özellikle de evin dışında çalışan ebeveynler, bir süre boyunca sık olacak şekilde çocuklara nerede olduklarını bildirerek, onlara tutarlı bir bakım ve bilgi sağlayabilir. Bu da çocukların güvenlik hissini destekler.





Okul çağındaki ve daha büyük yaş grubundaki çocuklar, ailelerin veya yakınların sunduğu destekleyici ortamlarda korku, üzüntü ve öfke duygularını ifade etmek için teşvik edilmeye ihtiyaç duyarlar. Etkilenmemiş gibi görünseler de çocukların mutlaka birtakım duygular yaşadıklarını hesaba katmak gerekir. Bu çocukların taşıdıkları kaygı ve endişe gibi duyguları aile üyeleriyle konuşmaları için teşvik edilmeleri gerekebilir. “Güçlü ol, üzülme” gibi ifadeler kullanılmamalıdır. Bunlar yerine “Evet, üzüldüğünü biliyorum” gibi ifadeler kullanmak çocuğu rahatlatır ve kendini ifade edebilmesinin önünü açar. Sabırla ve anlayışla yaklaşmak gerekir. Yaşadıkları duyguların normal olduğunu kabul etmek önemlidir.


Travmatik bir olay yaşamış ergenler için aile, olayın tartışılmasını ve bununla ilgili hisleri ifade etmeyi teşvik edecek bir ortam sunmalıdır. Olayın bir daha yaşanmasını önlemek için neler yapılabileceğine dair fikirler aile ortamında konuşulabilir. Ergenler travmatik deneyimi sanki hiç gerçekleşmemiş saymak ve belirtilerin kendiliğinden geçmesini bekleme eğilimi görülebilir. Ancak ergenlerin bilgileri akranlarından alma eğilimi de hesaba katılarak akran eğitimine önem vermek ve ergenlerin güvendikleri yetişkinlerin doğru ve net bilgileri sunmasını sağlamak önemlidir.



Duyguların açığa çıkarılması önemlidir!

Duyguları yaşamaktan kaçmak onları bastırmaya sebep olur. Bastırılmış travmalar ve bastırılmış duygular ise zaman içinde mutlaka kendilerini başka yollarla belli eder. İlerleyen dönemlerde uykusuzluk, dikkati toplayamama, öğrenme güçlükleri, bedensel rahatsızlıklar olarak kendilerini gösterebilen duyguların açığa çıkarılması, örneğin travmalar sonrası sık karşılaşılan suçluluk gibi duyguların değişmesini sağlayabilir. Duyguları yaşamanın doğal olduğu kabul edilmeli, suçluluk ve öfke gibi duyguları bastırmanın ise hayatı zorlaştıran etkileri fark edilmelidir. Bu şekilde olay öncesindeki yaşam düzenine dönmek daha kolay hale gelebilir.


Ebeveynler, özellikle aile ve akranlarla ilişkilerde beklenebilecek gerginliği ergen çocuklarıyla tartışabilir ve bu zorluklarda destek sunabilir. Ergenlerin travmatik olaylarla ilgili öfkeyi dile getirme çabası olarak “eyleme vurma” davranışını anlamak da önemlidir. Bir şiddet eyleminin ardından intikam düşünceleri taşıyıp taşımadıklarını gözlemlemek ve bunu tartışmak, eylemlerin gerçekçi sonuçlarını vurgulamak ve duyguları dönüştürmeye yardımcı olmak da önemli olabilir. Ergenlerin yaşadığı çaresizlik hissini azaltan yapıcı alternatifler sunulmalıdır.


Üzgün olmak normaldir

Kendi duygularına alan açabilen yetişkin, çocuğunun duygularını koşulsuz olarak kabul etmeye de hazır hale gelir. Bu yüzden üzüntü gibi duygulardan kaçınmak yerine duyguların dışavurumu daha değerli hale gelir. Örneğin korku, tüm insanlarda ortak olan doğal ve evrensel, kaçınılmaz bir duygudur. Canlı varlıkların görünen veya görünmeyen, algıladığı, düşündüğü, imgelediği, tasarladığı tehlikeli, tehdit dolu durum, kişi, nesne, olay ve olgu karşısında gösterdiği doğal ve evrensel duyguların tümü “korku” olarak adlandırılır. (Ö. Köknel) Korku, ruhsal bir tepkidir.


İnsanların günlük yaşamının bir parçası olan korku, çocuklarda en erken görülen duygudur. Öğrenilenlerle gelişen gerçek korkular 1-2 yaş civarında görülmeye başlar. Korkunun oluşması çevredeki koşullarla oldukça ilişkilidir. Geçmiş yaşantılar, o anki fizyolojik ve psikolojik durum korkunun hangi yoğunlukta yaşanacağını etkiler. Çocuğun içinde bulunduğu koşullar ve özellikle ebeveynlerin tepkileri, çevresinden öğrendikleri çocuğun duyacağı heyecan ve korkuyu belirler.


İki-üç yaş dönemindeki çocuklar anneden özerk şekilde ayrılarak bağımsızlaşma çabalarına girer. Bu hassas dönemde, örneğin tuvalet eğitimi döneminde çocuğun aldığı tepkiler onun yaşam boyu etkisini sürdüren bir-takım korkularına da kaynak oluşturur.


Üç-altı yaş dönemindeki çocuklar, oyunlarla ve dış dünyayla etkileşimle birlikte, bir önceki gelişim döneminden farklı korkular da duymaya başlar. Örneğin gök gürültüsü, elektrik süpürgesi, bağırma sesinden korkmanın yanına, henüz soyut düşünme döneminde olmayan çocuğa yüklenen soyut hikayeler de korku kaynağı olabilir. Özellikle de 4 yaş civarı, anne-babadan ayrı kalmak gibi korkular yoğun görülür. Sonrasında çocuklar daha somut korkular duymaya başlar.


Deprem, tsunami, sel gibi afetlerde çocuklar, ailelerinden ayrı kalacakları korkusunu yoğun olarak yaşarlar. Küçük yaş grubundaki çocuklarda parmak emme ve alt ıslatmaya geri dönüş görülebilir. Çocuklar bir süre anne ve babalarıyla birlikte uyumak isteyebilirler. “Çocuğum depremden beri benimle birlikte uyumak istiyor, bu doğru mudur?” diye sorulabilir. Yaşanan olağanüstü dönem boyunca bu ihtiyaçları karşılanmalıdır. Okul çağındaki çocuklarda da dikkat toplamada güçlük, yoğun kaygı, bunlarla birlikte ders başarılarında düşüş ile birlikte öğrenme problemleri gözlenebilir. Çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamak ve korku duygusunu reddetmemek bu dönemlerin atlatılması için iyi bir destek sağlar. Büyük yaş grubu çocukları duygularını ifade etmelerini teşvik etmek faydalı olur. Aile iyi bir gözlem yapmalı, gerekli gördüğünde profesyonel yardım almaktan kaçınmamalıdır.


Depremle ilgili gelişen korkularda, diğer korkulara benzer korunma yolları kullanılabilir. Çocuklara tehlikeli olan ve olmayan durumları ayırt etmeyi, ne zaman korkması ve kaçınması gerektiği öğretilmelidir. Anne ile babanın korku ve davranışlarının çocuklara aktarıldığı göz önünde bulundurularak, gerektiğinde aile üyeleri hep birlikte ruhsal yardım almalı, kendi korku ve kaygı duyguları üzerinde çalışmalıdır.


Derleyen ve çeviren: Senem Tahmaz



Referanslar: “Travmatik Bir Olaya Yaşa Bağlı Tepkiler” Çocuk Travmatik Stres Ağı (2020). Şuradan alındı: www.nctsn.org


“Travma sonrasında ruh sağlığı ve hastalıkları…” O. Çam, A. Büyükbayram, E. ÖztürkTurgut. (2016). Şuradan alındı: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/224270


“Travma Yaşamış Çocuk ve Gençlerin Ele Alınmasında Çocuk-Ergen Ruh Sağlığı ve Psikiyatri Hemşireliği Uygulamaları” F. Oflaz (2015). Şuradan alındı:


http://www.phdernegi.org/wp-content/uploads/2016/03/F.Oflaz-travma-ya%C5%9Fayan-%C3%A7ocuklarla-%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fma.pdf


"Boşaltılamayan her duygu bedende birikir..."

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.