Travmalardan kurtulma yolları

“Yaşanılan deneyim sadece başımızdan geçen bir öyküden fazlasıdır. Kokusu var, sesi var, duygusu var, bedenin hareketi var.” diyen Ece Türkmut Dere, travma merkezi ve acil serviste, ayrıca “Beden Kayıt Tutar” kitabının yazarı Prof.Bessel van der Kolk ile birebir çalıştı ve zaman zaman Türkiye’ye gelip deneyimlerini paylaşıyor. Kendisiyle bedenimizde biriken stresin etkilerini ve travma sonrası iyileşmede kullanılan yöntemleri konuştuk.

Sevgi dolu ilişkiler travmaları çözümlemede etkili

Geçmişte yaşadığımız uzun süreli sıkıntılar zaman içinde birikerek etkilerini bize yıllar sonra da kendini hissettiriyor. Tek ve belirgin, sarsıcı bir olay sonucu travma yaşansa da aslında uzun zaman süren stresli dönemler de travma etkisi yaratabiliyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü, Dramatik Yazarlık – Dramaturgi Ana Sanat Dalı mezunu Ece Türkmut Dere, özellikle de sahne / performans sanatçıları için sinir bilim ve travma bilimi odaklı hareket çalışmaları, atölyeler ve bireysel seanslar sunuyor. David Emerson’ın travma alanında çalışan psikolog, psikiyatrist, ilk yardım vb profesyonelleri için yazdığı bir kaynak olan Terapide Travmaya Duyarlı Yoga adlı başvuru kitabını Türkçe’ye çevirdi. Kendisiyle ABD’de Travma Bilgili Bakım Projesi ve acil serviste çalışma deneyimleriyle edindiği izlenimleri konuştuk.

 

Dere, sinir sistemimizin hareket halindeyken regüle olduğunu belirtiyor. Kişinin kendi iyilik halini korkurken travma bilgili hastane, travma bilgili okul, travma bilgili hukuk, travma bilgili ilk yardım gibi projelerin geliştirmesinin de bireylere destek olacağına dikkat çekiyor. Gelecekte travma konusunda bilgili olmanın daha önemli olacağını vurgulayan “future is trauma informed” (gelecek travma bilgili olmaktan geçiyor) sloganını hatırlatıyor.  

 

Birebir çalışma imkanı bulduğu, Psikiyatri Bölümü profesörü Bessel van der Kolk ise şöyle diyor: “Post travmatik stres bozukluğu (PTSD) ya da travma sadece geçmişte yaşanılmış kötü bir olay değildir. Bireylerin hormon ve beyin sistemlerini etkiler. Travma mağduru kendi bedeni içinde güvende hissetmez. Bu yüzden birey kendini bedeni içinde güvende hissedinceye kadar, psikoterapi mutlaka beden koordinasyonlu uygulamalarla sürdürülmelidir.” 

 

Çalışmalarını Project Axis Mundi ismi altında toplayan Dere’ye sorularımızı yönelttik.

 

Stres ve travma bedende nasıl saklı kalıyor?

Ben bu soruyu Bessel’den bir alıntı yaparak cevaplamaya çalışayım muhtemelen kendisini bu görüşme boyunca bolca anacağım: Bessel şöyle özetliyor “Travma ‘sensory’ yani duyusal bir deneyimdir.” Yani yaşanılan deneyim sadece başımızdan geçen bir öyküden fazlasıdır. Kokusu var, sesi var, duygusu var, bedenin hareketi var, bedenin hareketi derken sadece savunma/kaçma gibi dıştan gözlemlenecek bir hareketin ötesinden de bahsediyoruz. Beden kendini tehdit altında hissettiğinde sinir sisteminin hareketi, nefesin hareketi, hormonların hareketi, iç organlar, aklınıza gelen her şey bu öyküye dahil oluyor. Travma deneyimi o kadar olağanüstü bir deneyim ki beyinde bazı değişimler meydana geliyor. Anı, hafızaya bambaşka bir yapıda kaydoluyor.

 

Travma esnasında beyinde ve bedende neler yaşanıyor?

Aşırı korku ya da tehdit durumlarında beynimizin akıllı beyin dediğimiz frontal lobu pek de iyi işlev yapmıyor. Çünkü bizi hayatta tutmaya programlanmış başka bölgeler daha aktif oluyor. O korku ve hayatta kalma savaşı içinde benim yönlendirmelere ve desteğe ihtiyacım var. “Deprem ya da yangın halinde asansörü kullanmayın” uyarısında olduğu gibi… O an bunu bilen aklım çok iyi çalışmıyor. O yönlendirmelere ihtiyacım var. Evden çıkabildiysem nereye kaçacağımı bilmeye ihtiyacım var. Olaya müdahale eden ilkyardım ekiplerinin beni bilgilendirmelerine ihtiyacım var. Bu ufacık ayrıntılar bana biraz da olsa kontrol kazandıracağı için travma sonrası stres bozukluğu geliştirme ihtimalimi azaltabilir. Örneğin, deprem özellikle zor bir durum çünkü hayati tehdit, yoğun stres altında insan içgüdüsel olarak eve, yuvaya yönelir. Deprem gibi bir durumda ise güvende hissettiğim yerden kaçıyorum ve yönelebileceğim başka bir yer yok… Böyle durumlarda yine ailenin birlikte kalması, komşuların ve şahit olan toplumun birbirine destek olması, birbirine (rıza dahilinde) dayanmak, el ele tutuşmak, acının toplumca tanınması ve paylaşılması yaraları sarmaya, güvende hissetmeye yardımcı oluyor. Travmatik olaylardan kaçamıyoruz ama psikolojik etkilenimi azaltmak için yapılabilecekler var.

 

Bunlar nelerdir?

Korku çok normal ve bizi hayatta tutan şey oluyor böyle anlarda. Ancak travmadan etkilenim uzun sürüyorsa mutlaka profesyonel destek almak gerekiyor ve her insanın etkilenimi ve ihtiyaç duyacağı destek farklı. Bir kültür oluşturabilirsek belki psikolojik olarak yaralarımızı sarmak daha kolay olur. Birçok araştırma, iyi bir destek ağına sahip olmanın travmatik deneyimden etkilenmeye karşı en güçlü korumayı oluşturduğunu gösteriyor. Güvenlik ve terör/dehşet birbiriyle uyumsuzdur. Dehşete düştüğümüzde hiçbir şey güven veren bir ses ya da güvendiğimiz birinin kucak açması gibi sakinleştiremez. Korkmuş yetişkinler de dehşete düşmüş çocuklarla aynı biçimde rahatlama tepkisi gösterir. Saldırı, kaza veya doğal felaket gibi akut bir travmadan sonra, kurtulan kişiler için tanıdık insanların, yüzlerin ve seslerin varlığı gereklidir; fiziksel temas, gıda, sığınma evi veya güvenli bir yer ve uyku…

 

“Travma geçiren insanlar ilişkiler bağlamında iyileşirler” diyorsunuz...

Yakından veya uzaktan sevdiklerinizle iletişim kurmak ve kendinizi güvende hissedeceğiniz bir yerde, aile ve arkadaşlarınızla mümkün olan en kısa sürede bir araya gelmek çok önemlidir. Bağlanma modellerimiz tehdide karşı en büyük korunmadır. Mağdurların, gerçeği tolere etmek, gerçekle karşı karşıya gelmek ve bunu işlemek için cesaretini güçlendirir. Örneğin, biz deprem kuşağında yaşayan bir toplumuz ve bu bizim gerçeğimiz. ‘99 depreminden sonra Türkiye’de alan profesyonelleri travma konusunda çok önemli calışmalar yaptı ve hala yapıyorlar. Yani travmatik bir olayda artık çok daha hızlı ve organize bir biçimde travmada profesyonel destek ve psikolojik ilk yardım sağlayabiliyoruz. Bunlar bizim güvende hissetmemizi sağlayacak ya da olayın ağırlığını biraz olsun hafifletecek başka ihtiyaçlarımızı karşılamaya yardımcı oluyor.

 

“Interoception” yani iç gözlem, içe bakma olarak tanımlanıyor ve içimizde neler olduğunu fark etmemiz, duygusal beyne ulaşmanın yolu olarak gösteriliyor. Duygusal beyne ulaşmak neden bu kadar önemli?

Bud Craig interosepsiyon için “sezebilen ben” tanımını kullanır, bu söylemi seviyorum. Interosepsiyon bir duyu. Bizlere genelde beş duyu öğretilir. İşitme, Oküler (görme), Tatma, Taktil, Koklama genelde bu beş duyuyu tanıyoruz. Ancak bunlar dışında beden pozisyonumuz ve hareket algısı olan propriosepsiyon, uzaysal beden algısı vestibuler ve iç organlarımızdan gelen bilgiyi yorumlayan interosepsiyon duyumuz var. Otonom sinir sisteminden gelen her sinyal interoseptiftir. Yani ben -tehdit altında mıyım, güvende miyim - bunun bilgisi interosepsiyondan geliyor.

 

İçe yönelmek neden önemli?

İnterosepsiyon bizi bir amaç doğrultusunda eyleme geçiriyor. Travma bozukluklarında beynimizde interoseptif yolaklar denilen bölgelerde bozulmalar gözlenir. Öbür yandan bir duyguyu tanımlayabilmek için de intersepsiyonu kullanıyoruz. Birine aşık olduysak “Karnımda kelebekler uçuyor” diyoruz. Bir şeye çok öfkelendiysek “Kan beynime sıçradı”, “Başımdan aşağı kaynar sular döküldü”… “Böğrüme taş oturdu”, “Boğazım düğümlendi” örnekler çok… Bir duygusal durumu tanımlamak, anlamak, anlatmak için bu interseptif bilgiyi kullanıyoruz. Bir halden, bir duygudan bahsediyorum ama bunun bedenimde bir ifadesi var. Eğer bu gelen sinyalleri tanıyamıyorsam, anlatamıyorum ve eyleme geçemiyorum. Bu durum aslında en sıkıntılı olgu. Bedende bir şeyler oluyor ve ne olduğunu bilememe kişide büyük kafa karışıklığı ve dehşet yaratıyor.

 

Sadece travma geçirenleri ele aldığımızda toplumun diğer kesiminde hiçbir problem yokmuş gibi algılanabiliyor. Hâlbuki hepimizin yaşamında üzüntü veren deneyimler veya stresli dönemler oluyor. Bunların da bir nevi travma etkisi yarattığını söylemek mümkün mü?

“Travma bilgili yaklaşım” dediğimiz olguda “travma” tanımını yeniden yapıyoruz. Travma dediğimizde aklımıza hemen en kötü hikayeler geliyor. Büyük bir kaza, bir doğal afet, bir saldırı… Türkiye’de her 3 kadından 1’i şiddete maruz kalıyor. Çalışan nüfusun neredeyse %70’i mobbing yaşıyor. Trafik kazası, terör olaylarının artışı, hayatı tehdit eden bir hastalık ve hatta bir organın kaybı, ekonomik belirsizlik, insan hakları ihlallerindeki artış… Günlük hayatımızın parçası haline gelen stres artık artan dozlarda ve neredeyse kronik bir şekilde maruz kaldığımız bir olgu ve kronik stres genel iyilik halimizi olumsuz olarak etkileyen bir faktör. Ama travma bunlarla sınırlı değil…

 

Çocukluktaki olumsuz deneyimleri de ekleyebilir miyiz?

Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri de yetişkinlikte anksiyete, depresyon, madde bağımlılığı gibi şeylerin dışında, kalp hastalıkları, otoimmün hastalıklar gibi bir dizi kronik tıbbi hastalığın en güçlü belirleyicisi. Pek çok araştırmacı, olumsuz çocukluk çağı deneyimlerinin dünyanın en büyük halk sağlığı krizi olduğunu söylüyor. Olumsuz çocukluk çağı travmasının özü, ikili ilişkilerde gerçekleşiyor ve iyileşme de sağlıklı yeni ilişkiler kurarak gerçekleşiyor.

 

İnsanın insana yaşattığı travmalar…

Hemen bir konuyu netleştirmek gerek. Travmatik bir olay yaşayan herkes travma bozukluğu geliştirmez. Yani diyelim ki biz ikimiz büyük bir trafik kazası atlattık. Ben kaza sonrası TSSB semptomları gösterirken sende bu etkilenim olmayabilir. Burada genetik yatkınlık, erken dönem yaşam deneyimleri, genel sağlık hali, genel stres durumu, hareket vb bir sürü bileşen var. Ya da şöyle bir yerden bakalım, hayatımda büyük bir olay yok yani benim algımda ya da öğretildiği gibi travmatik bir deneyimim yok ama çocukken birincil bakim verenlerimle sağlıklı bir bağlanma gerçekleştiremediysem ya da zorlu bir çocukluk yaşadıysam bu durum erken dönemde gelişimsel travma dediğimiz ya da ileri yaşlarda karmaşık travma dediğimiz travma bozukluklarına sebep olabilir. Yoksulluk örneğin travmatik bir deneyimdir. Zorunlu göç çok büyük bir travmatik deneyimdir. Örneğin karmaşık travma dediğimiz olgu kişilerarasıdır… Yani insanın başka bir insana yaşattığı travma… ve bu aile gibi yakın ilişkilerdeki insanlardan ya da otorite figürü olarak saydığımız biri tarafından yapıldıysa adı üstünde çok karmaşık olur… Hatta bizim başımıza gelmemiş ama şahit olduğumuz bir olay bile travmatik bir etki yaratabilir.

 

Devamı... İyileşme yolunda "Travmaya Duyarlı Yoga" ve bedensel çalışmalar

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 10221

  • Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey
    Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey

    Süresi : 03:21 İzlenme : 10723

  • Hangi vitamin hangi besinlerde bulunur?
    Hangi vitamin hangi besinlerde bulunur?

    Süresi : 01:41 İzlenme : 4592

  • Kol sarkmalarına karşı egzersiz
    Kol sarkmalarına karşı egzersiz

    Süresi : 02:09 İzlenme : 3128

  • Sezaryen mi normal doğum mu?
    Sezaryen mi normal doğum mu?

    Süresi : 01:53 İzlenme : 14383

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön