Acıbadem Kadıköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Bora Özveren, herhangi bir ilaç kullanmadan, ameliyat geçirmeden, taş kırma operasyonuna gerek kalmadan sadece su içerek bir kişide taş hastalığının nüks etme riskinin yüzde 55 oranında azaldığını belirtiyor.
Bazılarımız su içmeyi sevmiyor, bazılarımız unutuyor. Oysa adeta çocukların ev ödevlerini yapmaları gibi gün içinde belli bir disiplin ve kararlılık içinde su içmeyi görev haline getirmek gerekiyor. Yanlış bir inanış sonucunda özellikle de kadınlar ‘su içsem yarıyor’ diyerek fazla su içerek bile kilo aldıklarına inanıyor. Oysa kilo almanın en önemli nedenleri arasında hareketsizlik ve metabolizmanın az çalışması geliyor. Su içmek de metabolizmanın sağlıklı çalışmasına katkıda bulunuyor.
Suyun tek faydası da bu değil üstelik. Ülkemizde taş hastalığı erkekler başta olmak üzere toplumumuzda yüzde 5-20 oranında görülüyor. Batılı ülkelerde de aynı rakamları görmek mümkün. Üroloji Uzmanı Dr. Bora Özveren de suyun yararlarının ısrarla ve bıkmadan anlatılması gerektiğine inanıyor ve taş hastalığına yönelik önleyici etkisi konusunda şunları söylüyor: Bizim böbrek taşı hastalarına öteden beri önerdiğimiz, basit bir sorumluluk olan günde 2-2,5 litre suyu içmeleridir. Kişi 2 litre civarında idrar çıkarabilirse, taş riskinde yüzde 55 gibi bir risk azalması oluyor, bu da su içerek oluyor. İnsanlara ciddi bir mali külfet yaratmıyor, ilaç kullanmaya gerek yok. Sadece sıvı alımı sayesinde riskin azaltılması, ameliyat, hastane başvurusu ve ilaç tedavisi ihtiyaçlarını ortadan kaldırmasından dolayı ekonomiye daha az yük getiriyor.
Taş neden oluyor, en çok bu soruluyor
Taş oluşumu nedeniyle hekime başvuran kişilerin en çok taşın neden oluştuğuna ilişkin soru sorduklarına değinen Dr. Bora Özveren, “Taş oluşumunda diyet alışkanlıkları ve yaşam tarzı dediğimiz çevresel faktörlerin varlığı, taş oluşumunda etkilidir. Şehir hayatında, günümüzde daha fazla hayvansal protein alımı ve yüksek miktarda tuz tüketimi sorun yaratıyor. Rafine şekerli yiyecek ve içeceklerin de olumsuz bir payı var. Değişmeyen ve mutlaka önemli olan da genetik ve ailesel yatkınlıktır” diyor. Vücutta oluşan taşların tespitinde en kesin tanı yönteminin ilaçsız karın tomografisi olduğunu, düşük radyasyon riski nedeniyle yetişkin hastalar açısından korkulduğu gibi tehlike yaratmadığını belirten Dr. Bora Özveren, bu şekilde 1-2 milmetre boyuttaki taşların bile rahatlıkla saptanabildiğini söylüyor.
Tedavisi nasıl yapılıyor?