Niye doğursunlar ki?

Niye doğursunlar ki?

 

Bugüne dek neden çocuk yapmadığımı soranlara üç aşağı beş yukarı aynı cevabı verdim.

“Çocuk bakmak, büyütmek zor.”

“İçimden gelmiyor.”

“Yapan çok. Ben de yapmayıvereyim.”

“Ben anne olmak istemiyorum. Böyle iyiyim.”

 

Nezaketimi korumaya çalışıyordum bu soruyu cevaplarken. Çocuklu hayatın zorluklarını yaşamak istemediğimi söyleyerek, bu zorluklara kendi  hayatlarından örnekler vererek onları incitmek istemiyordum. Konu üzerine daha fazla konuşmak istemediğimi belli eden kısacık sözlerime “Ama her şeye değer”, “Ama hayattaki en güzel duygu” karşılıklarını aldığımda gülümsemekle yetiniyordum.

 

Birini, istemediğini açıkça söylediği bir eyleme özendirmeye çalışmak, sevmediği yemeği kaşıkla ağzına zorla sokuşturmaya benziyor. “Tadına bir bak, çok güzel” diyen, o bir kaşığın, zorla girdiği ağızdan yüzüne püsküreceğini tahmin edemiyor. Saymadım ama en az birkaç kaşık püskürtmüşümdür. Üzgün olduğumu söyleyemem, seçeneğim kalmadığı içindi.

 

Fakat şu aralar üzerine düşündüğüm esas konu bu değil.

 

Bugüne dek, çocuk yapmamama dair meraklı soruların, bu soruları hayatıma müdahale olarak gördüğüm için beni sinirlendirdiklerini sanıyordum. Yıllar sonra fark ediyorum ki, bunu bedenime müdahale olarak gördüğüm için öfkeleniyordum. Bedenimi doğurmak için kullanmak istemiyordum.

 

Bedenimi neden doğurmak için kullanmak istemiyordum acaba? Neden hâlâ istemiyorum? Neden kendimi hamile olarak hayal etmekten hep kaçtım? Niye hâlâ kaçıyorum?

 

Bu soruları yazarken doğal olarak gözümün önüne hamile ben geliyor. Beyin böyle bir şey. Ağzından çıkanın robot resmini çıkarıyor hemen. Kendimi hamile görünce bedenim acıyor, rahmim, civarı ve karnım. Bedenimden yükselen acı duygusunu bu kez bastırmadan dinlemeye çalışıyorum. Acı görselleşiyor. Bedenim, rahmime yakın yerlerim yırtılıyor. Kandan, baygınlıktan başka bir şey yok.

 

Düşünüyorum. Bu sahneleri ben kendi kendime mi uyduruyorum? Bedenimden yükselen acı duygusunu bir başıma mı yaratıyorum? Hislerimi kovmuyorum bu kez, bekliyorum, bakalım peşinden ne gelecek diye. Korkuyorum. Birazdan başıma ölümcül bir şey gelecekmiş gibi korkuyorum. Tehlikedeyim, var gücümle kaçıp kurtulmak istiyorum.

 

İnsan duygularından kaçmamalı, onları yok saymamalı. Hayatta neyi neden yaptığını, neden yapmadığını anlamak için bu duyguların ortaya çıkmasına izin vermeli. Çünkü duyguları sonsuza dek bastırmak mümkün değil.  

 

On dakikadan fazla oldu son iki paragrafı yazalı. Acı ve korku geçmedi. Normal mi? Kötü bir rüyadan uyanmış gibi (Oh! Kâbusmuş!) hissediyorum, (Oh, hamile değilim!) Yani bir yerim yırtılmayacak, acımayacak, tehlikede değilim.

 

Bu korkuları yaratan ben değilim, nereden çıkageldiler peki? Derin bir nefes alıp rahatladıktan sonra filmi geriye sarabiliyorum.

 

Kim bilir kaç filmden, kaç doğum sahnesi yansıyor perdeye.

Hastanede ya da evde, yatakta acılar içinde bağıran bir kadın. Üzerine abanan bir başka kadın. Bebek ağlamaları. Kapının önünde bekleyen adama bir iyi, bir kötü haber.

 

Ya çocuklar halının üzerinde oynarlarken, anneler aralarında konuşuyorlar:

“Normal doğurdum. Sekiz saat çektim o acıyı. Ayyy, çok fenaydı.

Doktor üzerime abandı, acıdan bayılmışım, gözlerimi açtığımda bebek yeni gelmişti.” 

 

Kendi kendime yaratmamışım. Gerçek hayattan, filmlerden hafızama kodlanmış:

Doğururken çok acı çekeceksin.

Bu acı saatler sürecek.

Doğururken ölebilirsin.

 

Bugün görüyorum ki, sadece çocuk yetiştirmek istemediğimden değil, aynı zamanda acı çekmek ve ölmek istemediğimden doğurmamışım. Niye o kadar acı çekeyim ki? Niye öleyim ki?

 

Doğurmamışım, doğurmayacağım. Hâlâ niye konuşuyorum bu konuda? Kadınları doğurmamaya özendirmeye mi çalışıyorum? Normal doğumdan uzaklaştırmaya mı? Yoksa gizli gizli sezaryen propagandası mı yapıyorum?

 

Doğum konusunda konuşmak için, doğurmama ya da doğurma ihtimalim olmasına gerek yok, kadın olmam yeterli bir sebep. Gökten inmedim, benim hafızamda bu kodlar varsa, aynı kültürün yetiştirdiği birçok kadında da vardır. Doğurarak anne olmak isteyen ama doğumdan korkan kadınlar ne olacak?

 

“İşte kadın da böyle yaratılmış,” “Acı ama meyvesi çok güzel”, “Bebeğini kucağına alınca hepsini unutur” deyip kenara çekilmek doğru mu? Bu konuda yapacak hiçbir şey yok mu?

 

Hep sezaryenin kadına ve bebeğe zararları konuşuluyor. Kadınlar normal doğuma teşvik ediliyor. Fakat bunların hiçbiri, kadının doğum korkusunu yatıştırmaya yetmiyor. Ağrıyı, acıyı azaltan farklı doğum yöntemleri var, ancak bütçeleri sebebiyle her kesimden kadını kucaklayamıyor.

 

Ancak kadınları psikolojik ve fiziksel olarak doğuma hazırlayan etkin yöntemler var.

 

Neden doğuracak kadınları psikolojik olarak rahatlatmanın yolları, yöntemleri daha fazla, daha yüksek sesle konuşulmuyor? Kadınları doğurmaya, doğal doğurmaya teşvik etmek için bu yöntemlere daha fazla başvurulmuyor?

 

Tamam, ben doğurmadım, susayım. O zaman doğuma psikolojik ve fiziksel açıdan hazırlanmamın yollarını, yöntemlerini bilen ve bu konuda bilenlerden yardım alarak doğal doğum yapmış kadınlar konuşsunlar. Bu konu kampanyalara, kamu spotlarına konu olsun.

 

Güzel olmaz mı?

 

 

Özlem Kartal

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Sema'nın Sağlıklı Mutfağı - Sema Sumeli anlatıyor
    Sema'nın Sağlıklı Mutfağı - Sema Sumeli...

    Süresi : 08:40 İzlenme : 0

  • Yeşim'le Hayat Bilgisi
    Yeşim'le Hayat Bilgisi

    Süresi : 31:47 İzlenme : 0

  • Kanserde Doğru Bilinen Yanlışlar
    Kanserde Doğru Bilinen Yanlışlar

    Süresi : 37:35 İzlenme : 0

  • Sanal kitap mı? Basılı kitap mı?
    Sanal kitap mı? Basılı kitap mı?

    Süresi : 01:55 İzlenme : 1442

  • Anne Sohbetleri: Lohusa Depresyonu
    Anne Sohbetleri: Lohusa Depresyonu

    Süresi : 06:07 İzlenme : 4148

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön