Kişiliğimizi değiştirebilir miyiz?

Kişilik hayat boyu değişir ve yaşanan deneyimlere bağlıdır. Bu evrim, biz farkında olmadan gerçekleşir. Terapi yöntemleri bazı olumsuz özellikleri zayıflatabilir, olumlu özellikleri ise güçlendirebilir.

Kişiliğimizi değiştirebilir miyiz?

Karakterimiz nasıl şekilleniyor? Genetik ve çevresel etkenlerin karakterimiz üzerindeki etkisi ne? Çocukluğumuz karakterimizi nasıl etkiliyor? Peki, karakterimiz sonradan değişebilir mi?

 

Fransızca yayınlanan Cerveau et Psycho (Beyin ve Psikoloji) dergisi, Temmuz 2019 sayısında kişilik konusunu ele alıyor ve yayınladığı geniş dosyada bu sorulara cevap arıyor. Kişiliğin sonradan nasıl değişebildiğini anlatan makaleyi hthayat.com için derledik.

 

Her şeyi değiştirebiliriz

Kişiliğin davranış biçimimizi ve düşüncelerimizi yönettiğini söyleyerek konuya giriş yapan Liège Üniversitesi’nden Michel Hansenne, makalesinin ilerleyen bölümlerde sunacağı fikirleri şöyle özetliyor: “Kişilik, bizim belirleyemediğimiz genetik faktörlerin etkisi altında olsa da yetişkinlik yaşlarının başına kadar kim olacağımızı tayin eden deneyimler ve öğrenme ile şekillenir.”

 

Hansenne, yapılan araştırmaları referans alıyor. Birçok araştırma, kişiliğin derin boyutlarının bir yere kadar sabit kaldığını gösteriyor ve bu da bir bireyin belli bir durumda nasıl davranacağını güvenilir biçimde tahmin etmeyi mümkün kılıyor. Küçük çocukların karakterleri ile bu çocukların yetişkinlik yaşlarındaki kişilikleri arasında güçlü bir bağ var. “Çekingen, ihtiyatlı bir çocuk şüphesiz yetişkinliğinde endişeli ve içe dönük; meraklı ve neşeli bir çocuk ise kuvvetle muhtemel dışadönük biri olacaktır.” O halde, şu andan itibaren kişiliğimizi değiştirebileceğimizi düşünebilir miyiz?

  

“Evet, neyse ki kişilik evrilebilir” diyor Hansenne. “Öncelikle, doğal olarak yaşla beraber; sonra, yaşadığımız farklı olaylara bağlı olarak. Ayrıca terapilerin etkisiyle de karakter dönüşebilir. Bu üç noktayı ele almadan önce, karakterin bir bütün olduğunu iyi anlamak gerekir. Bir başka deyişle, bir yanı dışadönük, bir yanı içedönük kişiler yoktur. Buna karşılık, kişi içedönüklük-dışadönüklük konusunda 0’dan 100’e kadar bir ölçek üzerinde değerlendirilebilir. Kişiliğin ölçülmesi, bireyin bu ölçek üzerinde konumunun belirlenmesini sağlar. Çoğu kişi 0 ile 100 hattının ortasında yer alır ve bu, bu kişilerin duruma göre içedönük ya da dışadönük bir tavır sergilediğini gösterir. Ancak, kişi orta noktadan ne kadar uzaklaşırsa, davranışları o kadar belirgin, görünür ve değiştirilmesi daha az kolay hale gelir.”

 

Örneğin, çok çekingen birini 300 kişi önünde ders vermeye ikna etmek çok zor, hattâ imkânsızdır. Bu, ancak kişi ancak çok çekingen değilse, hattâ dışadönükse mümkün olabilir. Aynı şekilde, fazla düşünmeden davranan biri, istediğini yapmasına engel olamaz. Eğer spontanlığı orta seviyedeyse ve gerçekten harekete geçmeden önce düşünen biriyse buna engel olabilir. Yani, kişinin davranışları ne kadar aşırı ise, bu davranışları değiştirmesi o kadar zordur. Kişiliğin “şartlı olarak” değişebileceğini söylüyor Hansenne. Dışadönük birinin içedönük biri olamayacağını, toleranslı ve sıcakkanlı birinin ise asla tahammülsüz ve mesafeli birine dönüşemeyeceğini ifade ediyor. 

 

“Kişilik, yaşam boyunca evrim geçirir. Bununla beraber, 30 yaşına doğru sabitlenir. 21-96 yaş arasındaki bireylerin gözlemlendiği araştırmalara göre, 30-36 yaş arasında kişilik çok az değişiyor. Bu, hâlâ mevcut olsa da kişiliğin bireysel çeşitliliğinin yaşla beraber azaldığını gösteriyor. Kişi yeteneklerinin farkına varıp onları kabul ederek, net hedefler belirleyerek kendiyle ilgili tutarlı bir vizyon yakalayabildiğinde, davranışları daha istikrarlı hale geliyor. O halde, hayatın üçüncü on yılında, yani otuzlarda kişilik daha az değişiyor.”

 

Bağlandığımızda seçimimizin doğru olduğuna inanırız

Bununla birlikte, her ne kadar bazen öyle olduğunu düşünsek de 36 yaşından sonra her şeyin kesinlikle değiştiğine inanmamak, meselâ şöyle dememek gerekiyor: “Şimdi, kim olduğumu ve ne yapmam gerektiğini net olarak biliyorum, kararım doğru.” Akademisyen Hansenne, mükemmel eşi bulduğuna inanarak evlenenleri, hayatları boyunca tenlerinde taşımaktan hoşlanacaklarından emin olarak dövme yaptıranları örnek vererek, bu durumu şöyle açıklıyor: “Bağlandığımızda, seçimimizin doğru olduğuna inanıyoruz. Buna ‘değişim sonu yanılsaması’ diyoruz.”

 

2013’te, Harvard Üniversitesi’nden Jordi Quoidbach ve çalışma arkadaşlarının yaptığı bir araştırma gösteriyor ki, zaman ilerlerken kişilikte meydana gelen değişimi hafife alıyoruz. Bir başka şekilde söylersek, beş yıldan beri değiştiğinin farkında olan 35 yaşındaki biri, o andan itibaren artık değişemeyeceğini düşünür, oysa 40’ına geldiğinde karakteri yeniden şekillenecektir. Hatta bu değişim, daha az olmakla birlikte 70 yaşındaki bir bireyde de gözlemlenebilir.

 

Kişilik değişkenliği yaşla beraber azalmakla beraber, karakterin beş ana boyutu yaşla ilgilidir ve bu neredeyse her birey için aynıdır. Gerçekten de dışadönüklük, (yeni deyimlere) açıklık ve duygusal değişkenlik (nevrotiklik) yaşla beraber azalırken, uyum ve bilinç artar.

 

“Bu ilişkiler betimleyicidir ve kişiliği basitçe açıklar: Örneğin, dışadönüklük başkalarıyla beraber olma ihtiyacını, heyecan arayışını ve sürekli aktif olma gerekliliğini temsil eder. Bu tutumlar, kuvvetle muhtemel yaşla beraber azalır. Bilinç, yaş ve tecrübeyle gelişen davranışlar gibi kurallara ve düzene saygıyı, daha planlı olmayı içerir. Meselâ, farklı bölgeleri ziyaret etmek için altı ay önceden rezervasyon yapsak da 65 yaşındayken, Sahara Çölü’nü geçmeye ya da sırt çantasıyla Güney Amerika’yı keşfetmeye 30 yaşımıza göre daha az heves duyarız. Ancak yine de gençlerden daha dışa dönük ve spontan hareket eden yaşlı insanlar vardır! Her şey kişiye bağlıdır.”

 

Genetik ve çevresel etkiler karakterimizi şekillendirebilir

Genetik yatkınlık ise her bireyi belli ortam ve çevreleri seçmeye yönlendirir. Çekingen bir çocuk, genellikle tek başına gerçekleştireceği aktivitelere ve deneyimlere yönelirken, meraklı ve dışadönük bir çocuk, diğerleri ile iletişimde olacağı ve gerçekleştireceği aktiviteleri seçer. Değişken duygusal davranışlar sergileyen bir ergen kendini izole eder. Neşeli birinin, üzgün birine göre daha fazla olumlu deneyimleri vardır.

 

Bazı çevresel etkenlerin değişmesi de kişiliği etkiler. Endişeli bir çocuğa, güven veren bir ortam yaratmak, onun duygusal dengesizliğini azaltmayı sağlar. Buna karşılık, çevre kaygı uyandırıyorsa, duygusal dengesizliği artacaktır.

 

Olayların, üzerimizde negatif ve pozitif sonuçları vardır. En yıkıcı olanlar kaza ve ölümlerdir. Dışadönük ve duygusal açıdan istikrarlı, pozitif duygular yaşayan bir ergen, anne veya babasının ölümünün ardından, eğer bu kayıptan sonra içinde bulunduğu çevre onu desteklemiyorsa içedönük ve istikrarsız bir kişiliğe bürünebilir. Sosyal ve dışadönük bir yetişkin, fiziksel şiddet veya trafik kazası gibi travmatik bir olayı takiben davranışlarını, dolayısıyla karakterini değiştirecek endişeli tavırlar geliştirebilir.  

 

Bu tür önemli olaylara ek olarak, dış etkiler nedeniyle davranışlarda meydana gelen küçük değişiklikler de kişiliği kademeli olarak değiştirebilir. Eğer biri, sıcakkanlı ve samimi olduğu için pozitif geri dönüşler aldığını fark ederse, bu tutumlarını pekiştirebilir ve karakteri evrilebilir.

 

Kişiliği değiştirmenin yolu, beyni değiştirmeden geçiyor

Peki, terapi ile kişiliği dönüştürebilir miyiz? Hansenne’e göre evet: “Ancak, aşırı davranışları olan birinin kişiliğini şekillendirmenin zor olduğunu unutmayalım. Terapinin temel amacı, hastanın şikâyetlerine dayanarak olaylara bakış açısını ve davranışlarını değiştirmektir. Bu da onun var olma şeklini, dolayısıyla kişiliğini değiştirir.”

 

Terapi olumsuz duygu ve düşünceleri, zararlı davranışları azaltmaya çalışır. Pozitif psikolojiden beslenen güncel eğilim, aynı zamanda kişiyi daha mutlu kılmak için olumlu duygu ve düşüncelerini artırmayı da hedefler. Yani amaç, ortada psikolojik acı olmasa bile, kişinin memnuniyet ve huzur duygusunu artırmaktır.

 

Hansenne, buradan yola çıkarak yapılan bir dizi araştırmanın “genç yetişkinlerde duygusal becerilere psikolojik müdahalelerde bulunarak kişiliği değiştirmenin mümkün olduğunu” söylüyor.

 

“Bu araştırmalardan biri, duygusal becerilere odaklanıyordu: Duyguların tanımlanmasına, anlaşılmasına, düzenlenmesine ve kullanılmasına. Program, teorik ve pratik oturumlar (durumlar ve rol oynamaları) içeriyordu. Katılımcılar, verilen bilgileri kendi hayatlarında uygulamak durumundaydılar ve sonraki oturumlarda çözümlenip yorumlanan bir form dolduruyorlardı.  

 

Sonuçlar şaşırtıcıydı: Altı ay süren programın sonunda katılımcılar, kendilerini daha iyi hissediyorlardı, kendilerinden memnunlardı ve programdan altı ay sonra dahî bu iyi duyguları koruyorlardı. Sosyal ilişkileri, fiziksel sağlıkları ve işlerinde gösterdikleri performans en iyi seviyeye ulaşmıştı. Bunun da ötesinde, kişiliklerinin dışadönüklük ve nevrotiklik boyutlarında değişiklikler gözlendi. Duygusal beceriler konusunda altı hafta süren alıştırmaların sonunda, katılımcılar daha dışadönük ve duygusal açıdan daha istikrarlı bir noktaya geldiler. Ve programın bitiminden itibaren en az altı ay boyunca vardıkları noktayı korudular.”

 

Hansenne, bu duygusal düzenlemelerin beyinsel aktivitelerdeki değişikliklere eşlik ettiğini ifade ediyor. “Eylemlerimiz, düşüncelerimiz, belli nöronal faaliyetlerin yansıması ve kişiliğimizi değiştirmenin yolu mutlaka beynimizdeki değişimlerden geçiyor. Duygusal beceri eğitimini tamamlayan katılımcıların beyinlerinde, bazı parietal ve gyrus bölgelerinin aktivitelerinde azalma olduğu saptandı. Yani, beynin bilişsel kontrol ile ilişkili bölgelerinin daha az kullanıldığı tespit edildi.”

 

Beynin yeniden biçimlendirilmesi

Yine bazı diğer klinik çalışmalar, beyindeki değişiklikler ile davranış değişiklikleri arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor.

  

Meselâ, örümcek fobisi olan hastaların beyinlerinin belli bölgelerindeki aktivitelerin, bilişsel davranışçı terapiden sonra azaldığını gösteren bir araştırma mevcut. Bir diğer örnek, alkol bağımlılığı olan hastalar. Tedaviyi takiben, bu hastaların beyinlerinin bazı bölgelerindeki aktivitelerin zayıfladığı bir gerçek.

  

Manyetik uyarım tedavisinin de beyinde değişikliklere yol açtığı, davranışsal ve duygusal değişimler meydana getirdiği biliniyor. Depresif hastaların sol prefrontal kortekslerinin elektrikle uyarılması, terapi etkisine sahip. Yani depresif hastaların tutumlarının, her zamanki davranış biçimlerinin, dolayısıyla karakterlerinin değişmesi olası.

 

Hansenne, kişiliğin değişmesi konusundaki görüşlerini şöyle noktalıyor: “Kuşkusuz, olağandışı ya da dramatik durumlar gerçekleşmediği sürece ve herhangi bir terapi müdahalesi olmaksızın, kişilik özelliklerimiz yaşla beraber asgari düzeyde değişir. Bununla beraber, artık biliyoruz ki kişilik, çevresel faktörlerin yanı sıra psikoterapi yoluyla da kendiliğinden değişebilir ve bu değişimi korumak mümkündür.”

 

 

Cerveau et Psycho dergisi Temmuz 2019 sayısından derleyen:

Perihan Özcan

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : 00:30 İzlenme : 26807

  • Bebekler hakkında ilginç bilgiler
    Bebekler hakkında ilginç bilgiler

    Süresi : 01:01 İzlenme : 8506

  • Dövme nasıl yapılır?
    Dövme nasıl yapılır?

    Süresi : 01:38 İzlenme : 5174

  • Doğal sivrisinek kovucu nasıl yapılır?
    Doğal sivrisinek kovucu nasıl yapılır?

    Süresi : 00:54 İzlenme : 6584

  • Çocuklarda TV ve tablet kullanımını nasıl kısıtlayabiliriz?
    Çocuklarda TV ve tablet kullanımını nasıl...

    Süresi : 03:47 İzlenme : 1384

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön