Bekar Bahadır -2

Evlilik beklentisi içindeki kadın çabuk bağlanır

O gün öğleye kadar odasından dışarı pek az çıktı. Masasının üzerindeki küçük motosiklet, helikopter maketlerini elinde evirip çevirerek, arada bir kalkıp odasında gezinerek, kollarını kavuşturup pencereden dışarıyı izleyerek vakit öldürdü. Saat on bire doğru, altı ayda bir son çıkan modelle değiştirdiği cep telefonunun fihristindeki isimlere bakınmaya başladı. Parmağıyla bir aşağı bir yukarı kaydırdığı, yanlarına yıldız kondurduğu isimlerden birini seçiyor, hemen sonra kararını değiştiriyor, oturduğu yerde ofluyordu. Birkaç dakikanın sonunda birinde karar kıldı. Akşam yalnız kalmak istemiyordu.

 

Bahadır, beraber olduğu kadınları cep telefonuna isimlerinin başına yıldızlar ekleyerek kaydediyordu. Kendi tabiriyle “beş yıldızı hak edenler,iyi eğlenip evine dönen, sonradan askıntı olmayanlar”dı. “Fena eğlenmeyenler”e dört yıldızı, onu ziyadesiyle memnun etse bile ötesini arayanlara üç yıldızı uygun görüyordu. Bir veya iki yıldız verdikleri, “eğlence anlayışından yoksun oldukları gibi ciddi ilişki arayışı içinde olanlar”dı. İsimlerini silmiyordu ki, engelli listesinde olmalarına rağmenaradıklarında telefonu yanlışlıkla açmasın.

 

Arkadaşlarıyla çıktığında telefonunu cebine değil masaya koymaya dikkatediyordu. Ekranında yıldızlı kadın isimleri belirince yüzüne kibirli bir tebessüm yerleşiyor, genellikle ekranına göz atıp telefonu sessiz moda düşürüyor, bazen de hattın ucunda ısrarla bekleyeni cevaplamak için telefonunu alıp kalkıyordu. Böylece, arayan kadınlarla neler konuştuğunu arkadaşlarının hayal güçlerine bırakmış oluyordu.

 

Bahadır’ın arada bir dışarıda buluştuğu, yılda iki kere de evinde düzenlediği Penthouse Party’lere davet ettiği, en eskisini iki yıldır tanıdığı bu arkadaşları iki gruptan oluşuyordu. Çekingen, kadınlarla iletişim kurmakta zorluk çeken, yalnız, sevgili bulma umuduyla yanında gezenler ve Bahadır gibi olmaya, onunki gibi bir hayat yaşamaya can atanlar.

 

Bahadır çok da fazla çaba sarf etmeden iyi kazanıyor, pahalı yaşıyordu. Varlıklı ve yarı imtiyazlı kimselerden oluşan bir çevresi vardı. Bir yanı deniz, bir yanı orman manzaralı dubleks bir dairede tek başına oturuyordu. Kendi kurduğu ithalat ihracat şirketinin işleri tıkırındaydı. Günde birkaç saatini evine yayan on beş dakika mesafedeki ofisinde geçiriyor, sonra bir şeyler yemek veya bir kahve içmek için yakınlardaki kafe-restorana gidiyordu.

 

Bazen iş görüşmelerini de gerçekleştirdiği bu kafe, onun kelimeleriyle “çok verimli” bir yerdi. Yıldız verdiği kadınları çoğunlukla burada tanıyordu. Bahadır’ın bu tanışmalar için özel bir gayret sarf etmesi gerekmiyordu. Ağır adımlarla kafenin bahçesinde veya hava soğuksa kapısında belirmesiyle ortamdaki kadınların dikkatini çekmesi bir oluyor, bir masa seçip oturduktan sonra iki cümleden birini kurması yetiyordu. “Okuduysanız gazeteyi alabilir miyim?” “Çakmağınız var mı?”

 

Bahadır birçok kadının ilgisini çekecek özelliklere sahip bir erkekti. Bir seksen iki boyuyla girdiği ortamda fizîken fark edilmemesi mümkün değildi. Spor pantolonlar üzerine tercih ettiği timsahlı gömlekleri, üzerinde tek bir çizik olmayan makosenleri, kapalı havalarda bile elinden eksik etmediği güneş gözlükleri ile benimsediği stille “bakımlı ve hali vakti yerinde” izlenimi uyandırıyordu.

 

Kafeye gelenler, çoğunlukla yakınlardaki plazaların çalışanlarıyla biraz ilerideki üniversitenin öğretim görevlileriydi. Kafenin “verimliliği” bundan ileri geliyordu. Birkaç kötü tecrübenin ardından, ne kadar hoşuna giderse gitsin, ne kadar arzularsa arzulasın, hakkında hiçbir şey bilmediği bir kadını evine almamaya karar vermişti.

 

Bir akşam yanındakilere “Şu âfet benim” dediği biri, sabah ondan önce uyanıp cüzdanıyla beraber kayıplara karışmıştı mesela. Maskara olmamak için kimseye bundan bahsetmemiş, gecenin nasıl geçtiğini soran arkadaşlarını geçiştirmişti. Bir başka sefer, akşam evinde film izlerken zil çalmış, kapıyı açtığında karşısında, ısrarlı aramalarını cevapsız bıraktığı kumralı bulmuştu. Hayatta en büyük isteğinin bir çocuk doğurmak olduğunu sonradan öğrendiği kadını kendinden uzaklaştırmak için çocuk yapma yeteneğinden yoksun olduğu yalanına başvurmuş, hatta onu ikna edebilmek için düzmece doktor raporu bulmak zorunda kalmıştı. Ofisin önüne park ettiği kırmızı spor arabasının ön koltuğunda, kocaman fiyonklu şık bir kutu içinde, “Sana sembolik bir jest yapıyorum tatlım” mesajı eşlik eden, kocaman bir kaka bulması ise son olmuştu.

 

Bu kafedeki tanışmalar daha az riskliydi. Çünkü gözüne kestirdikleriyle birkaç kez sohbet ediyor, ne iş yaptıklarını, nerede çalıştıklarını öğrenip sosyal statüleri ve karakterleri hakkında az çok bir fikir sahibi oluyordu. Her şeyden önce, ciddi bir ilişki arayışı içinde olup olmadıklarını kendine has yöntemlerle anlıyordu. Meselâ laf arasında çocukları sevdiğini söyleyiveriyor, “Bilmiyorum sizin çocuğunuz var mı?” diye soruyor, “Henüz yok” veya “Maalesef” türünden bir cevap alınca sohbeti kısa süre içinde sonlandırıyordu. Bir dahaki karşılaşmalarında yüzünde kocaman gülümseme beliren kadına mesafeli bir selâm verip ne masasına oturuyor ne de kendi masasına davet ediyordu.

 

Ciddi ilişki, evlilik beklentisi içinde ilişki arayan bu tip kadınlar çabuk bağlanıyordu. Öyle ki, birkaç dakikalık sohbeti, beraber içilen bir fincan kahveyi bile yeni bir ilişki başlangıcı olarak gördüklerini farkında olmadan belli ediyorlardı. Bahadır bakışlarından, tavırlarından, konuşmalarından, ses tonlarından bunu anlıyordu. İkinci buluşma beklentisi... Kendileriyle ilgili iyi bir şeyler duyma –sadece güzel olduklarını değil, karakterleriyle diğerlerinden ayırt edildiklerini– duyma beklentisi... Karşısındaki erkeğin düzenli bir hayat kurmak istediğini, baba olmaya hazır olduğunu en azından ima etmesi beklentisi... Beklenti içindeki kadınlar tipik davranışlar sergiliyorlardı. Bu tip kadınlar her şeyden önce, erkek konuşurken dikkat kesiliyor, ağzından çıkan sözleri âdeta görmeye çalışıyorlardı. Beklediklerini duyamayınca, açtığı hediye paketinden umduğu oyuncak çıkmayan çocuk gibi yüzlerini düşürüyor, peşinden sonraki cümlelere dikkat kesiliyorlardı. Bu esnada yapmacıktan bile olsa gülümseyemiyorlardı. Konuşmak için seçtikleri konular, –ev  almak, taşınmak, bir gün sakin bir hayat yaşamak gibi– hep geleceğe ilişkindi. Eğer bu sözleri karşılık bulursa yüz hatları yumuşuyor, neşeleniyorlardı. 

 

İşte bu kafe, Bahadır’a bir kadınla bir hafta içinde birden fazla defa karşılaşarak onu tanıma ve “güven içinde eğlenme” imkânı sunuyordu. Kartvizitini uzatan bir kadının arıza çıkarması ihtimali düşüktü. Çıkarsa bile, misilleme ihtimalini önüne koyarak onu aklından geçenleri gerçekleştirmekten vazgeçirmesi kolaydı. Nitekim üniversitedeki doçente yaptığı da buydu. 

 

3. bölüm 9 Mayıs 2018 Çarşamba hthayat.haberturk.com’da...

 

Diğer bölümler

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
2
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    07 Mayıs 2018 Pazartesi 10:48

    Kary zamparanın baaina nelwr gelecek acaba , keake cuzdanin dan para yürüten kadin onu ilacla uyutup butun evi bosaltsaydi

    Cevapla
  •  
    07 Mayıs 2018 Pazartesi 10:05

    Bahadir kadinlari cozmus.bakalim ilerleyen gunlerde nelerle karsilasacak.

    Cevapla

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön