Bekar kadının günlüğü – 29

Garantici değilim, gayet insani bir durum

Bekâr kadının günlüğü – 29

 

Sedat’ın evinde diş fırçası bile bırakmamaya özen gösteriyorum. Geleceğe dair sorular asla sormuyorum. İş dışında kendi gelecek planlarımdan bahsetmiyorum. En çok “Akşam üzeri müsait misin?” diyorum. Yirmi dört saatten kısa sürelere gelecek diyemeyiz.

 

Dün yazdığım mesaja üç saat cevap vermeyince dayanamayıp aradım. Açmadı. Her şeyin bittiğini düşündüm. Beni artık istemediğine ve bunu bana telefonlarıma artık çıkmayarak bildireceğine kendi kendimi ikna ettim. Terk edildiğime inanıp ağlamaya başladım. Elimdeki telefonun titremeye başladığını geç fark ettim, çünkü o sırada ben de titriyordum. Hıçkırıklarıma engel olamadığım için hemen “Efendim” diyemedim, birkaç dakika sonra aradım. Özür dileyerek açtı telefonu, çalışırken sessize almış telefonunu. Damarıma güçlü sakinleştirici zerk edilmiş gibi duruldum.

 

Bu halim beni korkuttu. Eskisi gibi değilim, değiştiğimi sevinerek görüyorum. Ama hayatıma giren erkek çıkacak, beni bırakacak diye ödüm kopuyor. Bu bir tür bağımlılık. Her şey yolunda giderken aksini düşünmeme gerek yok ama ayrılığı ölümle eş tutmak da sağlıklı değil.

 

Şu mesajlaşma, arama konusu basit gibi görünüyor ama değil. Onu ararken kendimi yanlış bir şey yapıyormuşum gibi hissettim. Sanki beklemeliydim de dayanamadım gibi geldi. Bu konuda sınır ne bilmiyorum. Beraber olmaya başladığın erkeğe mesaj yazarken tedirgin olmak, onu ararken çok üstüne düştüğünü düşüneceğini düşünüp neredeyse suçlu hissetmek... Bu normal mi? Hep onun mu arayıp sormasını beklemeliyim?

 

“Ruh eşimi nasıl bulurum?” videosuna döndüm. Kendime güvenmediğim, kendime saygı duymadığım, sevilmeye değer olmadığımı, sevilmeyi hak etmediğimi düşündüğüm ve erkeklerin beni mutlaka bırakıp gideceklerine inandığım için bu durumda olduğumu fark ettim. Bunlar çok güçlü duygu ve düşünceler, üstelerinden gelmem gerek. Başka türlü ilişkimi yürütemeyeceğim, bunu anladım. Neyse ki bununla ilgili egzersizler var. Günde üç kere, yirmi bir gün boyunca yüksek sesle sevilmeye değer olduğumu, iyi bir ilişkiyi hak ettiğimi, mutlu bir ilişkiye sahip olabileceğimi kendime tekrar edeceğim. Birkaç ay önceye kadar biri bunları yaptığını ve işe yaradığını söyleseydi asla inanmaz, gülerdim. Paket lastiği ve sabahları aynada gözlerimin içine bakarak konuşma egzersizlerinden sonra bu yöntemlerin işe yaradığına eminim. Yavaş yavaş ama. Her şey yavaş yavaş. Bir ömür süren alışkanlıkları bir günde değiştirmeye çalışmak yerine kendime biraz zaman tanıyacağım.

 

Neyse ki şu kahve işi var. Sedat ile hiçbir şey konuşmasak kahve konuşuyoruz. Ambalajda karar kıldık. Yıllarca çalıştığım firmaların ürünleri için fiyat aldım. Şimdi kendi el emeğimle ortaya koyacağım bir ürünün elbisesi için fiyat aldığım için çok mutluyum. Ambalaj diyesim gelmiyor, çünkü tarçınlı zencefilli kahvemin bir ruhu var.

 

Sedat’la bilgisayar başında tasarımlara bakarken cep telefonuma mesaj geldi.

“Sinem merhaba, tazminat işin tamam. Yalnız on beş gün işe devam edebilir misin, yerine biri başlayana kadar sana ihtiyacım var.”

“Elbette” yazdım. Teşekkür etmek sonra aklıma geldi, ikinci mesajım da o oldu.

Sedat’ın merak etmesi hoşuma gitti:

Hayrola?”

 

Anlatırken aklımdan bir yandan sorular geçmesine engel olamadım: Ya ona mesaj gelseydi de ben sorsaydım aynı soruyu.

Bitirene kadar sessizce dinledi. “İyi” dedi. Sonraki ses onun telefonundandı. Eline aldı, baktı, yerine koydu. Kalkıp mutfağa gitti, içeriden sordu: “Çay alıyorum, sen de ister misin?” Telefonuna gelen mesajı okumak için dayanılmaz bir istek duyuyordum ama ellemedim. “Kimden?” diye sormamak için dudaklarımı kemirirken döndü. Yerine otururken sordu:

“Sedef yarın akşam bizi yemeğe davet ediyor. Müsait misin?”

Rahatladım birden.

“Müsaitim.”

 

Hayır mı demeliydim. Yok daha neler!

 

“Sonraki akşam bir açılışa davetliyim, bana eşlik etmek ister misin?”

“Şu anda serbest görünüyorum.”

 

Yeni bir kız arkadaş edindim, onunla arkadaşlığımı korumak istiyorum. Sevgilimi de korumak istiyorum ama yeni kız arkadaşımın kardeşi olduğu için biraz endişeliyim. Arkadaşımın kardeşi ile hiç sevgili olmamıştım. Sevgililerimin ailelerinden biriyle hiç yakınlık kurmamıştım. Buna da alışacağımı sanıyorum.

 

Gece Sedat onda kalmamı istedi ama işe gideceğim için kendi evimde uyumak istediğimi söyledim:

“İşe gitmem gerekeceğini bilmiyordum, sabah hazırlanır hemen çıkarım, daha kolay olur benim için.”

“Tamam, akşam Sedef’te görüşürüz o zaman.”

 

Ayrılacağını bildiğin işe rahat rahat gitmek ne güzel.

 

Ahşap kokulu kafeye gittim, son keyif kahvelerimi içmek için. İlk yudumu alırken içeri Atila girdi. Şaşırmadım. Karşılıklı gülümsedik.

“Oturabilir miyim Sinem?”

“Lütfen.”

“Nasılsın?”

“Çok iyiyim.”

“Yerinde olmak isterdim.”

“İki hafta gelmem yeterli değil mi?”

“Evet, yerine biri başlayacak.”

“Buldunuz mu yeni birini?”

“Bu hafta iki kişiyle görüşeceğim. Birini alırım tahminimce.”

“Tanıdık mı?”

Güldü.

Tanıdığım, güvendiğim kişilerle çalışmak istiyorum. Şu dönemde benim için daha bir önemli.”

“Anlıyorum, haklısın.”

“Sinem seni tanıdığıma çok memnunum. Biraz daha farklı, en azından benim açımdan biraz daha rahat koşullarda tanışmamızı tercih ederdim. Hayat işte...”

Atila’nın sözleri de bakışlarındaki beğeni de gururumu okşadı. Ama ona uzak hissettiğimi fark ettim.

“İpotek kalktığına göre, belki barışırsınız. Hem konuşurken hâlâ ‘karım’ diyorsun.

Daha boşanmadık o yüzden öyle diyorum. O kadar içim soğudu ki, bir daha bir araya gelemem onunla.”

“Umarım hazır olduğunda bir başkasıyla mutlu olursun.”

“Bir başkasıyla...”

Yanaklarıma, alnıma baktı, sanki erişemeyeceği bir şeye bakarmış gibi. Yüzümün kızardığını hissettim, başımı önüme eğdim.

Hazır olmadığımı nereden biliyorsun.”

İlgin, beğendiğini göstermekten öteye geçemiyor, oradan biliyorum.”

Bu sözleri kızarak değil, anlayış ve şefkatle söyledim. Niyeyse ona acıyasım geldi bir an.

 

Atila ile aramızda konuşmadan oluşan bir dil, dostluk, bir çekim olduğunu inkâr edemem. Karşısında tuhaf hissediyorum ama beni yılbaşından önceki gibi de etkilemiyor.

 

Ahşap kokulu kafeden çıktık. Yolda kendimi şöyle derken yakaladım: Sedat’la ilişkimiz yürümezse Atila ile birlikte olabilirim belki. Hem o zaman belki o da bir ilişkiye hazır hale gelir.

 

Böyle dediğim için kendime kızmadım. Benim yerimde kim olsa aynı şeyi düşünürdü.

Hayır garantici değilim, bu gayet insanî bir durum.

 

Ofise yürürken Atila ertesi akşam yemeğe davet etti. Randevum olduğunu söyledim.

“O zaman sonraki akşam?”

Yüzüne baktım.

“Sinem kırma beni” deyince reddedemedim.

 

Öğleye doğru, o akşam için Sedat’a söz verdiğim aklıma geldi.

 

Gelecek bölüm 10 Ocak 2018 Çarşamba hthayat.com’da

 

Diğer bölümler

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 17178

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4403

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 6975

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8433

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1440

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön