Son yıllarda yaşadıklarımıza bir bak. Depremler, yangınlar, iklim krizi, savaşlar… Haberleri açtığımızda içimiz daralıyor, kapattığımızda da o his tam olarak geçmiyor. Bir şeylerin “fazla” olduğunu hissediyoruz ama adını koymakta zorlanıyoruz. Çoğu zaman iki uç arasında gidip geliyoruz: Ya tamamen korkuya kapılıyoruz ya da hiçbir şey olmuyormuş gibi yaşamaya devam ediyoruz. Ama belki de asıl ihtiyaç olan şey, bu yaşananlara farklı bir yerden bakabilmek.
Gerçekten ne oluyor?
Şunu net söyleyebilirim bu yaşananları “her şey olması gerektiği gibi” deyip geçmek doğru değil. İnsan acısı gerçektir. Kayıp gerçektir. Korku gerçektir. Ama bir o kadar gerçek olan başka bir şey daha var: İnsanlık olarak çok uzun zamandır dengeyi kaybetmiş bir sistemin içinde yaşıyoruz.
Doğayla kurduğumuz ilişki bozuldu. Tüketimle olan bağımız kontrolden çıktı. İnsan, kendine ve birbirine yabancılaştı. Şimdi yaşananlar sadece dış dünyada olan olaylar değil bir anlamda, uzun süredir biriken dengesizliklerin görünür hâli.
Evren bir şey mi anlatıyor?
Şu net: Hayat, dengeyi her zaman geri çağırır. Bunu bazen bedeninde yaşarsın. Uzun süre görmezden geldiğin bir şey bir gün hastalık olarak çıkar. Bunu bazen ilişkinde yaşarsın. Susturduğun duygular bir gün patlar. Bunu bazen kolektif olarak yaşarız. Yani birlikte yaşadığımız dünyada. Depremler, iklim krizi ya da savaşlar sadece fiziksel olaylar değildir. Aynı zamanda bize şunu da hatırlatır: “Sen bu sistemin dışında değilsin.”
Neden bu kadar etkileniyoruz?
Eskiden insanlar bu kadar hızlı etkilenmezdi. Şimdi bir haber görüyoruz ve bütün gün içimiz sıkılıyor. Bazen hiç tanımadığımız insanların acısını bile derinden hissediyoruz. Çünkü artık sadece “izleyen” değiliz. Daha hassasız. Daha açık hâle geldik. Bu bir problem değil aslında duyarlılığın artması. Ama burada ince bir çizgi var: Duyarlılık ile kendini kaybetmek arasında çok küçük bir fark var.
Peki, ne yapmalıyız?
Bu yaşananların üstünü örtemeyiz. Ama şunu da söylemek zorundayım: Sürekli korku hâlinde kalmak da çözüm değil. Yapabileceğin en gerçek şey şu: Önce kendi içindeki dengeyi kurmak. Çünkü dış dünyada ne olursa olsun sen tamamen dağılmışsan kimseye faydan olmaz.
Küçük ama gerçek bir başlangıç
Bugün kendine şu soruyu sor: “Ben bu dünyada nasıl bir enerji bırakıyorum?”
Korku mu yayıyorum?
Yargı mı?
Yoksa biraz daha anlayış, biraz daha sakinlik mi?
Büyük değişimler, büyük söylemlerle başlamaz. İnsanların kendi içindeki küçük farkındalıklarla başlar. Birine daha yumuşak davranmakla, kendine biraz daha şefkat göstermekle, doğayla daha saygılı bir ilişki kurmakla…
Son olarak Dünya gerçekten zor bir dönemden geçiyor. Bunu inkâr edemeyiz. Ama belki de ilk kez bu kadar net bir şey görüyoruz:
Hiçbirimiz ayrı değiliz.
Ne doğadan…
Ne birbirimizden…
Ne de yaşananlardan.
Belki de bütün bu olanlar, bize korkutmaktan çok şunu hatırlatmaya çalışıyor:
“Daha bilinçli, daha dengeli, daha insan ol.”
Bunu dışarıdan beklemek kolay ama asıl dönüşüm içeride başlıyor.
Sen kendi içinde bir şeyi değiştirdiğinde o değişim sandığından çok daha uzağa yayılıyor.