Hayatın getirdiği stres, öfke, üzüntü veya hayal kırıklığı gibi büyük duygularla yüzleşmek her zaman kolay değildir. Rahatsız edici duygulardan kaçınmak için genellikle onları uyuşturmaya veya yok saymaya çalışırız. Psikolog Dr. Emma Seppälä'ya göre, duygularımızdan kaçmaya çalıştıkça aslında onlara daha fazla saplanıp kalıyoruz. Bu kısır döngüye girmemizin altında ise doğru sandığımız iki büyük yanılgı yatıyor:
Yanılgı 1: “Duygularını kapıda bırak”
Toplum genellikle duyguları bir zayıflık belirtisi olarak görür; özellikle iş yerine veya sosyal ortamlara girerken "duygularınızı kapıda bırakmanız" ve kendinizi toparlamanız beklenir. Oysa Dr. Seppälä'ya göre duygular, içeri girerken çıkarıp kenara koyabileceğiniz birer ayakkabı değildir.
Gün içinde telefonunuza gelen gergin bir mesaj, patronunuzdan gelen bir talep veya sosyal medyada gördüğünüz bir paylaşım anında öfke, stres veya bir şeyleri kaçırma korkusu (FOMO) hissetmenize neden olabilir. Araştırmacı Rob Cross'un "mikro-stresörler" olarak adlandırdığı bu küçük ama sürekli duygusal dalgalanmalar, onları yok saymaya çalıştığımızda zihnimizi ve bedenimizi gizlice tüketerek gün sonunda kendimizi adeta bir savaş alanından çıkmış gibi bitkin hissetmemize neden olur. Duygularınızı görmezden gelmeye çalışmak, aksine onların hayatınızın kontrolünü eline alıp krallığınızı yönetmesine izin vermektir.
Duygular hakikatin kapısını açan anahtardır
Yanılgı 2: “Duygularını içine at ve bastır”
Çoğumuza öğretilen en yaygın başa çıkma yöntemi duyguları saklamak, içe atmak veya tabiri caizse ‘dişini sıkmaktır’. Ancak araştırmalar, dünyadaki en popüler duygu yönetimi tekniği olan bastırmanın aslında en başarısız yöntem olduğunu gösteriyor. Duyguları bastırmak sağlığınıza zarar verir, hayattan aldığınız doyumu azaltır ve tam tersine korumaya çalıştığınız ilişkilerinizi yıpratır.
Örneğin öfkenizi bastırdığınızda dışarıdan sakin ve her şey yolundaymış gibi gülümseyen biri olarak görünebilirsiniz; ancak beyninizdeki duygu merkezlerinin aktivitesi o an çok daha fazla artar. Sinir sisteminiz yüksek alarma geçerek kalp atış hızınızı, tansiyonunuzu ve vücuttaki iltihaplanmayı (enflamasyonu) yükseltir. Tıpkı çalkalanmış bir gazlı içecek kutusu gibi, bastırılan duygunun da bir noktada patlaması kaçınılmazdır.
İşlenmemiş ve ifade edilmemiş bir duygu yok olmaz; bedeninize veya ruhunuza yerleşerek mide ağrıları, migren gibi fiziksel semptomlara yol açarak içe patlar. Ayrıca bastırılmış duygular zamanla pasif-agresif davranışlara dönüşerek tıpkı yavaş yavaş yayılan bir yangın gibi ilişkileri içten içe çürütür.
Ne yapmalıyız?
Dr. Seppälä, duyguları tamamen serbest bırakıp etrafa öfke saçmanın da iyi bir fikir olmadığını vurguluyor.
Asıl çözüm, duygulara direnmeyi bırakıp onların varlığını kabul etmektir. Bir duyguya direndiğinizde veya onu sakladığınızda, ona zihninizin en değerli yerinde ücretsiz kalacağı bir alan tahsis etmiş olursunuz. Duygularınızla savaşmak yerine onları fark edip anlamaya çalışmak, sizi bu esaretten kurtaracak en önemli adımdır.
Kaynak: Emma Seppälä. "2 Beliefs That Prevent Us From Working Through Big Emotions". Şuradan alındı: https://www.mindbodygreen.com/articles/beliefs-blocking-emotional-processing.
Olumsuz düşünceleri dönüştürmenin 4 yolu