Gençlik yıllarında bir kız arkadaşımız vardı. Çok güzeldi. Çevresindeki tüm erkekler ona ilgi gösterirdi. Ama o mutsuz ve yalnız yaşardı. Gruptan en az 6-7 arkadaşla flörtü olmuştu. Hiç birisi uzun sürmedi. Her flörtünden kırgın ayrıldı, küstü ve bir daha görüşmedi.


Çok yakın bir arkadaşım da bu genç kızla kısa bir flört dönemi yaşamıştı. İki aya yakın bir arkadaşlıktan sonra ayrıldıklarında “korkunç günler yaşadım” diyordu. Hiçbir seçenek tanımadan yalnızca kendi önerilerinin kabulünü istiyormuş. İlişkilerinde tüm kuralları tek taraflı olarak kendisi koyuyormuş. “Hiçbir fikir onun için önemli değildi. Önemli olan tek şey onun fikirleriydi. Tek çocuk olduğu için paylaşmayı öğrenememiş. Annesi babası hep onun için çalışmışlar. Üç kişilik bir dünya kurup yalnız birbirlerine bağlanmışlar. Herkesten kendilerine ilgi göstermesini ve hizmet etmesini bekliyorlar. Zannediyorlar ki tüm insanlar bu dünyaya kendilerine hizmet için gelmişler. Fakat kendileri kimseye ilgi göstermeyi ve yardım etmeyi gerekli görmüyorlar.


En önemli şeyleri kendilerinin söyleyeceklerine inandıkları için, bulundukları topluluklarda başka hiç kimseye söz hakkı tanımadan kendileri konuşuyorlar. Sanki dünyadaki her şey kendileri için üretilmiş gibi bitip tükenmez bir alışveriş istekleri var. Örneğin; gardırobunda hiç kullanılmadan duran 30 yelek varken başka hiç kimseye yelek kalmasın dercesine 5 tane daha alıyorlar.


Anne, kızını herkesten yüksekte görüyor. Kızının hiçbir arkadaşını kızına ve ailesine uygun bulmuyor. Müthiş bir korku içinde; kızı başka birini kendinden daha çok beğenir de evden ayrılıp sevgilisine gider endişesi ile kıvranıyor. Kızının erkek arkadaşlarına kötü davranıyor. Baba onlardan daha sakin ve daha makul bir insan. Fakat anne ile kız, almaya, kapmaya başka kimseye bir şey bırakmamaya öylesine alışmışlar ki kendi aralarında bile babaya sahip olabilmek için kıyasıya bir rekabet yaşıyorlar. Zavallı baba olup bitenleri çaresizlik içinde izliyor. Anne kızın bitip tükenmez isteklerine para yetiştirmeye çalışıyor. Babanın her harcaması "müsrif" diye eleştiriliyor. Kendileri su gibi harcamalarına ise sınır tanımıyorlar. Tüm düşünce ve hesaplarında dünya bir yana kendileri bir yana. Aslında kendileri dışındaki dünya hiç umurlarında da değil. Kendi dünyalarına kapanmış, gözlerine birer kişisel yarar gözlüğü takmışlar. İnsanlara bile aynı gözlükle bakıyorlar. Çıkarları varsa iyi davranıyorlar. İşleri bitince ya kaldırıp atıyorlar veya hemen bir sebep uydurup küsüyorlar.”


Bencillik çok zor bir iştir. Bencil insan dünyadaki her şeyi yalnızca kendine hak görür. Dünya kendisi için yaratılmış zanneder. Bencil insan kendi egosundan oluşan bir zindan kurar, içinde yapayalnız ve mutsuz yaşar. Normal insanlar için en değerli varlıklar olarak sayılan çocuk, eş, kardeş bile onların belli ihtiyaçları için kullandığı birer araçtırlar. Bencil insanlar içtenlikle hiç kimseyi sevemezler. Yarar ilişkisi kurar ve kullanmaya kalkışırlar. Bencil kendi egosu ile kendine hudutlar koyar, kendine prangalar takar, kendi eliyle kendi özgürlüğünü engeller. Egosu onu pençeleri arasına alır. İlgiyle, sevgiyle, dostlukla, dünya güzellikleriyle arasında bir perde olur. Bir insan ne kadar bencilse o kadar yalnız kalır. Benciller bilmezler ki kullanıp ziyan ettikleri gerçek şey kendi yaşamları ve mutluluklarıdır.


Yazı: Öğretim Görevlisi ve Yazar İnal Aydınoğlu

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.