60 yaşından sonra ilişkilerin neden toksik hale gelebildiğini merak ediyorsanız, içinizi rahatlatacak bir nokta var: Çoğu durumda aslında kimsenin karakteri değişmiyor. Değişen başka bir şeydi. Bu, uzun süreli evliliklerde yaşanabilecek en öngörülebilir geçişlerden biri. Üstelik birbirlerinden gerçekten hoşlanan çiftlerin başına da gelebiliyor.
Araştırmalar ne söylüyor?
Rakamlar dikkat çekici. 50 yaş ve üzerindeki yetişkinlerin dahil olduğu boşanmaların tüm boşanmalar içindeki oranı 1990’da yüzde 9’un altındayken, 2019’da yüzde 36’ya yükseldi. 65 yaş ve üzerindeki kişiler arasındaki boşanma oranı ise üç katına çıktı. Bu yaş grubundaki kadınlarda ise oran neredeyse dört kat arttı.
Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir nokta var. Sosyolog Susan Brown bu olguyu *“gri boşanma devrimi” olarak adlandırıyor. Yaşlı çiftler, genç çiftlerden daha fazla çatışma yaşamıyor. İnsanlar artık çok daha uzun yaşıyor ve boşanmanın üzerindeki toplumsal baskı azaldı. Ayrıca kadınlar, annelerinin sahip olmadığı bir ekonomik ve sosyal bağımsızlığa sahip. Yani kimse bir anda “toksik” hale gelmedi. Değişen, hayatın matematiği oldu.
*Gri boşanma, 50 yaş ve üzerindeki çiftlerin uzun yıllar süren evliliklerini sonlandırması durumudur.
Evliliğin ihtiyaç duyduğu 10 şey
1. İlişkiyi ayakta tutan destekler ortadan kalkıyor
On yıllar boyunca bir evliliği, doğrudan evlilikle ilgisi olmayan pek çok şey ayakta tutar. İki iş, ilgilenilmesi gereken çocuklar, ödenen bir konut kredisi, yaşlanan ebeveynler... Bir de insanın birbirinden hâlâ hoşlanıp hoşlanmadığını düşünmesine bile fırsat vermeyen yoğun bir hayat temposu vardır. Sonra bütün bunlar bir anda ortadan kalkar. Çocuklar evden ayrılır. İş hayatı sona erer. Ev kredisi biter. Ve ilişki, yirmili yaşlardan bu yana ilk kez kendi başına ayakta durmak zorunda kalır.
Bu, son derece büyük bir yapısal değişimdir. Ancak neredeyse hiç kimse bunu böyle ele almaz. Çiftler, ev taşımak gibi konuları bile dikkatle planlarken emeklilik sonrasındaki hayat için çoğu zaman herhangi bir plan yapmaz. Ardından yaşanan sürtüşmeleri, ilişkilerinde ya da kendilerinde bir sorun olduğunun kanıtı olarak görürler. Oysa çoğu zaman yaşanan şey, ilişkiyi ayakta tutan desteklerin yerlerine yenileri konulmadan ortadan kalkmasıdır.
2. Kimse ilişkinin kurallarını yeniden belirlemedi
Uzun süreli her evlilik birtakım anlaşmalar üzerine kuruludur. Parayı kim yönetir? Yemeği kim yapar? Bir kriz olduğunda kimin işi önceliklidir? İş bölümü nasıl olmalıdır? Bu düzenlemelerin çoğu yıllar, hatta onlarca yıl önce belirlendi ve çoğu zaman bunlar üzerine açıkça konuşulmadı.
1988’deki anlaşma: Erkek uzun saatler çalışıyor. Kadın evi yönetiyor. Birlikte geçirilen zaman kısıtlı ama değerli. Para sınırlı olduğu için kararlar zorunlu olarak ortak alınıyor.
2026’daki gerçeklik: Artık ikisi de çalışmıyor. Evin günlük işleri eskisi kadar yoğun değil. Birlikte geçirilen zaman sınırsız. Para ise sabit ve onunla ilgili alınan her karar daha ağır geliyor.
Çift terapistlerine göre uzun süreli ilişkilerin çoğu, artık geçerliliğini yitirmiş anlaşmalar üzerinden yürütülüyor. Emeklilik ise bu anlaşmaların neredeyse tamamının yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Yakınlık, kişisel alan, para, cinsellik, yaşam amacı ve aynı ortamda ne kadar zaman geçirmek istediğiniz... Çoğu çift bunların hiçbirini bilinçli bir şekilde yeniden konuşmuş değil. Bir çiftin iletişimini geliştirmesi gerektiğinin işaretleri de çoğu zaman günlük işlere ilişkin küçük anlaşmazlıklarla ortaya çıkıyor.
3. Emeklilik günlük rutinlerle çatışıyor
Japon bir hekim, 1984 yılında bazı kadın hastalarının eşleri emekli olduktan sonra sağlık durumlarının kötüleştiğini gözlemledi. Bunun nedenlerinden birinin, kadınların üzerindeki bakım yükünün artması olduğunu öne sürdü. Sonraki araştırmalar ise farklı sonuçlar ortaya koydu. Japonya’daki bazı çalışmalar bu ilişkiyi desteklerken Çin’de yapılan bir araştırmada aynı sonuca ulaşılamadı. Bu da sorunun emekliliğin kendisinden çok, ev içindeki toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olabileceğini düşündürüyor.
Japonya’da yapılan geniş kapsamlı başka bir araştırma, etkinin eşin kendi yaşam alışkanlıklarına göre değiştiğini ortaya koydu. Sosyal hayatlarını sürdürmeye devam eden kadınlar büyük ölçüde bu etkiden korunmuştu. Bu önemli bir bulgu. Çünkü bu durum kaçınılmaz olarak yaşanmak zorunda değil. Üstelik mesele yalnızca kadınlarla da sınırlı değil. Yapılan başka araştırmalar, eşlerden birinin emekli olması sonrasında erkeklerin, özellikle de çalışmaya devam ediyorlarsa, sağlık açısından daha büyük bir darbe yaşayabildiğini gösteriyor. Buradaki asıl sorun kimin emekli olduğu değil. Birbirinden bağımsız iki günlük düzenin bir anda aynı evi paylaşmaya başlaması.
4. Bakım sorumluluğu ilişkideki dengeyi değiştiriyor
Sağlık sorunları dengeleri çok hızlı değiştirebilir. Bir kişi bakıcı rolünü üstlenir, diğeri bakıma ihtiyaç duyan kişi haline gelir. Bunu ikisi de seçmemiştir ve hiçbiri böyle bir role hazırlanmış değildir. Sonrasında yaşananlar hakkında insanlar nadiren açıkça konuşur. Bakım veren kişi öfke ve kırgınlık hisseder, ardından hasta olan birine karşı böyle hissettiği için suçluluk duyar. Bakıma ihtiyaç duyan kişi ise kendisini bir yük gibi hisseder ve bu utanç çoğu zaman huzursuzluk ya da öfke şeklinde dışa vurulur. İki taraf da elinden geleni yapmaya çalışırken aslında sessizce tükeniyor olabilir. Dışarıdan bakıldığında bu durum, giderek sertleşen ve kötüleşen bir evlilik gibi görünebilir. Oysa çoğu zaman yaşanan şey, zor bir sürecin üstesinden gelmeye çalışan ancak bunu açıkça konuşamayan iki insanın hikayesidir. Kırgınlık ve öfke bir karakter kusuru değildir. Bunlar bakım veren kişilerde son derece yaygın duygulardır. Bunları açıkça dile getirmek, üzerlerindeki yükün önemli bir bölümünü ortadan kaldırabilir.
5. Mesele toksik bir ilişki değil, istismar olabilir
Buraya kadar anlattıklarımız, her iki kişinin de mutsuz olduğu ve her ikisinin de söz hakkına sahip olduğu durumları ele alıyor. Bu, zor bir yaşam geçişidir. Ancak istismarla aynı şey değildir. Bu ayrımı yapmak son derece önemlidir.
Zorlu bir geçişte:
İstismarda:
İleri yaşlarda görülen istismar gerçektir ve ciddi ölçüde eksik bildirilmektedir. Emeklilik döneminde, mal varlıklarının ve finansal kaynakların tek bir elde toplanmasıyla risk daha da artabilir. Bir kişi hesapların kontrolünü ele geçirirken diğer kişi hem gelirini hem de iş hayatının sağladığı sosyal çevreyi kaybedebilir. İzolasyon da kolaylaşır; çünkü artık her iki kişinin de gün içinde gitmesi gereken bir iş ya da bulunması gereken başka bir ortam olmayabilir.
Eğer ikinci tablo evinizde yaşananlara daha çok benziyorsa, iletişim tavsiyeleri doğru çözüm değildir. Bu durumda bir uzmandan destek almak ve güvenlik planı oluşturmak gerekir.
6. Gerçekte ne işe yarıyor?
Bunların hiçbiri mutlaka büyük ve dramatik bir müdahale gerektirmez. Çoğu zaman işe yarayan şey, küçük ama yapısal değişikliklerdir.
Ayrı bir düzen oluşturun: Sürekli birlikte olmak zorunda değilsiniz. Kendi ilgi alanlarınız, kendi arkadaşlıklarınız, kendi dışarı çıkma planlarınız ve kendinize ait zamanlarınız olsun. Araştırmalar da bu yönde işaret ediyor.
Somut isteklerde bulunun: “Salı sabahlarını yalnız geçirmek istiyorum” demek işe yarayabilir. “Bütün gün hiçbir şey yapmıyorsun” demek ise konuşmanın önünü kapatır.
Yeni bir anlaşma yapın: Para, ev işleri, birlikte geçirilen zaman ve kişisel alan hakkında yeniden konuşun. Eski düzenin süresi yıllar önce dolmuş olabilir.
Çift terapisini bir bakım aracı olarak görün: Çift terapisi yalnızca ilişkinin son aşamasında başvurulacak bir yöntem değildir. Tarafsız bir ortam, yıllardır biriken kırgınlıkların ele alınmasına yardımcı olabilir.
Kendi suçluluk duygunuzu da içinize atmak yerine ifade edin. Çünkü bu dönemde pek çok sorun kötü niyetten değil, kaçınmaktan kaynaklanır.
Uzun süreli araştırmalar mutlu ileri yaş evlilikleri hakkında ne söylüyor?
Haberlerde çoğunlukla “gri boşanma” oranlarının yükselişi anlatılıyor. Ancak aynı araştırmalar, bu zorlukların üstesinden gelen çiftlerle gelemeyen çiftler arasındaki farkı da ortaya koyuyor. Mesele ne yalnızca uyum ne de çatışmanın hiç yaşanmaması. İleri yaştaki evlilikleri inceleyen araştırmacılar tekrar tekrar üç faktör üzerinde duruyor. Üstelik bunların hiçbiri kişilik özellikleriyle ilgili değil.
İlk madde üzerinde özellikle durmaya değer. Emeklilik sonrasında içgüdüsel olarak her şeyi birlikte yapmaya başlamak cazip gelebilir. Ancak çoğu zaman doğru olan bu değildir. Daha önce bahsettiğimiz araştırmada aynı noktaya başka bir açıdan işaret ediyor. Eşleri emekli olduğunda bu durumdan olumsuz etkilenmeyen kadınlar, kendi günlük rutinlerini ve sosyal hayatlarını sürdürmeye devam eden kadınlardı.
Bu da bizi biraz şaşırtıcı bir sonuca götürüyor: Hayatın bu döneminde bir evlilik, her şeyi birlikte yapmaktan çok, iki kişinin de evlilik dışında kendine ait bir hayatının olmasıyla güçlenebilir.
Kaynak: Radica Maneva. "Why Relationships Can Become Toxic After 60, According to Research". Şuradan alındı: https://www.powerofpositivity.com/relationships-toxic-after-60/.
Boşanma ihtimalini artıran alışkanlıklar
Bir narsistten en az hasarla boşanmanın 8 yolu