Merhabalar,
Bu ay sizlere biraz daha kişisel, ama aslında hepimizi ilgilendiren bir konudan söz etmek istiyorum. Yaz mevsimi geldi. İnsanlar parklara gitti, sahillere indi, arkadaşlarıyla buluştu, konserlere katıldı, tatile çıktı. Kısacası hayatın tadını çıkarmaya çalıştı. Peki ya engelli bireyler? Ben size kendi adıma çok basit ama düşündürücü bir şey söyleyeyim: Bu yaz hiç dışarı çıkamadım.
Belki bu cümle ilk bakışta sıradan gelebilir. Fakat bir engelli birey için dışarı çıkamamak yalnızca evin kapısından dışarı adım atamamak değildir. Aynı zamanda sosyal hayattan uzaklaşmak, insanlarla görüşememek, yeni yerler görememek ve hayatın akışının dışında kalmak demektir.
Oysa engelli bireylerin de herkes gibi sosyalleşmeye ihtiyacı var.
Bir kafeye gidip arkadaşımızla sohbet etmek, bir konsere katılmak, sinemaya gitmek, sahilde vakit geçirmek, bir futbol maçını tribünden izlemek ya da sadece güzel bir havada dışarı çıkıp dolaşmak bizim için de hayatın bir parçası olmalı.
Fakat bunun için önce bazı soruları sormamız gerekiyor:
Engelli bireyler neden bu kadar kolay sosyal hayattan kopabiliyor?
Bazen ulaşım engel oluyor. Bazen kaldırımlar, merdivenler, asansörler veya mekânların fiziksel koşulları… Bazen ekonomik şartlar insanın önüne geçiyor. Bazen de ailelerin iyi niyetle yaptığı aşırı korumacı davranışlar, engelli bireyin kendi hayatını yaşamasının önünde görünmez bir duvar oluşturuyor.
Bir de toplumun bakış açısı var.
Engelli bir bireyi gördüğümüzde onun yalnızca ihtiyaçlarını düşünmek yerine, onun da arkadaşları, hobileri, hayalleri, gitmek istediği yerler ve yaşamak istediği deneyimleri olduğunu hatırlamamız gerekiyor.
Çünkü engelli olmak, hayattan uzak durmak zorunda olmak değildir.
Ben yıllardır yazıyorum. Kitaplar yazıyorum, etkinliklere katılmaya çalışıyorum, insanlarla iletişim kuruyorum. Fakat bütün bunların yanında benim de bazen sadece dışarı çıkıp nefes almaya, insan içine karışmaya, bir yerlere gitmeye ihtiyacım var.
Bence engelli bireylerin sosyalleşmesi bir lüks olarak görülmemeli. Bu konuda belediyelere, sosyal kuruluşlara, kültür merkezlerine ve toplumun tamamına önemli görevler düşüyor. Engellilere yönelik yalnızca sağlık veya bakım hizmetleri düşünülmemeli. Sosyal yaşam da bir ihtiyaçtır.
Belediyeler erişilebilir sosyal etkinlikleri artırabilir. Engelli bireylerin ücretsiz veya uygun maliyetlerle konser, tiyatro, sinema, spor ve kültür etkinliklerine ulaşabilmesi sağlanabilir. Erişilebilir ulaşım imkânları geliştirilebilir. Engelli bireylerin yalnızca “yardım alan kişiler” olarak değil, sosyal hayatın aktif bireyleri olarak görülmesi sağlanabilir.
Çünkü bir insanın hayatı sadece ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret değildir. Hepimizin biraz eğlenmeye, gülmeye, arkadaşlarımızla buluşmaya, yeni insanlar tanımaya ve güzel anılar biriktirmeye ihtiyacı var.
Engelli bireylerin de var.
Ben bu yaz dışarı çıkamadım.
Ama gelecek yazın böyle geçmesini istemiyorum.
Ve eminim ki benim gibi evinin penceresinden dışarı bakıp “Keşke ben de gidebilseydim” diyen çok sayıda engelli birey var.
Artık onların “keşke”lerini azaltmanın zamanı gelmedi mi?
Engelli bireylerin hayatını yalnızca kolaylaştırmayalım. Onların hayatın içinde olmasını sağlayalım.
Çünkü hayat, evin dört duvarından ibaret değil.
Herkese engelsiz bir ay diliyorum...