Ben okumak istiyorum...

Merhaba Yeşim Hanım,

Size aylar önce yazmıştım 'annem başkalarıyla konuşuyor babam bizi umursamıyor' diye. Annem yine aynı babam desen dünya umrunda değil. Ben onlara hep diyorum, doğmadan önce keşke seçenek olarak sunulsaymış istiyor musun doğmayı diye. Ben doğmayı seçmedim bu yüzden siz bakmakla yükümlüsünüz diye söylüyorum. Ama babam her zaman işe git çalış artık büyüdün diyerek, para vermekten kaçıyor. Zaten okutsa bin masraf ama ben okumak istiyorum okuyan ne olmuş diyenlerin inadına okumak istiyorum. Şimdi sinir olduğum durum şu; ablam kaçarak evlenmişti diye yazmıştım size. Annem sürekli ablamların her eşyasını yiyeceğini, giyeceğini alıyor. Annem hep bir şeyler yapıyor, kendileri bir şey alma zahmetinde bile bulunmuyor. Eşi çalışıyor bu arada. İlk başlarda ben bu durumu önemsemiyordum ama artık dayanamıyorum. O evlendi, eşi var. Bana kim yardım edecek. Babam zaten bana para vermiyor, annem de hiç para biriktiremiyor. Benim bir geleceğim var. Bu arada üniversite sınavına tekrardan hazırlanıyorum. İleride ben evleneceğim zaman ya da üniversitede okuyacağım zaman kim bana yardım edecek. Ben tabii ki kimseden yardım istemiyorum bu zamana kadar hep kendi ayaklarımın üzerinde durmak için çabalıyorum. Kimseye muhtaç olmak istemiyorum. Artık zoruma gidiyor bazı şeyler. Çünkü düşünüyorum ben evlensem ailemin üzerinden geçinmem. Sonuçta artık hayatlarımız farklı ama olmuyor sonra aramız bozuluyor. Bir arkadaşım; sen hep çevrene yardım edip kendini düşünmediğin için kendini harap ediyorsun demişti. Aslında haklı bu devirde yardım edenin kıymeti olmuyormuş. Bunu anladım. Ablam hasta olduğu zamanlar hep ona bakarken ablamın kocası 'sen ne iş yapıyon' dedi. Zoruma gidiyor böyle şeyler. Galiba beni ailem yoruyor. Bir an önce uzaklaşmak istiyorum bu şehirden. Hepsi ayrı bir dert. Ben bir türlü kendimi anlatamıyorum. Hep yalnız kalmak istiyorum. İstediğim huzuru, mutluluğu bulamıyorum. Halbuki en ufacık şeylerde bile mutlu olan bir insanım çok hassas bir kalbim var. Çok ağlayan biriyim kendime engel olamıyorum.


Yeşim Tijen’in cevabı:

“Tanrının bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece keşke bana bu kadar güvenmeseydi diyorum” - Fyodor Dostoyevski


Merhaba sevgili okurlar,

Dostoyevski haksız da değil değil mi?Bazen hepimiz bu isyanlar içinde kendimizi bulabiliyoruz. Allahım biz kullarına çok güveniyor. Biz de kuyruğumuzu hep dik tutmaya çalışıyorsak da galiba zaman zaman Dostoyevski gibi keşke bu kadar güvenmeseydi de diyoruz. Çokça şeyden bir haber olan bizlerin hayatı öğrenip kendimizi yola getirene kadar bayağı bir cendereden geçtiğimiz kesin. Bizleri o kadar güçlü yaratmış ki, aklımızla düşüncelerimize dolayısıyla duygularımıza yön verebileceğimizi biliyor. Yaşamımızda olanlara vereceğimiz tepkilerle adeta hadi göster kendini diyor. Ve hemen buraya Sezen Aksu'nun sözünü koyalım. 'Acıdan geçmeyen insan eksiktir' demişti. İşte insanın en güzel şekilde oluştuğu durum. Kendine, yüreğine dert ettiklerinden geçmek ve hala insan kalabilmek. Yüreğinin inceliğini, güzelliğini kaybetmeden kendine aklını ekleyebilmek. Duygusal insanlar bu güzel özelliklerine, akıllarını ne kadar erken eklemeyi başarırlarsa, insan o zaman eksikliklerini tamamlamaya başlamış ve içsel huzuruna kavuşmuş olacak diye yaşananlara bakıyorum. Sizde eksik kalan kısım bu yavrum. Yaşadıklarınıza duygusallıkla bakıp hayatınızı zehir etmeniz. Ailenizin sözlerine davranışlarına takılı kalmanız. Oysa bütün bunlarda kendi hakkınızı savunup, zamana bırakacaksınız zaman sizin kıymetinizi ailenize gösterecektir. Bazen büyük çocuk, ilk çocuk olması dolayısıyla anneye daha yakın olabiliyor ve bunun nimetlerinden faydalanabiliyor. Ama zaman diye adaletle işleyen bir süreç var. Onun adaletine güvenip hayatınızdaki başka güzelliklere ilginizi çevirmelisiniz. En baş güzellik sizsiniz yavrum. Aynaya bakın, gençsiniz. Her genç güzeldir. O aynada gördüğünüz kızı sevip, ona kendinize bakarak ve önem vererek değerli kılın. Sağlıklısınız bundan büyük nimet yok. Anne ve babanız sağ. Kendinizi yeterince içinde mutlu hissedemseniz de ailece yaşadığınız bir eviniz var. Okumakla ilgili gelecek hayalleriniz var. Üstelik ablanız da evlenmiş ev size kalmış. Olabildiğince bu durumun keyfini çıkarmalısınız. Daha ne olsun yavrum?


Canım benim ülkemizdeki yaşananlardan haberiniz yok galiba. İnsanların yemek bulmakta bile zorluk çektiği, annelerin okula giden çocuğunun beslenmesine ne koyacağım diyerek endişeye düştüğü yarım yamalak bazen boş bir beslenme çantasıyla okula yolladığı, çocukları için içinin acıdığı, babaların bir ay çalışıp ailesine yeterince rahat bir hayat sağlayamadığından zaman zaman asabileştiği, zaman zaman suskunlaştığı kısacası ülkemizde çokça şeyin gitgide zorlaştığı bir dönemden geçiyoruz. İşte böylesi zor durumlarda gençlere yaraya merhem gibi gözüken uyuşturucu siz ve sizin gibi hayatındaki sorunları dert eden gençleri elellerini oğuştura oğuştura bekliyor. Bu tarz bağımlılıklar bunalımlı insanları çok sever. Kendinizi kendinizden olumsuz düşüncelerin etkisinden korumalısınız. Dışarıda böyle yaşanan olumsuzlukların etkisiyle dik duramayıp ziyan olan kaybolan hayatlar var. Bütün bunların ardından sizin yazdıklarınıza bakıyorum, evet bazı şeyler sizi üzebilir, kırılabilir ama bu düşüncelerin sizin hayatınızı bu kadar etkilmesine izin vermemelisiniz. Yaşadığınız hayatın farkında olmadığınız güzellikleri var. İşte bu farkındalıklara ulaşan insanlar içsel huzura daha çabuk kavuşurlar. Bunun adı şükretmektir. Pozitif olmaktır. Ağacın yeşilini, denizin dalga dalga kıyıya vuruşunu, yağmurun yağışını, güneşin doğuşunu, kapkaranlık bir gecenin bile bir sabaha ulaştığını ve bizlere mutluluk veren sokak hayvanlarını görüp mutlu olabilmek yaşamın tutunulacak güzelliklerinden sadece şu an aklıma gelenleridir. Gerisini siz ekleyebilirsiniz. Sizin bu içinde bulunduğunuz ruhsal durumunuz kendinizi sevdikçe kendinize inandıkça sorun ettiklerinize rağmen gülümsemeyi becerebildiğinizde, hayatınızdaki hedeflere doğru yürüdükçe ve etrafınızdaki güzellikleri görebildikçe olumsuz düşüncelerinizin hepsi zaman içinde geçecek. Çözüm hayatın gerçeklerinin farkında olmak yavrum. O yüzden kendinizi kimseye duyurmaya, anlatmaya, sevdirmeye çalışmayın. Sadece hedeflerinize odaklanın. Bunu yapmayı başarabilirseniz, evdeki yaşananları kitaplarınızla, derslerinizle, doğayla sevdiğiniz arkadaşlarınızla savuşturdukça kendinize yaklaşacaksınız. Kendinize güveniniz artacak daha bir hevesle hayata sarılacaksınız. Çünkü annem, babam böyle yapıyor şikeyetleriyle bir yere varamazsınız. Herkesin bir yanlışı varsa zaman onlara ektiklerini biçtirecek. Siz sadece ruhunuzu yaralamakla kalırsınız. Kendinizi iyi hissetmeniz uzun zaman alır. Onları kendi hallerine bırakın. Siz kendinize ev içinde ve dışında düşen sorumluluklarınız yerine getirdiyseniz gerisini dert etmemelisiniz. Ablanızla kendinizi mukayese etmemelisiniz. Ablanıza daha çok ilgi gösteriliyor diye siz ondan daha değersiz değilsiniz. Bunu ailenizin ablanıza olan yakınlığı belirlemez. Değerinizi siz belirlersiniz. Kendinizi önce siz değerli bulacaksınız. Sizi değerli yapan özellikleriniz nedir? Bakın ne diyorsunuz ben herkese yardım eden biriyim, arkadaşınız bile bunu söylemiş. Başka ne var aklıma yazdıklarınızdan gelen gelecekle ilgili hedefleri olan bunun için çabalayan birisiniz. Sorumluluk alıp gerektiğinde çalışan birisiniz. Ben yazınızdan birkaç tane çıkardım gerisini siz kendinize göstereceksiniz. Kendinize bu özelliklerinizi göstere göstere özgüveninizi kazanacaksınız. İnsan olmak böyle bir şey. Kendinize ulaşmak için uzun bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Çünkü hiçbir şey şıp diye olmuyor insanın üzerinden pek de bir şeyini bilmediği yeterince anlayamadığı insan ilişkileri dolayısıyla hayat eze eze geçebiliyor. Bu her aile ve her genç için böyle olmasa bile sizin yaşlarınızda birçok genç sizin yaşadığınız soru işaretlerini yüreğinde taşıyor. O soru işaretlerine istediği cevapları alamayınca gözlerinden yaşlar süzülebiliyor. Bunun anlamı büyümek ve hayatla karşılaşmak olsa da insanın kuyruğunu kedi gibi hep dik tutması lazım.


Aile sorunlarınızı ablanızı, babanızı, annenizin açtığı sorunların hepsini hatırlıyorum, evet aileniz sizden sorumlu, size maddi olarak destek olmaları lazım bunu zamanı gelince yapabildikleri kadar yapacaklardır diye düşünüyorum. Gerekirse sponsor olan birileri bulunur, bunları dert etmeyin. Okumadan olmaz, okumanın bile yetmediği hayatın bir yarış halinde yaşandığı bir yaşamda eğitimsiz bir kadın ya da erkek düşünemiyorum. Annenizin ablanıza madden yardımcı olması bir kişinin çalışmasıyla bir evin zor dönmesinden kaynaklı olabilir. Onun eksiklerini gördükçe anne yüreği dayanamıyordur. Bunlar tabii sizden, evinden eksilterek yapılıyor olabilir. Eğer bir hatası varsa bunun muhasebesini kendi vicdanında bir gün mutlaka yapacaktır. Bunlar hep zamanın işi ona bırakın. Bana daha önce yazdıklarınızda çalıştığınızı da yazmıştınız. Part time çalışmaya devam edin yavrum. Hayat herkes için fazlasıyla zor. Biraz haberlere baksanız yaşamda neler olup bittiğini anlayıp belki halinize şükredeceksiniz ve kendinize daha iyi bir gelecek için daha fazla kendinizi yoracaksınız. Çünkü endişelerimiz bizi harekete geçirmeli psikolojik olarak bunalımlara sokmamalı. Soruna değil çözüme odaklanmalı. O zaman kendinizi karşınıza alıp benim bu yazdıklarım hakkında konuşmalı ve yazdıklarımı uygulamaya geçirmesi için onu ikna etmelisiniz. Yoksa duygusal insan olarak yaşamak depresyona girip girip çıkmak demek olur ki o da kendin olamadan ziyan olmak demek olur yavrum. Şimdi kendinize sorun siz hangi siz olmak istiyorsunuz?


Sevgiler sevgili okurlarım...


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.