Yanlış bir evlilik yapmaktan çok korkuyorum

Yeşim Hanım merhaba, yazılarınızı zaman zaman okuyorum. Bu hikâyeler beni çok etkilese de hayatta her şeyi yaşayacak kadar zamanımız ve olay döngümüz olmadığını bildiğim için bazı şeyleri yaşamadan ders çıkarmak adına faydalı şeyler paylaştığınızı düşünüyorum ve okuyorum. Ben 26 yaşında bekâr bir bireyim, öğrenim hayatımı tamamlayıp düzenli bir işte çalışıyorum. İş hayatımda hiçbir sorun yok, sosyal hayatımda hiçbir sorun yok ama aile hayatımda bu zamana kadar aşılması zor sorunlar yaşadık. Kalabalık bir ailede ve küçük bir evde büyüdüm 4 kardeş, anne, baba, dede, babaanne hep bizimle beraberlerdi. Babamın ailesi kötü insanlar, bunu söylerken vicdan azabı duymuyorum çünkü kötüler, babam ailede tek erkek. Geleneklerine göre erkek evlat ailenin tüm sorumluluğunu alır, sanki diğer evlatları başka bir ana babadan... Babam ile annem 20 yaşında evlenmiş babam ne yazık ki bir aile olmanın anlamını kavrayamadan, aile olmak ne demek bu konu da hiçbir bilgisi olmadan evlenmiş. Annem ise köy yaşantısında görücü usulü, okumuş, işi gücü var diye evliliği kabul etmiş. Keza bu aileye kimse kız vermiyormuş o derece nam salmış bir aile. Babam kendi başına iyi biri ama hiçbir zaman kendi başına kalmadı. Annesi, babası, kardeşleri kısaca bildiği ailesi dışında bir ailesi olduğunu anlayamadı. İşin komik kısmı şuan 50 yaşında, hala daha bunu anlayabilmiş değil. Kendisini adeta onlara adamış, onlarla konuşurken o kadar mutlu oluyor ki sanki evimizde yalnızmış da onlar tek konuşabildiği kişilermiş gibi. Çocukluğumuz travmalar için de geçti, annemle babam yanlış bir evlilik yaptılar asla birbirlerine göre değiller ve boşanma âdeti olmadığı için bu zamanlara kadar geldiler ama yapılan yanlış evliliklerin bedelini her aile de olduğu gibi bizim ailede de biz çektik. Onlar mutsuz oldu, biz mutsuz olduk. Annem yıllarca çektiklerini anlattı, babaannemin psikolojik eziyetlerini, dedemin küfürleri, babamın şiddeti, kumarı ve saymakla bitiremeyeceğim birçok olay ve hep sizi bırakamadığımdan çektim bunları diye bize ayrıca bir sorumluluk yükledi. Biz bu ortamda büyüdük. Halalarım kaçarak evlendiği için babam biz de aynı oluruz diye 18-20 yaşlarına kadar üzerimizde tahmin edilenden daha çok baskı uyguladı, aşağı komşuya inmemiz bile yasaktı. Kılık kıyafetimiz hep onun istediği şekilde olurdu. Ben bu baskılardan sonra daha aykırı, daha sorunlu, daha şiddetli bir genç kız oldum. Birçok hata yaptım, hepsinin sorumlusu olarak hala daha onu görüyorum. Beni o hatalara iten nedenler babam ve ailesiydi. Üniversiteye gittikten sonra bazı şeyler değişmeye başladı, babam değişti, biz büyüdük, esiri olduğumuz duyguları baskılayarak yaşamımızı sürdürüyoruz. Aşk hayatım hiçbir zaman iyi olmadı, beni sevenleri ben sevemedim, benim sevdiklerim hiçbir zaman beni sevemedi. Güzel bir kız olduğumu ve iyi bir insan olduğumu söylerler ama bir yerlerde hep kaybeden oldum. Yanlış seçimler, yanlış yönelmeler içinde yalpalandım durdum. Birçok arkadaşım evli çocuklu ama ben kendimi buna hazır hissetmiyorum, kendi ailem gibi mutsuz bir aile kurmaktan, annem babam gibi yanlış bir evlilik yapmaktan ve çocuklarımın benim yaşadıklarımı yaşamalarından çok korkuyorum. Bir yanım umutlu yaşamadığım kadar çok huzurlu bir aile kurmaktan, bir yanım çok korkuyor. Kendimi hem aile olmayı anne olmayı isterken bulup hem korkular içinde kaybolurken görüyorum, ne yapacağımı hiç bilmiyorum.


Yeşim Tijen’in cevabı:

İnsan çocuklukta yaşadıklarından etkilenerek kendini oluşturmaya başlar ama bu insan için hiçbir zaman son nokta değildir. Yaşadıkça kendi üzerinde oynayacak, şekil vermeye devam edecektir. Kendine, başkalarına, yaşamına değer veren insan taa ölene kadar kendi hamuruna en güzel dokunuşu yapmak için uğraşacaktır. Bu da bilinç ve kalp işidir. Bilinç ve kalp dedim ya bunlar insanların yaşamında çok önemli. Sizinkilerde sanırım o bilinç ve kendinden başkalarını düşünmek gibi incelikler pek yokmuş. Bu olmayınca, insan kendini bir adım bile aşmayı bilmeyince sonuç sizin yaşadıklarınız olur. Karmaşa, bağırış, çağırış, huzursuzluk... Evet, mükemmel bir aileniz olmamış; anne, baba, babaanne, dede kendi çıkmazlarını aşamadıkları için hareketleriyle, sözleriyle, kavgalarıyla sizleri de bu çıkmaz içine sıkıştırmışlar. Aslında onların çıkmazı olan yaşamları sizlerin yaşamı haline gelmiş ama artık siz; o her şeye mecbur, susturulabilen, bağırılıp çağırılabilen kız olmaktan çok öteye geçmişsiniz. Bunun farkına varmalısınız. O yüzden size “Dünle beraber gitti düne ait ne varsa cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım!” diyeceğim. Biliyorum bu hemen olmayacak, biraz zaman alacak ama olacak yavrum. Çünkü sizde aslında olmaya başlamış bile, biraz daha üzerinizde çalışmanız gerekiyor o kadar. Bu, dünü dünde bırakmak, bugüne önem ve hakkını vererek, an içinde daha çok kalarak gerçekleşebiliyor. Kişi isterse bunu başarabiliyor ama günün sonunda tekrar aynı eve, ailenizin yanına döndüğünüzde değişmeyen bir gerçekle karşılaşmak zorunda kalıyorsanız sizin gibi, bu bir handikap oluyor. O zaman da size kalan şey mümkün mertebe o konuşmalardan kendini uzak tutmak, oyalamak, duymamazlığa gelmek. Siz dünkü ezilen o kız değilsiniz. Kendinizi geliştirmişsiniz.


Yaşamak akıl, kalp ve bilinç işidir dedim ya sizin büyükleriniz bunu böyle yapamamışlar. Kendi öfkelerine, mutsuzluklarına bağlı kalarak yaşamayı seçmişler. Bir nevi hayatlarını buradan, mutsuzluktan beslemişler. Evet, böyle insanlar da var. Sizin aileniz gibi sorunlarını aşmayı, onlardan çıkmayı başaramayanlar onlardan beslenerek yaşayabiliyor. Kendi mutsuzluklarına çevrelerini de ortak edebiliyorlar. İnsanın hayatında değiştiremeyeceği şeyler var; bunlardan biri de ailesi. Değiştirmeyeceğiniz bu aileyi kabullenmek de kolay değil ama ilerde bu evden çıkıp kendi evinizi kurduğunuzda yaşadıklarınız, aileniz bu kadar kötü gelmeyecek, onlara daha bir özlemle ve toleransla bakacak hatta o geçmişi seveceksiniz. Çünkü o hayata başka bir pencereden bakacaksınız. Ailenizle yaşadığınız evin içinden bakmak başkadır, kendi evinizin penceresinden bakmaksa bambaşka olacaktır. Biraz daha sabredin.


Evet, bunların hepsini arayacaksınız çünkü onlar hatalarıyla, sevaplarıyla sizin aileniz. Onları kendi yaşamları içinde değerlendirmelisiniz. Sizinle kalmak zorunda kalmasalardı belki size biraz daha sevimli geleceklerdi. Onları daha çok babaanne-dede olarak görebilecektiniz ama sizinle yaşadıkları için çırılçıplaklar. Bu tabi ki onları mazur göstermiyor ama bir parça da hafifletici sebep değil mi? Diğer yandan bugün ve o günlerde yaşarken size büyük sorun halinde gözüken öfkelendiğiniz, kızdığınız her şey zaman içinde gözünüze küçücük gelecek, gülümseyerek anacaksınız. Onlar farklı bir nesil, hayata bakışları, öğrendikleri, kendine kattıkları ya da kendilerinde törpüledikleri onların zamanına göre büyük adım, size göre eksiklik; bunları anlayabiliyor musunuz? Siz farklı bir zamanın, kültürün insanısınız. Onlarla annenizi, kendinizi bir tutamazsınız. Anneniz onlardan ilerde, siz annenizden ilerde olacaksınız. Dünkü o kız hiçbir zaman olmayacaksınız. Her gün daha güçleneceksiniz. Geçmişte sıkıntı olarak gördüklerinizi ayaklarınızın altına alıp ezeceksiniz. Bugün bile dünden farklısınız. Bunları görebiliyor musunuz?


Siz sorunların içinden çıkıp kendinizi kurtarmak için bir yol bulabilmişsiniz. Üniversiteyi bitirmişsiniz, çalışıyor, kendi paranızı kazanıyorsunuz. Bunlar az şey mi? Baskılar, korku vermeler, sindirmeye çalışmaların içinde tabii ki özgürlük arayışları olacaktı, hatalar yapacaktınız. Bir hamuru elinize alıp sıktığınızda hamur parmak aralarınızdan fışkırır, sizin hatalarınız da o sıkışmışlık içinde oluşmuştur. Baskı genelde kaçışlara, yanlışlıklara gebedir; mühim olan bugün o günleri aşmış olabilmeniz. Dünde sizi yaralayan bağrış, çağrış, kavgalar olsa da siz bugüne odaklanmalısınız. Mühim olan aynı hatalar içinde kalmamak, hatalara devam etmemek, kendini sıyırabilmektir. Siz hatalarınızı görmüş, kendinizi oluşturmayı bilmişsiniz.


Bir büyük eviymişsiniz. Bunun sıkıntılarını ailece yaşamışsınız. Babanız ve anneniz bu büyük aile olmanın içinde tam bir aile olamamışlar. Anneniz ezilmiştir, babanız ailesine düşkün olup sade onlarla mutlu olunca sizler için itici hale gelmiştir. Onları sahiplenmekten kendi ailesini görememiş bir adam. Bu onun suçu mu? Yetiştirilişinin bir getirisi mi? Üstüne bindirilen bir yük mü? Bunları bir düşünün. Sizin dediğiniz gibi bazı bölgelerimizde erkeklere iş düşer, ağırlık erkek evladındadır. Kızları birey yerine koymazlar, evlat erkek evlattır sizde olduğu gibi. Bu sizin ailenizde babanız olmuş, yükü bütün gün onlarla beraber olmak zorunda olan anneniz çekmiştir. Çektiklerinin, o evden, evlilikten gidememesinin kefaretini konuşa konuşa size ödetmiştir. Konuşmaları sizi yormuştur ama hayatı da öğrenmişsinizdir. Öğrenmediğiniz bir şey kalmış o da evlenen bir kadının mutlu olabileceği... Bu konuda kötümsersiniz. Annenizle babanız size kötü bir örnek olmuş ama siz anneniz değilsiniz. Eğitimsiz değilsiniz, imkânsız değilsiniz, kimseyi çekmek zorunda değilsiniz. Bu zamanın tek artısı bana göre kimse kimseyi ömür boyu çekmek zorunda kalmıyor. Bu benim kaderim diye hayata küsmüyor. Çarenin kendisinde olduğunun bilinciyle kendini geliştiriyor, yeniliyor. Bunlar kadınlar için hep umut verici hareketler. Bunu hayatın içinde görebiliyor musunuz yavrum? Yanlış insanları tanıyarak doğrunun kim olabileceğini öğrenmişsinizdir. Niye yaşadıklarınızı umutsuzlukla yorumluyorsunuz. Arkadaşlarınız evlenmiş olabilir. Doğru kişiyle karşılaştığınızda onun için mutsuzluğu da göze alabileceğinizi hissettiğinizde siz de evlilik için adım atabilirsiniz. Evlilik hep mutlu olmak demek değil, mutsuzlukta da birbirinin yanında durabilecek kadar sevmek, ona değer vermek, onun için her şeyi göze almak demektir. Anneniz size kendi çapında, kendi fırsatlarında aklınca en iyi anneyi olmaya çalışmıştır. Siz annenizden daha iyi bir anne olmak için elinizden geleni yapacaksınızdır. Bunun farkındalığıyla geleceğinize umutla bakmalı, korkularınızı kovalamalısınız. Kendinizi hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorsunuz, aslında sizin hayatınıza bakınca yaşadığınız hayat size hep ipuçları verir, ne yapılması ya da yapılmaması gerektiğini görebilir insan. Ben bu yaşadıklarınıza bakarak sizin neleri yapıp neleri yapmamanız gerektiğini öğrendiğinizi düşünüyorum. Sizden yana ben ümitliyim. Sizin kendinizden yana ümitle dolmanız için size önerim; biraz şiir okuyun, bazen bir roman... Hayata pozitif bakmayı, hayal kurmayı ancak öyle öğrenebilirsiniz. Ve yine son söz olarak şunu söyleyeceğim; Dünle beraber gitti düne ait ne varsa kızım, şimdi yeni bir şeyler söylemenin, yapmanın ve hayaller kurmanın umut etmenin tam zamanı!


Sevgiler sevgili okurlarıma…

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.