Telefomania

İtiraf ediyorum; gözüm orda olmasa bile, aklım ordaydı!.. Tam da okuduğum ve korktuğum gibi olmaya başlamıştım… Zihnime hakim olmaya çalıştıkça kendime kurduğum baskı artıyor, baskı arttıkça karşı koyma güdüsüyle daha çok bakmak istiyordum… Sürekli bir ikilem; çantaya mı koyayım, elimde mi kalsa…

En çok sevdiğim masa altı olanlardı; zaten ite kaka gittiğim güzel bir restoranda, kim ne almış muhabbetinin ortasında koca bir 'OH' çekerek , kimseye çaktırmadığımı zannederek telefonumu çıkartıyor, kendimi o muhabbetten bir an önce koparacak bu mucize aleti örtünün altından elime alıyor ve çok şükür Instagram'ımı açıyordum… Ne yalan söyleyeyim; dünya umrumda olmuyordu!.. An'dan anlık kopmalar yaşarken, muhabbetten hiçbirşey kaçırmadığımı görüyordum. Hatta iki şeye birden konsantre olmakta zorlandığımı düşünürken, sözde akıllı olan telefonum, beni tersine inandırmıştı...
En zorladığım da metro oluyordu; kaçınılmaz bir şekilde kopacak bağlantımı, ilk yürüyen merdivenlerden inerken, son saniyeye kadar alınacak bütün dataları almak için kullanıyordum. Ne de olsa önümdeki yarım saat, elimdeki datalarla yetinmek zorundaydım.
Elimi attığım her yerden şarj kablosu çıkıyordu. Artık cep telefonu değil de , kablolu telefon taşıdığımı kabullenmiştim, yine de seviyordum...
Ki ben telefonunda oyun olmayan, çocuklarımla geçirdiğim vakti türlü türlü değerlendirmekten keyif alan bir tipim; bundan bir ay evvel geldiğim nokta, kaçınılmazdı…
Önce ufak ufak kendime gıcık olmaya başladım;  telefonu elime alıp baktığım zamanları fark edip, gerçekten ihtiyacım  olduğundan mı alıyorum diye sorguladım. whatsup mesajlarımın sinyalini kapattım; bir saatten sık kontrol etmemeye başladım. Geceleri datayı kapatarak doğumlarda açık olduğum mesajını çok önceden vermiş olsam bile, arada bir elim gidiyordu... Kendime getirdiğim sınırlandırmalar artıyordu ama yine de her saat e-mail, Instagram, Facebook, Twitter, whatsup sığdırmak üstüme gelmeye başlamıştı… e-mail'lere bakıp cevap vermemeye, mesajları okuyup kapatmaya, Instagram'da seyirci olarak durmaya başladım. 

Bunların hepsi içgüdüsel bir stratejiyle kendi kendine geldi… Bu günlere geleceğini tahmin bile edemezdim…

Bundan tam bir ay önce iki buçuk senedir değiştirmemek için direndiğim canım telefonum, yere düşerek tuzla buz oldu. Gözümde defalarca yavaş çekimle canlandırdığım sahne, elektroniklere hakkını verip ilk fırsatta değiştirmeme inancımı bir anda sıfırladı. İki çocuğa ve iki kumlu yaza rağmen beni hiç yarı yolda bırakmayan alet, ciddi bir darbeyle hayatımdan çıkmıştı. Değiştirsem mi, yenilesem mi, versiyonu mu güncellesem, kabını mı değiştirsem diye kendi kendime eğlendiğim günler geridekalmıştı. 
Hemen, kötü bir halden fırsat yaratmaya bayılan yapım , beklediğim cezanın bu olduğuna beni ikna etti… Akıllı telefona ara verme günüm gelmişti. 
Yes'i ve No'su olan bir telefon edindim, SMS de alıyor, bip'leri, doynk'ları durmayan hayatımın gıkı çıkmıyordu. İlk gün telefonum toplam 3 kere çaldı. 48 saat sonra data dünyasında merak edilmeye başladım, arayan soranlar arttı. 3 günün sonunda hayat normale döndü, akıllı bir telefonum hiç olmamış gibiydi.
Çevre baskısı arttı, aradığım bahanenin bu olabileceğini, yeni model telefonlara geçişim için mükemmel bir zamanlama olduğunu idda eden sevenlerime direnerek, ablamın eski telefonunu ödünç aldım. Hedefim, üç sene aynı model telefonla geçireceğim vakti doldurmak için dayanmaya devam etmek.

whatsp'ım geri geldi, hem de bütün gruplarıyla birlikte. Ama o üç günlük sürede edindiğim telefon terbiyesi, daha edepli bir data kullanıcısı olmamı sağladı. Instagram benim zayıf noktam; işin içinde fotoğraf ve çocuk olunca, kendimi çok fena kaptırabiliyorum. Bu yüzden bugün biten bir aylık Instagramsız hayatıma , azıcık daha devam etmeyi düşünüyorum . Belki bütün zayıflığıma rağmen onuda edepli bir hale getirmeyi becebilirim…

Sonuç olarak akıllı telefonların akıllı diye geçinen biz insanları getirdiği bu hal, bana trajikomik geliyor. Paylaşmak , hem fotoğrafla hem sözle dile getirmek, güzel ve faydalı olabilmek, bunu hayatla kavurmak çok keyifli olabileceği gibi, dengesini kuramadığımız dönemlerde bağımlılığa kaçabiliyor…
Artık ucunu kaçırmayacak olsam bile, detokslarıma mutlaka datayı da ekleyeceğim!..
Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 16570

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4288

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 6803

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8420

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1418

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön