Diziler, toplumsal sorunlara ilişkin mesaj verme konusunda birer fırsat alanı olabilir. Son yıllarda Türk dizilerinin yurtdışına ihraç edilme oranlarındaki artışı da dikkate alırsak “Bu diziler bizi temsil ediyor mu?” sorusu çok daha önem kazanıyor. Bu haftaki yazımda görsel medyada yayımlanan “İçeriğiyle, kurgusuyla sorunsallar içermesine rağmen, reytingleri yüksek olan bazı dizileri kimler izliyor? Neden izliyor? İzleyicinin geri bildirimi oluyor mu? Yansımaları nelerdir?” sorusuna birlikte yanıt arayalım istiyorum.
Hemen hemen her akşam, birçok kanalda, birbirlerine benzer senaryolar, birbirlerine benzer finaller, oyuncular, hatta yardımcı oyuncuları bile benzer ‘muadili’ bazı dizileri görmek mümkün…
Bu noktada “Bazı” dizilere itirazım var. “Bu dizileri kimler izliyor, neden izliyor, yansımaları nedir? İzleyicinin geri bildirimi nasıl oluyor? sorularına ‘Neden?’ diye sorarak yanıt aramak istiyorum.
Yukarıda çeltik attığım sorunsallardan bir kısmı. Peki; bu örüntülerin yer aldığı popüler kültürün bir parçası olan dizilere ilişkin medyayı ‘sorumluluk’ açısından nasıl konumlandırmak gerekir? Diziler aracılığıyla yeniden üretilen kültürel pratikler, nasıl tüketiliyor? İzleyici bu kurmacanın içinde nasıl kayboluyor? Kurmacının içinde olduğunu yanılmasımının farkında mı?
Daha önce bir yazımda da ifade etmiştim.’Neden’ diye sıraladığım sorunsallara ilişkin sosyolojik, akademik araştırmalar gösteriyor ki; ‘bu nitelikte bazı diziler’ çekirdek çıtlatılarak yapılan bir boş zamanı geçirme aracının ötesinde olumsuz yansımları olan bir iletişim biçimine dönüşmüş durumda..
“Kimler neden televizyon izler?” sorusuna McQuail, “Kullanımlar ve Doyumlar” perspektifinden şöyle yanıt vermiştir: “İzleyici, günlük sorunlardan kaçınmma, kişisel ilişki, özdeşlik ilşikisi, toplumla ilgili olaylar hakkında bilgi alma, özellikler, destekleme ve gerçekleri arama, gözetlemek için izler.”
Araşıtrmalar gösteriyor ki yukarıdaki temalı sorunsaları içeren diziler izleyicinin yaşam biçimi, olayların yorumlama pratiklerinii, hatta alışkanlıklarını etkileyebilir hatta değiştirebiliyor. Öyle ki abartılı özdeşim ilişkisi kurabiliyor. İlgili karekterlee ilişkin ürünleri satın alma, adını vücuduna yazdıma vs. oyunculara hayranlık, rol model görme, taklit etme,gerçek bir karektermiş v.s tutumlu davranış biçimleri gösterebiliyor.
Örneğin; birçok gazete haberine konu olan haberleri hatırlatmak isterim. İzlediği dizilerde gördüğü biçimde şiddet uyguladığını öne süren, öldürülen şuçlu profildeki karekter için vefat ilanı veren, anma törenleri düzenleyen, hatta soyadını değiştirmek için mahkemeye başvurduğu öne sürülen haberleri hatırlayacaksınız.
Dolayısıyla; diziler eğlencelik bir iletişim aracı değil. Neil Postman’ın “Televizyon Öldüren Eğlence" adlı kitabın başlığında ifade ettiği, sorunsalları içeriyor ve yanlış mesajları içeren diziler, ‘zararlı bir iletişim aracına’ dönüşebilir.
Bu noktada; ‘Bazı diziler bizi, kültürel değerlerimizi doğru biçimde yansıtıyor mu, kültürel değerlerimiz diziler aracılığıyla bir dönüşün geçiriyor mu, izleyici ne diyor, yansımaları, sonuçları nedir, izleyici geri bildirim hakkını nasıl kullanıyor?” sorularıyla yanıt arama çabam devam edecek. Dizilerin toplumsal sorunlara ışık tutan, farkındalık içeren mesajların vermesi konusunda ne yapılmalı konusuna, sonraki yazımda ilgili araştırmaları, rakamları paylaşarak yanıt aramak dileğiyle...