HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

Merhaba Sevgili Kardeşim,

Uzun ve yorucu bir yaz mı oldu senin için yoksa çabucak geçen, eğlenceli bir yaz mıydı? Valla ben her yaz bitiminde hüzünlensem de halimden memnun olmayı öğreniyorum galiba. Çünkü hayatta şükredecek o kadar çok şey var ki kardeşim…

Sağlıklı olduğum ve hala hayal kurabildiğim için şükrediyorum en çok. Hayaller olmazsa yaşam keyifsiz oluyor sanki. Ne dersin? Yoksa sen bu aralar hayal kurmaya hiç zaman ayırmıyor musun? Yoksa enerjin bir havalarda bir yerlerde, sen de kendi dengesizliğinin içinde mahpus musun?

Çok duydum bazı kardeşlerden…

”Vallahi de billahi de çok dengesizim bu aralar” diyorlar. Bazen enerjisi tavanda olup çok şeyler yapmak için hayallenen kardeşler bunlar üstelik…Ama sonra bir bakıyorsun elini eteğini çekmiş her şeyden ve bir şey yapmak istemiyor. Bu arada bana da oluyor bu haller ama sanırım eskisi kadar sık değil. Bir de insan bir şeylerle baş etmeyi öğrenince sanırım o hallerin içinden de çabucak çıkıyor. Ee boşuna çalışmadık o duygusal dayanıklılık egzersizlerini, değil mi ama?

İnsan derdini bilince dermanını da buluyor sanki. Ama işte bunlar için hep yolda olup hiç bıkmadan farkındalık çalışmak, yargısız bir zihinde kalmaya çabalamak gerekiyor. Duyguların gelip geçiciliğini fark etmek ve içinde sürüklenmemek…

Yazması çok kolay biliyorum canım kardeşim. “Kolaysa gel de yap!” dediğini duyar gibiyim. Evet kolay değil! Ama zaten sana bunun kolay olduğunu da hiçbir zaman söylemedim. Ben sana “farkındalık acıdır” dedim, “çok çalışman gerekecek”, “yılmaz bir ruh olana kadar acıyla hemhal olacaksın ama vazgeçmezsen hep ışığı bulacaksın” dedim kaç defa. Ee şimdi de demek ki bir hatırlatma yazısı yazmam gerekiyor ki geçtim masamın başına. Hem senin için hem kendim için hem de bizi okuyan diğer kardeşlerimiz için…

Malum sonbahar geldi. Günler kısalıyor, güneş azalıyor; bazılarımızın enerjisi de onunla birlikte biraz içeri çekiliyor…Güzel geçen bir yazı arkanda bıraktıysan hele! Ama illa da depresyona gireceğiz diye bir şey yok. Çünkü biz yıllardır talimliyiz. Acılardan zarafetle geçmeyi de, zorlayıcı duyguları dönüştürmeyi de, yaratıcılığımızla daha çok buluşmayı da öğreniyoruz yıllardır.

Haliyle ne oluyor bu durumda biliyor musun sevgili kardeşim?

Den-ge-le-ni-yo-ruz!

Evet evet dengeleniyoruz. Enerji fırlamaları arasında dengesizleşmeye alışmış ruhumuz yepyeni bir dengeye kalibre oluyor. Belki bu sürecin son demlerini yaşıyorsundur. Belki de senin biraz daha zamana ihtiyacın vardır bilemem. Dene kendini! Ama bil ki gün sonunda yolda kalmaya devam edersen daha dengeli, huzurda ve sakin bir ruh olacaksın. Eskiden seni saatlerce, belki günlerce savuran şeylerin içinden daha kısa sürede çıkmaya başlayacaksın. Bazen susacak, bazen cevap verecek ama giderek daha az savrulduğunu fark edeceksin. Ruhun bir uçtan bir uca savrulmadıkça da bu dünyada kök salıp büyük bir hızla yükselişe geçeceksin.

Yıllardır anlatmaya çalıştığım şeylerin matematiği en basit haliyle inan ki böyle! Bazen yapamıyor olsak da niyetlerimizde net ve sürekliliğimizde azimliysek elbet bir gün bahsettiğim haller hepimize gelecek. Ben buna çok inanıyorum. İnanmanın ötesinde de büyük bir bölümünü gerçekliğim haline getiriyorum.

O halde sen de benim için deneyemez misin? Nefsinin zorlandığı yerlerde kısa birer es verirsin ama sonra yine niyetine girersin. Değil mi ama?

Ben bize çok güveniyorum biliyorsun. Ve hatta dengeni koruman için de izninle sana birkaç etkili öneride bulunmak istiyorum:

  • Duygunun adını koy ama kimliğin yapma “Bugün mutsuzum” ile “ben mutsuz biriyim” arasındaki farktan bahsediyorum sana. “Şu anda kaygı hissediyorum” dediğinde mesela duyguyla arana küçücük ama hayat kurtaran bir mesafe girebilir.
  • Enerjin yükseldiğinde de kendini izle İnsanlar genellikle yalnızca düşük enerjiyi problem kabul ediyorlar canım kardeşim. Oysa aşırı coşku halinde on proje başlatmak, büyük kararlar almak, kendine gerçekçi olmayan hedefler koymak da savrulmanın diğer ucu. (En iyi ben bilirim bunu biliyorsun. İçimdeki Tazmanya Canavarı ile yıllarca uğraştım.) Şimdilerde şu soruyu sıkça soruyorum kendime “İyi hissederken de merkezde kalabilir miyim?” diye. Bence sen de sor kafan bulutlarda dolaşırken.
  • Düşük enerjili günlerde hayatının anlamını sorgulama Canın hiçbir şey yapmak istemediği bir salı öğleden sonrasında örneğin hayatının tamamı hakkında karar verme kardeşim. O gün belki sadece günü geçirmek gerekiyordur. Sadece uyumak belki de!
  • Bedene dön Uyku, yürüyüş, nefes, doğa, yemek, su... Bunları tekrarlamak istemiyorum artık. Sen de zaten biliyorsun. Bazen zihninin çözemediğini bedenin senden önce çözer çünkü. Hatırlat kendine!
  • Kendine dönüş yolunu tanı Herkesin merkeze dönüş araçları bambaşka sevgili kardeşim. Benimki yazmak, doğaya bakmak, sessizlik olabilir; başkasınınki yürümek, müzik, arkadaş sohbeti...

Seninki ne? Bence bunu da biliyorsun artık. Hatırlat kendine!

Seni çok seviyorum biliyorsun değil mi kardeşim? Bu hatırlatmalarım hep ondan…Birlikte yolda kalalım, el ele yolumuzdan vazgeçmeyelim diye! En çok da bu köşe var diye minnettarım hayata. Ve sen orada beni okuyorsun ve belki de harekete geçmek için cesaret buluyorsun diye…

Şunu da söylememe izin ver!

Doğa sürekli çiçek açmıyor. Yaprak döküyor, yavaşlıyor, enerjisini içeri çekiyor. Dolayısıyla bizim de sürekli “yüksek enerji” halinde olmamamız bir arıza değil.

Dengelenmek zaten hep yüksek enerjide kalmayı öğrenmek değil ki! Belki hangi mevsimde olduğunu fark edip o mevsimle kavga etmemektir dengelenmek... Yazın açmak, sonbaharda bırakmak, kışın dinlenmek ve bahar geldiğinde yeniden filizlenebileceğini bilmektir belki de.

Ve bunca deneyimden sonra dengede olmak hiç düşmemek de değildir diyeceğim sana.

Çünkü o kadar çok düştük, kalktık, yaralandık ki…

Dengelenmek artık bizim için hiç düşmemek değil; düştüğünde eve dönüş yolunu biliyor olmak sevgili kardeşim.

Evde buluşmak üzere,

Kardeşin Nihan

Paylaş:
brush-purple Yorumlar