Kahramanın sonsuz yolculuğu

Sevgili Can,

Sözüm vardı geçen seferden, “Kahraman’ın Sonsuz Yolculuğu”nu yazacaktım. Hazır mısın? Ama önce bilmelisin! Her kahramana, yani her birimize, bir şey vaad edilir bu dünya oyununa düşmeden.


Vaad edilen ne mi?

Vaad edilen, “insan” olabilmek... İnsan; yaşayanların en onurlusu olabilecek, özgür iradeyle taçlandırılmış kutsal(!) varlık... Mevcudiyetinin hakkını verebilmektir mevzu bahis… Acele yok, hepsini kendi penceremden anlatmaya çalışacağım. Bu yazı uzun olabilir, yarım kalabilir, UYARIYORUM! Ama telaş yok, ben BURDAYIM, seninle...

Tüm kardeşlerinle birlikte yükselerek medeni bir toplum olabilmek, oradan öteye bir dünya cenneti ütopyasına yelken açabilmek...


Kim mi diyor bunları?

Valla anlaması, anlatması uzun yıllarımı aldı. Kulaklarımın ta içinde, kalbimin her atışında duyduğum bir tatlı masal... Masal dediysem, yok sayıp rafa kaldırabileceğimiz cinsten değil! Kollektif bilinci en çok masallar besler, rüyalar genişletir. Ortak ülküler, idealler hep o sezgisel kanaldan gelir. Herkes doğrunun ne olduğunu aslında bilir ama ne hikmetse dünya denilen gezegen öyle bir aldatır ki bazen bizi, olması gerekenle bağlarımız kopar.

Uzun uzun yazıp anlatasım var fakat yer, zaman, kısıtlı şu sıralar... Pragmatik olmak adına, özet yapayım BEN’im ve BİZ’in macerasını; kahraman olan her birimizin ortak kaderini...Neden birilerinin bu masalların, destanların çağrısını daha çok duyduğunu ve harekete geçmeden duramadığını...


Çok sevdiğim KAHRAMAN’IN YOLCULUĞU şablonu burada işe yarayacak işte! Netleşecek kafalarda!

Yazının buradan sonrası benim yazma maceram özelinde varlığına şükran duyduğum birkaç kişinin adıyla genişleyecek. Muhakkak çok daha başkaları da var, tıpkı başka maceralarım da olduğu gibi... Çünkü kahramanlar, sonsuz bir yolculuk içindedir. Ölene kadar hatta belki de öldükten sonra da devam eder yolculuğumuz. BİZ sadece dünyaya gelmeyi başararak bile kahraman olmaya hak kazanmış organizmalarız, HATIRLA!


Burada adını anamadığım sevdiklerim şimdilik af etsinler, ben aklıma geldikçe karşılaştığım herkese, her olaya şükreder duruma geldim. Muhakkak bir sohbette, bir yazıda, bir içsel aydınlanma anında her bir kişinin, her bir olayın etkisi zihnimde tekrar tekrar canlanıyordur. Kiminin yüzüne söylüyorumdur, kimi için dua ediyorumdur... Kimileri zaten çok çok özeldir, her daim biliyorlardır nasıl karşılıklı şükürle dolup taştığımızı... Bir kez anladıktan sonra sistemi, başka türlüsü mümkün değil!


BİN KERE ŞÜKÜR! Hayatta olduğumuz, hediyelerimizle buluşturulup, onurlandırıldığımız, musibetlerle sınanıp, tekamül edebildiğimiz her yeni güne BİN KERE ŞÜKÜR!


Şimdi gel sevgili can, benim yolculuğumda kendininkini bul!

Amacım, birileri yapabiliyorsa sen de yapabilirsin demek...İlham alıp dünyadan, ilham olabilmek...İlham olanların önünde saygıyla eğilmek...

Bir keresinde şöyle bir şeyler yazmıştım bir yerlere:

“Şayet kimler, kimlere ilham olduğunu bilebilseydi mutluluktan ölebilirlerdi.”


Hala aynı şekilde düşünürüm. Kollektif (ortak) bilinç, bakmak isteyenler için insan bedenlerinde öyle güzel aynalar açar ki, şaşarız çoğu zaman. Görmeye hazırsak gösterilmek isteneni, eğer zamanımız gelmişse, ilhamın çiçekleri yeşerir içimizde. “Allah vesile olanlardan bin kere razı olsun” deriz.


Evet söz verdiğim şablonda sıra, sözü uzatmayayım... Joseph Campbell’in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı kitabında uzun uzun anlatılıyor, benimkisi sevgili Yeşim Cimcoz hocadan, edebiyattan, bana kalan kısa bir özet ve kişisel analizim:


ÇAĞRI: Hayat yolculuğunda hepimiz birer kahraman olarak ilerlerken bir gün dış dünyanın sesi susar ve o özel gizemli dünyadan bir çağrı duyarız. Genelde bu çağrıyı en başta hep reddederiz. Bazılarımız ömrünün sonuna kadar reddeder hatta.

Ben çağrıyı iki kez duydum. Hayat amacımı öğrendiğimde geri dönülemez bir yol başlamıştı. Biliyordum ama çok korkuyordum. Başka bir yazıda anlatırım detayları ama belki de “Yorulan ve Duran Kadınlar: Çağrıya Kulak Verenler” yazımı da okursunuz.


MENTOR: Kahraman korkup kaçmak istediğinde kader yanına hep yardım edecek, “yapabilirsin” diyen bir mentor yollar. Don Kişot’un Sancho Panza’sı, Shrek’in eşeği, Atatürk’ün yaveri Salih Bozok ve diğerleri... Bu mentorlar hayatımız boyunca karşımıza çıkarlar. Tek kişi de değillerdir üstelik. Kimi küçücük bir dokunuşla, kimi yıllarca yanımızda saf tutarak kimi de düşman sanmamıza rağmen hep bize yardım ederler.

(Sevgili annem Ayşe Uycan, sevgili babam Necmi Uycan, ilkokul öğretmenim İclal Arslan, lise edebiyat öğretmenim Celal Özcan (nurlar içinde uyusun!), yazı evi sahibesi ve yaratıcı yazarlık öğretmenim Yeşim Cimcoz, öykü atölyesi öğretmenim Füsun Çetinel, roman atölyesi öğretmenim Şebnem Aybar, HTHayat direktörü Damla Çeliktaban ve HTHayat editörü Dilay Argün iyi ki geldiniz hayatıma, yazma macerama, demek istiyorum. Yeriniz çok ayrı... Yazabildiğimi sizin sayenizde anladım.)


YOLCULUK: Kahraman, mentorunun ya da mentorlarının desteğiyle nihayet bir yolculuğa çıkmaya karar verir. Ve bu vesileyle macerasında ilk eşikten geçer.


Benim yazı maceramdaki ilk eşiğim, 2014-2015 yıllarındaki koçluk eğitimlerimdi.

(Sevgili WeRock Whatsapp grubumun 14 üyesi (siz kendinizi biliyorsunuz, çok kıymetlisiniz) ile değerli koçlar Özlem Kıyat Berber, Arzum Akduran Köseoğlu hayat amacımı bulmama yardım ettiniz. O gün bugündür sihirli bir yolculuğun içindeyim. Varlığınıza şükrediyorum.)


Yol uzundur genelde. Dostlar, düşmanlar, engellerle doludur. Bolca mücadele vardır. Yolda iksirler, sınavlar ve ödüller vardır. Dönüşüm vardır. Bir kimliğin ölüp yenisinin doğması vardır.


2015 yılında sürecim çoktan başlamıştı. 2010'da ilk çocuğumun doğumuyla tanıştığım ÖZ’üm beni daha da güçlü olarak kendine çağırıyordu. Su gibi içtiğim, çalışma aralarında ikinci bebeğim için otel tuvaletlerinde süt sağdığım koçluk eğitimleri boyunca yolculuğum hep kendimeydi. Koçluğun, sevgili eşimin, Burç’umun bana verdiği en güzel hediye olduğunu düşündüm... Artık biliyordum yapmam gerekeni ama cesaret edemiyordum. Uzun yıllar eğitimini aldığım, sistemin büyük dişlileri arasında dirsek çürüttüğüm, her şeyden öte kendimi tanımladığım kurumsal kimliğim can çekişiyordu. Aslında hiçbir zaman kendimi içine çok da ait hissedemediğim, sadece ekip arkadaşlarımı, teknolojiyi, başarma duygusunu sevmekten dolayı bunca yıl kendimi tanımladığım kurumsal ama asla otantik olmayan kimliğim... Bana düş kurdurtmayan, içimde coşku uyandırmayan kimliğim... Bunlardan o kadar çok var ki hepimizde, ayıklaması ÖZ’e inmesi zaman alıyor. Buralar işte hep mücadele... Yapamazsın diyenlere, “ben aslında buyum” diyebilme gücü, alışılmışın değil, denenmemişin hayırlı olacağına inancın gücü, bağ kurabilmenin, hakikatin çağrısı... Öyle bir bağ ki; kendinle, doğayla, sana verilen hediyelerinle... Evet, yanlış duymadın herkese bahşedilmiş hediyeler var bu evrende. Benimkisi “yazabilmek, ifade etmek, anlatarak ilham olup köprüler kurmak”.


Senin hediyen ne sevgili kardeşim?

ÖDÜL: Kahraman hep bir ödülü alabilme ihtimali için mücadele eder, kendini tehlikeye atıp, sonuca ulaşmaya çalışır. Masallarda prensesle evlenebilme, destanlarda sonsuz yaşam, hikayelerdeki mutlu sonlar...


Ya gerçek hayatta ne olur?

Çağrıya uyup, yolculuğa çıkanlar muhakkak dönüşürler. Eğer dönüştükleri şey ÖZ’lerine yakınsa en büyük mükafatı almışlar demektir. Varolmalarının amacını, sadece varoldukları için mutlu olabilmeyi tatmışlar demektir. Etki alanları, mertebeler farklı farklıdır. Kimi işi bırakıp, çocuğunun annesi olabilme cesaretini gösterdiği için mutlu olabilirken, kimi de inandığı ülkü uğruna hayatını vakfedebildiğinde mutlu olur. Özde farkı yoktur hiçbirinin. Mesele kendin olabilme cesaretidir.


Ya da Atatürk gibi kahramanlar çıkar örneğin; inandıkları uğruna, bir devleti arkasına alıp dağları devirir, denizleri aşarlar. Milletinin ona verdiği isimle yüz yıllar boyu sonsuzlukta yaşarlar.


İşte bazı kahramanlar büyüktür, etki alanı geniştir. Yolumuzu aydınlatırlar.


SINAMA: Ödül öyle kolay kolay alınmaz. Niyeti sınar evren. “Sen niyetinde net misin? Gerçekten bunu mu istiyorsun?” diye yoklar seni. Kolaydır vazgeçmek... Ama şayet biliyorsan ne için yaratıldığını ASLA vazgeçemezsin. Kaderin seni yine yeni yeniden çağırır.


Toplumla derdim vardı, anlatmak istediklerim... Kendimi anlamaktı ilk amacım. Sonra da anlatabilmek ve ardından anlaşılabilmek... Çok büyük bir kısır döngüdür yazanlar için. Bu yüzden uzun sürdü, sürüyor maceram. Ve ben yazdıkça çok daha iyi tanıyorum kendimi. Yirmilerinde, otuzların başlarında sabırsız diye tanımlanan ben, kırkıma gelmeden koskoca bir roman yazdım, senaryosu için profesyonellerle aylarca çalıştım. Sevgili Soysal Demir ve sevgili Funda Alp o kadar minnettarım ki size. O kadar inanıyorum ki işimize...DENİZ’İN ORMANI’nın yayın tarihini ilk buradan duyuracağım. Sınanıyoruz birlikte, farkındayım. Tepetaklak olsa da dünya, ben kendime inandığım kadar BİZ’e inanıyorum. Birlikte başarmaya...


EVE DÖNÜŞ: Kahraman uzun yolculuğunun sonunda eve yenilenmiş olarak döner. Ya prensesi almıştır ya büyümüş kendini tanımıştır ya da feda etmeyi öğrenmiştir.


Benim derdim proje yöneticisi olarak çıktığım yolculuktan eve yazar olarak dönebilmekti. Sanırım hayat bana cömert davrandı. Ben de çok çalışıp hayattan aldıklarımı geri vermek konusunda elimden geldiğince emek harcıyorum. Artık sadece yazar değil, en derin ideallerini gerçekleştirme konusunda hevesli bir proje takım oyuncusuyum.


Toplumsal bilinç dönüşümü konusunda çalışıyorum sevdiklerimle. İlk proje TARIM, artık biliyorsunuz.

TARIM macerası, bir sonraki yazıda...


Not:

1) Kendime yazar diyebilme cesaretini gösteriyorum çünkü yazarak ifade eden herkes yazardır. Sevgili kardeşim eğer kendine böyle sınırlar koyuyorsan kafanda, onlardan bir an önce kurtul ve yazmaya başla.


2) Plansız, akışta yazdığımdan yer kalmadı. Anlatmak istediğim yarım kaldı ama biliyorum ki buraya kadar anlattıklarım üzerinde çalışmaya değer şeyler. Bir sonraki sefere kadar kendi şablonunu çıkart sevgili kardeşim. Göreceksin ne kadar çok şey başarmışsın hayatın boyunca. Ya da fark edeceksin aslında hangi yolculuklara çağrıldığını ve neden evet/hayır dediğini...


O zamana kadar sevgiyle kal,


BİZ’i seviyorum.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.