Yaşamımızdaki sınavlar ve görevimiz

Yaşamın yüksek zekâsına olan saygımın bir işareti olarak bu yazıda sınavları, dersleri, tekamülü, gelişimi biraz biraz anlatmak istiyorum. İlerleyen yazılarda bu alanda birlikte derinleşebilmek dileğimle...


Herkesin başına gelmiştir muhakkak!


Bazen öyle durumlar olur ki “asla yapamam, asla olmaz” deriz. Sonra hayat bize “asla” diye bir şeyin olmadığını, hayatta her şeyin insanlar için olduğunu gösterir. Büyüklerimiz “büyük lokma ye ama büyük söz konuşma” diye boşuna söylememiş, yaş ilerledikçe daha iyi anlaşılıyor. Görüşmem dediklerimizle görüşüyor, gitmem dediğimiz yerlere gidiyor, tatmam dediğimiz yemekleri yiyor ya da hiç yapamayacağımızı düşündüğümüz binbir zorluğu sevdiklerimiz için göğüslüyoruz.


Yaş aldıkça olgunlaşılabildiği gibi yaş almasına rağmen hayatın önüne getirdiği dersleri göremeyenler de var elbet! Belki onların tekamülü biraz daha yavaş ama muhakkak değişmek üzerine bir döngü var evrende...


Hayat o kadar bilge bir öğretmen ki biz sınavlarımızı veremedikçe farklı olaylarla aynı sınavı önümüze defalarca getiriyor. Adeta bizi eğitmek, geliştirmek istiyor. Fark edenler dönüşüyor. Fark etmek istemeyen, ya da bildiği alana sadece ona sağlamış olduğu alışkanlık konforundan dolayı sıkı sıkıya tutunanlarımız ise daha çok acı çekiyor. Acı bağımlılığı da sanırım böyle oluşuyor. Bu zihni ve ruhu bozan genel teamül maalesef toplumumuzda büyük bir yara.


Acıya en çok öfke, utanç, kızgınlık ve kırgınlıklar sebep oluyor. Benim fark ettiğim kollektif bir öfke var geçmişimizden bugünümüze akan! Son günlerde dönüşmeye başladığını fark etmekle birlikte temizlenmenin zaman alacağını da görüyorum.


Gelin bu sorunlu alana birlikte bakalım:

Öfke ne zaman ortaya çıkar? Giderilmeyen bir ihtiyaç var ise, o ihtiyaç bastırılıyorsa ve kişi gideremediği bu ihtiyacını başka bir şeye dönüştürerek çözemiyorsa...Psikologlar daha iyi anlatacaktır fakat kolayca anlamak için bir örnek vereyim. Yalnız kalma, kendi kendini dinleme ihtiyacının hemen hemen herkes için önemli bir alan olduğu düşünülürse belki bu örnek üzerinden gidebiliriz. Eğer bu elzem ihtiyacınız, kendinize zaman ayırma isteğiniz, içinde yaşadığınız şartlar, yaşamı paylaştığınız kişilerin size olan bağımlılıkları ya da anlayışsızlıkları yüzünden bir şekilde giderilemiyorsa bir gün elbet patlayacaksınızdır. Bundan kaçış yok! Bağırıp çağıracak kimsenin sizi anlamadığından dem vuracak ve belki de kapıları çarparak uzaklaşmaya çalışacaksınızdır her şeyden ve herkesten. Tanıdık geldi değil mi? Halbuki iletişim kurarak olası çözüm yollarını ilgili kişilerle birlikte yaratmak da bir seçimdir. Buna an’da yaratım denir.


Bir başka örnek, en önemli ve aşması daha çok çaba gerektiren ise öfkeli kimlikle özdeşleşme halidir. Eğer çocuklukta ihtiyaç duyduğunuz o yoğun anne baba sevgisini, zamanında doyasıya alamamışsanız öfke temelli tepkiler vermeniz olasıdır. Ya da kendinizle ilgili derin yetersizlikler duyuyorsanız öfkeli olabilirsiniz. Ve bunların hiçbiri sizin suçunuz değildir işin komiği, kader yolunuzdur. Bu noktada durumu kabul etmek ama bir kader kurbanı gibi hissetmemek çok önemlidir. Çünkü bu sorunlar silsilesi inanın sizinle başlamamış, sadece size ait bir kusur da değildir. Aile travmaları aktarılarak sonraki nesillere yansır. Muhakkak her ailede öfke olmasa da düşük titreşimli başka duygulara ait travmalar mevcuttur. Yeni nesiller olarak görevimiz, travmaları anlamak ve çözmektir.[1]


Hayat, sizi sınavlarına hazırlamak için türlü türlü kombinasyonlarla yeni oyunlara davet eder her seferinde. Ve siz de tekamül için fark etmekle sorumlusunuzdur. Öfke temelli davranış eğiliminizi fark edip, çevrenize ve kendinize zarar vermeye devam ediyorsanız pek de sorumluluk sahibi olan bir yetişkin gibi davranmıyorsunuz demektir. Ülkemiz maalesef yetişkin olmayı başaramamış milyonlarca bireyle dolu. Zaman zaman tam bir yetişkin gibi davranmamakta çok da sorun olduğunu düşünmüyorum bu arada! Hatta yeri geldiğinde çocuk olabilmeyi de başarmalı insan! Fakat davranışlarının, kararlarının sorumluluklarını alamayan bireyler, yetişkin olamadıkları gibi, sağlıklı yeni nesiller de yetiştiremezler.


Toplumsal olarak da sorun tam burada başlıyor...

Kendini geliştirmeyen, yeniliklere kapalı, dönüşümü reddeden bireyler sağlıksız bir toplum oluşturuyorlar maalesef. Ve de tekamül edebilmesi için önüne getirilen fırsatları da göremiyorlar gibi geliyor bana. Hangi bakış açısına, inanca sahip olursak olalım başımıza gelen şeylerin kendi ruhsal alanımızı genişletmek için bir fırsat olduğunu anlamak çok da zor olmasa gerek. Zira “her şer’de bir hayır” vardır. Dualite (ikilik anlayışı), insan anlayışı için yaratılmış üç boyutlu dünya düzeni için öğrenmeyi bu şekilde düzenler. Hiçbir kavramı “iyi” ya da “kötü” diye etiketlememeyi öğrenmemiz için biraz daha zamana ihtiyacımız var çünkü. Bahsettiğim YENİ DÜNYA, YENİ İNSAN bugünlerde tohum vermeye başlasa da tabi ki her şey gibi zamana ihtiyacı var. Yaşam, döngülerle düzenlenmiş sonsuz bir akış içerisinde ilerliyor. Zaman zaman bazı döngüler de tekrarlıyor ama asla birebir aynı senaryoyla olmuyor bu! Gerçekliğin farklı bir versiyonu aynı dersi vermek üzere önümüze geliyor, görünmeyi anlaşılmayı bekliyor.


İçimdeki ses böyle durumlarda şöyle diyor: “Her şey olması gerektiği gibi olur ve insana düşen en büyük ders “kabul ve teslimiyet” tir.


Fakat bu edilgen gibi algılanan durum içerisinde dersleri görmek, ancak kendiyle çalışmaya açık ruhlar için mümkündür ve sanılanın aksine kaderci bir boşvermişlik halinden ziyade bilinçli, aktif bir çaba gerektirir buna da tekamül denir. Külli iradeye rağmen özgür irade de burada devreye girer! Tekamül her seferinde geleni önce kabul etmeyi sonra konfor alanınızdan çıkmayı, olana uyumlanmayı gerektirir. Böylece hem kişisel hem ruhsal olarak büyüyüp gelişiriz. İnsan olmanın erdemi tam da buradadır. Dağlara, taşlara verilen ve hiçbiri tarafından taşınamayan emanet budur. İnsan olmakla yükümlü varlıklar kader yollarındaki özgür iradeleriyle geliştirebilecekleri alanları fark etmek ve geliştirmekle yükümlüdür. Ta ki BİR’e varana dek! YENİ DÜNYA böyle mümkün olacaktır.


Hep birlikte fark edebilmek dileğiyle...


[1] Kitap önerisi: Seninle Başlamadı, Mark Wolyn

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Tam da zamanında, tam da olması gerektiği yerde.. her zaman Hızır gibi.. çok güzel.. çok sakinleştirici ama aynı zamanda nasıl diye sorduran... ????????????????????????
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir çok güzel bir anlatım
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Büyük bir keyifle okudum emeğinize sağlık
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Mükemmel
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir anda yaratım güzel tabii. Fakat karşımızda anda yaratıma kapalı,hep kendini haklı gören, empatiden yoksu ise ne olacak, yazı güzel fakat gercek hayat böyle değil yada aynı frekansta değilseniz anlaşmak, konuşmak çok zor.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir zaman, mesafe ve sağlıklı sınırlar koyabilmek sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturuyor zannımca.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir BİR'e BİRLİKTE varabilmek dileğiyle...
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.