KarındAşk

Belki sevgilim rolüne büründün, belki bir dost, belki ebeveynim, belki çocuğum; belki sokaktaki kaba adam, belki otobüsteki tatlı ihtiyar... Hepsinden önce ve hepsinden öte kardeşimsin; kız kardeşim, erkek kardeşimsin...


Birbirimize hizmet için geldik buraya; bunu her daim hatırlamak kolay değil belki. Ama hatırlamadığında da kardeşimsin; hatırlamadığımda da kardeşinim.


Yaşadığımız tüm o zorluklar, tetiklenmeler, itişip kakışmalar oradan oraya sürükleyebiliyor bizi. Ama ne hissedersek hissedelim, ne düşünürsek düşünelim; ne kadar çok inanırsak inanalım ve inanmazsak inanmayalım; ne olursa olsun yine kardeşimsin benim.


Seni çok seviyorsam da kardeşimsin, öfkeleniyorsam da... Bana deli gibi çekiliyorsan da kardeşinim, beni küçümsüyorsan da, beni hiç kaale almıyorsan da... Birbirimize her ne hissettiriyor isek, daha doğrusu birbirimize dair her ne hissediyor veya hissetmiyorsak, bütün bunlar yolumuzun, yolculuğumuzun parçası... Her birimizin, birbirinden neredeyse tamamen farklı dünyasındaki tamamen farklı yolculuğunun kilometre taşları...


Evet evet, tamamen farklı! Nasıl bir perspektiften, nasıl bir deneyim süzgecinden, nasıl bir miras üzerinden, nasıl bir ilim, nasıl bir irfan ile bakıyorsam yaşama, olana-bitene, oradan deneyimliyorum dünyayı; tıpkı senin gibi. Ve birbirimize en yakın olduğumuzu düşündüğümüz an'larda ve kişilerle bile bambaşka dünyaları deneyimliyoruz aslında. Ve bu, kardeş olduğumuz gerçeğini yadsımak şöyle dursun güçlendiriyor. Tam da bu sebeple daha da yakınlaşmaya, birbirimizi anlamaya, şefkate ihtiyacımız var. Bunu yaptıkça yeşerecek sevgi; aksi takdirde olsa olsa kötü taklitleri doğarmış gibi yapacak, üzerimizden...


Sana en uzak gördüğün insana bir bak. Nesi uzak geliyorsa, nesi sende sinir, stres, kaygı, nefret ve hatta öfke uyandırıyorsa bir bak... Nasıl bu saçmalıklara inanabiliyor? Nasıl bu kötü, bencil, aptalca davranışları yapabiliyor? Nasıl böylesine zarar verebiliyor kendine, diğer varlıklara? Hisset bedeninde o nahoş duyumları. Duyumsadığın bütün bu olumsuzlukların senin zihnine, algına, anlayışına göre olumsuz olduğunu hatırla; o hâlâ kardeşin, yolunu bulmaya çalışan; muhtemelen acı çeken, zorlanan; yorgun olan...


O olmak nasıl bir şeydir acaba... Bil ki O'nun O olmaktan başka bir seçeneği yok. Tıpkı senin sen olmaktan başka seçeneğin olmadığı gibi. Ve daima hatırla ki her nasıl onun yapıp ettiği, davranışı, şusu-busu sana kötü, yanlış vs. geliyorsa seninkiler de ona öyle geliyor olabilir (genelde de öyledir).


Peki nereden biliyoruz bizim düşüncelerimizin, bizim ideallerimizin, bizim yaklaşımımızın "doğru" olduğunu? Nereden biliyoruz O'nun yanlış olduğunu?


Daha da önemlisi nereden çıkarıyoruz yanlış diye bir şey olduğunu? Kısıtlı penceremizden, kısıtlı yargılar mukabilinde baktığımızda, olanı doğru-yanlış, iyi-kötü diye adlandırıyoruz da; hangi kısıtlı zihin bilebilir, hüküm verebilir neyin hak olup neyin olmadığına?


Ya her şey hak'sa? Ya doğru-yanlış gerçekten de yoksa... Ya sadece etki-tepki ve bunun sonucunda tezahür eden şeyler, durumlar varsa?..


Hangi teraziyle ölçüyoruz adil olanı? Kimin ayarları o kadar doğru ve şaşmaz ola?


Ne dense boştur bir bakıma; insan vakti gelene kadar görmez, duymaz. Ama yine de kendi kabı, görüşü yettiğince ses etmekten, el vermekten geri tutamaz kendini, bir şeyleri bulan (bulduğunu sanan?). İşleyiş böyledir çünkü. Birileri anlamaya başlar ve bu başladığında el uzatmaktan geri duramaz kardeşlerine. Israr etmez ama, etmemelidir; yeri geldikçe davetini yineler, bazen zahiren bazen batınen ama hep yumuşakça, inceden...


Bilir ki hepsi onun kardeşi; bilir ki o hepsinin kardeşi...


Kardaşı...


Karındaşı...


Karındaşk'ı...


KarındAşk...




Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.