Çekinmek

Geçenlerde bir arkadaşım yazdı bana. Bir talebi vardı benden; biraz çekindiğini belirterek başlayıp meramını paylaşmış. Talebine olumlu bir yanıt ver(e)medim. Hâlimi paylaştım, beni duydu, konu tatlılıkla kapandı. Fakat çekinme konusu benle kaldı. Çekinmek nedir? Neden çekiniyoruz? Çekinmesek ya...


TDK'daki birinci tanıma göre çekinmek; saygı, korku, utanma vb. duygularla bir şeyi yapmak istememek, kaçınmak imiş.


Çekinmek, sanki, bir şeyi tam olarak hak etmediğimizi düşündüğümüzde ortaya çıkıyor. Birisi bana maddi ya da manevi bir şey veriyordur ve bunu hak ettiğim konusunda tereddütüm vardır. Bu durumda alma konusunda içimde çekinme duygusu oluşur. Hâl böyleyken ya almaktan imtina ederim ya da buna rağmen uzatırım elimi; verilen lokmaya, bir yudum suya ya da ilgiye, alakaya, sevgiye... Kolay değildir çekinirken almak, alabilmek...


Ya da... İçimde bir istek vardır; diğer kişi ya da kişilerden veya Tanrıdan talebim vardır. Maddi ya da manevi bir ihtiyacım vardır ve belki bana uzatılmadan ben uzanmak isterim ona doğru. Ve aynı şekilde, eğer ki tam olarak hak ettiğimden emin değilsem, içimde oluşan tereddüt çekinme olarak tezahür eder ve belki uzanmam, belki de çekinerek uzanırım o tarafa. Bu diğerinden daha da zordur doğrusu; çekinmeye rağmen talep etmek, tereddütün içinde iken el açmak, açabilmek...



"Neden çekiniyoruz?"un cevaplarından biri, biraz önce yazdığım üzere hak etmeme düşüncesi gibi geliyor bana. Eğer ki kendimizde o şeyi almaya dair hak görüyorsak çekinme katsayısının düştüğünü veya hiç olmadığını ve daha kolay alabildiğimizi; hak konusunda emin değilsek daha tereddütlü baktığımızı ve ihtiyacın büyüklüğü ve aciliyetine göre el uzatıp uzatamadığımızı; hak etmediğimizi düşündüğümüz takdirde ise elzem bir durum yoksa çekinmenin çekinceye döndüğünü ve almamayı, istememeyi seçtiğimizi söylemek isabetli bir genelleme olur umarım.


Hak konusu çok ama çok büyük bir konu. Benim veya bu satırları okuyan herhangi birinin neyin hak olup neyin olmadığını şüphesiz bir şekilde bilebileceğini sanmıyorum. Bildiğini sanabilir fakat muhtemelen bilemez. Kendi düşünce dünyası üzerinden kendi zanlarını oluşturabilir, içine doğduğu dünyanın ve sistemin kural ve kaideleri üzerinden buna dair fikir veya ezberleri olabilir ama kesin bir şekilde bilmek güç. Zira hak, -yine TDK'ya göre- adalet demek; doğru, gerçek demek; Tanrı demek... Neyin doğru olduğunu, neyin gerçekten adil olduğunu, neyin Tanrı'nın mazharı olduğunu bildiğini iddia etmek çok büyük bir lokma yemeye kalkmak demektir. Çiğnemesi, yutması, sindirmesi hiç kolay olmayan bir lokmadır bu... Bunu bilmeden atıveririz ağzımıza, o başka...


Tabii bir paragrafta birkaç kelam ettiğim hak; ciltlere, kitaplara sığmayacak bir konu, kanaatimce. Belki en azından bir ya da birkaç yazıyı buna ayırırım bir vakit...


Şimdi ise çekinmeye geri dönmek istiyorum. Özellikle bir şey talep ederken, çekinmeyi getiren sebeplerden biri de, tabii yine bence, kutsal evet ve kutsal hayır ile -ve aslında büyük resimde kendimizle- olan ilişkimizdeki tozlanmışlıklar. Bana göre, ne zaman evet ne zaman hayır diyeceğimizi bilmiyor olmamız (ki aslında bu yine hak ile ilgili) ve aynı şekilde karşımızdakinin isabetli bir şekilde doğru (hak olan) cevabı verip vermeyeceğine dair -bence haklı- güvensizliğimiz de getiriyor çekinmeyi... Çünkü kibarlık, nezaket, diğerini kırmak istememe gibi bize aktarılan, belletilen ve çoklukla safiyetten uzak olan kavramların da katkısıyla, kendimizle olan bağlantımızın her zaman çok güçlü olamadığını ve diğerlerinin de çoğunlukla benzer durumda olduğunu biliyor ve dolayısıyla gelecek olan cevabın doğruluğuna da güven(e)miyoruz.


Evet ve hayırın eşit güzellikte ve eşit kutsallıkta olduğunu idrak ettiğimizde ve gönlümüzde, özümüzde yatan cevapların ne olduklarını görmeye başladığımız takdirde ise her türlü hesaptan münezzeh olup hak olanı anbean içimizde biliyor ve cenneti yaşamaya başlıyoruz. Düşünsenize, yaptığınız ve yapmadığınız, söylediğiniz ve söylemediğiniz, evet ya da hayır cevabı verdiğiniz hiçbir konuda içinizde soru işaretinin, tereddütün zerresi yok. Bu durumda her nefesi nasıl da büyük bir ferahlıkla ve huzurla alıp vereceğimizi hayal edebiliyor musunuz? Muhasebe etmeden, düşünüp taşınmadan ve tasalanmadan, heybeye yeni yükler atmadan her an hak üzere yaşamak nasıl bir şeydir kim bilir? Hepimize nasip olsun.


Ve bunu deneyimlediğimiz takdirde çekinmek diye bir şeyin pek kalmayacağını sanıyorum. Beşeri muhasebelerin, hesap kitabın, soru işaretlerinin yerini eminlik aldıkça, attığımız ve atmadığımız adımlara dair şüpheler ortadan kalkacak ve bu durumda çekinmek de sahneden çekilecektir diye düşünüyorum.


***


Bu arada çekinmenin TDK'daki ikinci tanımı ise bir şey sürünmek olarak belirtilmiş ve şu örnekle açıklanmış: Sürmeler çekinmiş bir kadın. Bir ışık yandı buradan, hah dedim okuyunca! Ne zaman ki kendimizi sürünürüz, özümüzü çekiniriz üstümüze; o zaman hak olanla buluşmamak ne mümkün. Çekineceksek bunu çekinelim yani; kendimizi, kendimize çekinelim.


Şifa olsun, hayrolsun...



Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.