Sana "menopozlu" deseler?

Bir derdim var.

Yine.

Normal kabul edilen bir çok konuyla, kavramla, anlayışla, ezberle olduğu gibi yine bir derdim var.

Hayatın her sürecini tıbbi bir vaka olarak yaşayan günümüz toplumunda, ergenlik denilen sürecin algılanışı, ifade buluşu ve hatta yaftalanışıyla derdim var. Bugün bunu yazmak istiyorum.

Nasıl mı? Biraz uzun yazacağım. Baştan itibaren, her bir adımı nasıl anormalleştirdiğimizden başlayacağım. Sabredin. Şaşırırsınız belki.

Şöyle ki size bir tane hayat verilir.

O hayata adımınızı attığınız ilk an, doğum anı, yüzyıllardır olduğu gibi, bu dünyaya ilk memeli canlı ayak bastığı ve ürediği andan itibaren olduğu gibi, doğum vasıtasıyla gerçekleşir. Ananızdan doğarsınız.


Bu normali.


Zamanın ruhu bunu medikal bir olaya çevirir. Çeşit çeşit uzmanlar, makineler, ruhsuz odalar ile bu insan varolalı beri yaşanan deneyimi bir patolojiye çevirir. Adım adım, gizli bir dönüşümdür bu. Öyle yavaş gerçekleşir ki hiç kimse olan şeyin garipliğinin farkına varmaz.


Bir kadının, kendi bedeninden bir can yaratma kapasitesi, bir muharebe alanına döner. Doğal bir süreç anormalleştirilir. Kadın bedeninden çekinir, çocuklar uyuşturulmuş şekilde doğar, çocuk boşluğa doğar, rahim kesilir dikilir. bu normal kabul edilir. Kadının elinden doğurma gücü gitmiştir. 100 doğumdan 85'i böyledir artık. anormal olan artık norm'a dönüşmüştür. Doğum için doktor gerekir, damar yolu açılması gerekir, epizyotomi gerekir. Normal anormale dönerken, anormal norm olur.


Sonra zaman geçer...


Bebek biraz büyür, çocukluğa doğru gelir. 2 yaşına gelmeden hemen önce sağdan soldan duymaya başlarsınız: "2 yaş sendromu diye bir şey var. 2 yaş çocukları hiç çekilmezler. Her şeyi kendileri yapmak isterler. Anne-babalara hayatı zehir ederler" diye dış sesler yavaş yavaş doldurmaya başlar kafanın içini.


2 yaş; bebeğin kendisinin annesinden ayrı bir varlık olduğunu idrak etmeye başladığı gelişim basamağı; kendi kendine yapabilecekleri olduğunu algıladığı ve bunları denemeye başladığı süreç bir "sıkıntılı zaman" olarak yer eder ebeveynlerin bünyesinde.


O zamandan başlar hatta bu yazının varmaya çalışacağı yer "Ergen gibi oldu!" denir, var olma halini keşfetmekte olan bebeğe. Büyümekte olan bebeğin bir gelişim aşaması, daha kendi gelmeden adı gelerek ana-babayı başına gelecek (henüz gelmemiş) mücadeleye hazırlıyor. O dönemi nasıl beklediysen, nasıl bir tahayyül vardıysa kafanda bebeğinin 2. yaşı da öyle geçiyor... Ya onun yeni becerilerine hayret edip hayran olacak, ya da bunları sana yapılan bir şey gibi algılayıp üzerine alınıp zorlanacaksın.


Neyse ki zaman adil, bakış açısına bakmadan geçiveriyor.





Çocuklar 8-9-10 yaşlarına doğru gelirler...

İşte oralarda bir yerde "Ön ergen işte", "Ergen oldu bu"... Demeye başlıyor yetişkinler. Çocuğun her uyumsuzluğu, kendini ortaya koyuşu, her zorlanması "ahahaha ergen" söylemiyle karşılaşıyor.


Öncelikle adı "ergenlik" de olsa, "2 yaş sendromu" da bu bir büyüme aşaması; insan evladı bu aşamalara girip çıkmayı seçemez; erteleyemez, üzerinde kontrolü olmayan bir gelişim süreci bu. Ne yapsın?


Biz ana babalar onları hemencecik yaftalamaya, hoşumuza gitmeyen her davranışı "ergen olmak" ile bir tutmaya, üstüne üstlük bunu bir de yüksek sesle dile getirmeye başlarsak, çocuk ne yapsın?


Bir kaç seçenek görüyorum:


- Delidir, ne yapsa yeridir -> lafını şiar edinip iyice ölçüsüz davranabilir büyümekte olan çocuk insanı. Çünkü zaten her yaptığı ergenliğe sayılıyorsa, gayrete ne hacet?

- Bu gelişim aşamasından korkabilir, reddedebilir ve hatta konu üzerinde kontrolü olmadığı için suçluluk hissetmeye başlayabilir.

- Ana-babası, kim ise onu bu şekilde yaftalayan ondan uzaklaşabilir...

(siz arttırın seçenekleri isterseniz...)


Ergenlik denen süreç, benim tecrübeme göre zart diye başlayıp bitmiyor, temiz bir 5-10 senesi var hormonlar ve beynin yeni yapısı oturana kadar. 10 sene boyunca, her gün çocuğu parmakla gösterip "Bizim evde ergen var" mı diyeceğiz?





Peki ya hormonal durumuyla kimliklendirdiğin insan evladı bir kaç yıl sonra sana bakıp "menopozlu bu, ne yapsa yeridir" tutumuna girdiğinde ne yapacaksın? Hoşuna gidecek mi?


İnsan, bedensel süreçleriyle yargılanır, yaftalanır mı? Hayatın doğalı bu; doğuyor, büyüyor ve ölüyoruz. Çocukken çalışmayan hormonlar hayatın bir döneminde harekete geçiyor ve o sırada değişiyoruz. Hormon duygu demek olduğu için, hormonların harekete geçmesi çok şey demek olduğu için çocuk da çalkalandığı, ailesinden ayrışıp kendini yarattığı, yeni bir bedenle yeniden doğduğu bir geçiş aşamasını yaşıyoruz. Bu aşamanın kendince zorlukları ve kolaylıkları var. Normali anormalleştirmediğimizde olan bu.


Çocuğun ergenliği bir suç değil, sebep değil, sonuç da değil; bu bir süreç. Herhangi bir insanı süreç gibi konforlu ve konforsuz tarafları olan bir büyüme evresi, bu süreci kolaylıkla ya da zahmetle atlatmak mümkün; 2 yaş sendromu durumunda olduğu gibi; abartabiliriz, etiketleyebiliriz, direnebiliriz ya da akışta ve izleyişte kalabiliriz; kapasitemiz elverdiğince...







Dünyaca ünlü bir terapist var: Jesper Juul. Türkçeye çevrilmiş iki kitabı var şimdilik:

"Çocuk yetiştirme rehberi" ve "Sevgiyle hayır demek".

Benim elimdeki Almanca yazılmış kitabı: Pubertaet (Ergenlik)


Juul bilge bir adam. Olayları yaftalardan çıkarıp, derinine bakmakta, sebebi sonucu ortaya koymakta bir usta. Diyor ki:


"Aileler ergenlik yaşlarının geldiğini fark ettiklerinde paniğe kapılıyorlar. Çünkü içsel olarak biliyorlar ki artık çocuğu terbiye demeyecekler. Ergenlik, o zamana kadar kurulan ilişki bağlarını test edecek bir süreç. Eğer çocuğunla sağlıklı bir ilişki kuramadıysan, ergenlik senin için zor geçecek.

Ergenlik, ebeveyn için kontrolü elden bırakma ve, çocuğuyla ilişkisinde nereye kadar geldiğini izleyebilme vakti. Bu zamana kadar sen direksiyondaydın, çocuğun arka koltuktaydı. Şimdi sen seyircisin."


Velhasıl, insan olanı biyolojik süreciyle yaftalamayalım. Bunun sonu gelmez ve o parmak bize dönerse hoşumuza da gitmez.


Yapabileceğimiz şey, çocuğumuzun geçtiği psikobiyokimyasal süreçler hakkında bilgilenmek; kendi iç çalışmamızı yapmaya devam ederek çocuğun fırtınalı hallerde sığınabileceği bir liman olmak. Ona, olduğu ve olacağı insan için alan açmak; aramızdaki ilişkinin sarsıntılarla değişmeyecek kadar kuvvetli olduğunu manifeste eden bir davranışa sahip olmak. Hizaya sokmaya çalışmadan güvenmek. Bizden ayrılmasının kendi yaşıtlarına, karşı cinse ve hatta riskli davranışlara yönelerek kendi sınırlarını algılamasının onun sağlıklı bir yetişkin olması için gerekli olduğunu bilmek ve buna izin vermek. Sanırım, böyle...


Juul da diyor ki:


"Bir çocuğun 12, 13 yaşından itibaren tek ihtiyacı, hayatta onun "ok" olduğunu düşünen en az bir kişiden emin olmak. Bir kişi varsa sana inanan ve güvenen, hayatta kalabilirsin. Eğer iki kişi varsa harika bir hayatın olabilir."


Destek olmak isteyen ana baba, türkçede çevirisi olan şu kitaplara da bakabilir:








Yok, daha baştan başlasam iyi olur diyorsan o zaman:




Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.