Pervanelik Zanaatı ve Abraham Amcam

Hayat gayesi. Büyük söz. Valla benimki ne bilmiyorum. Şu an için tek bir gayem, çağrım varmış gibi gelmiyor. Sadece yürüyorum bildiğim yolda. Benim için doğru yolda mıyım sağlamalarından biri, diğerlerinin gözlerinde gördüğüm ışık.

Tabii bilemiyorum ne zaman, nasıl göreceğimi. Gözlemliyorum. Hangi koşullarda, kimin gözü parladı bakıyorum. Sonra o ışığı tekrar görmek için, elimden geldiğince uygun koşulları yaratmaya çalışıyorum. Karınca kararınca. Hepsi bu kadar - dediğime bakmayın, bazen yıldızların hizalanmasını beklemek gibi geliyor… Işığa aşık olmak zor zanaat.


Işık

Dört sene önce Filiz Telek’in ve Rah Nomvula’nın düzenlediği Rahmi Uyandırma inzivasında Hızır Kamp’la tanıştım. Kamptan ayrılırken eşimle, Onur’la, tekrar gelmeyi diledim. Yeni kısmet oldu dileğimin gerçekleşmesi.

“Sen şu telefonu tutsan, ben bi kayaların arkasına gidip gelsem.”


Gülümsedim ışıl ışıl gözlerini görerek. “Öyle yapacağım zaten.”

Eşimin en sevdiği şeylerden biri keçilik, onlar gibi kaya, taş üzerinde seke seke ilerlemek.

Sabah kamptakilere sorduğumuz, nereden yürüyelim sorusu, bizi araçlarla açılmış yollara çıkarınca hayal kırıklığı yaşadığını bildiğim için; “Dün gördüğümüz şelaleye gidebilir miyiz?” dediğinde hiç kaçırmadan evet dedim.

Kayanın üzerine çıkıp, ağaçların arasından bana bakarak gülümsediğinde gözlerindeki ışık artık tüm yüzüne yayılmıştı.

İşte bu ışığı insanların gözlerinde ve yüzlerinde tekrar tekrar görme ihtimalleri için yaşamak güzel.



Sezgi + Bilgi

Ankara’ya son gidişimde yeğenimle geçirdiğim gün esnasında fark ettim, ışığı görme ihtimallerini arttırmak için çalışmanın benim için iyi olabileceğini. Keza formülünü seviyorum: bilgi ve sezgiyi birleştirmek.

Bilgi ile kastettiğim kitabi bilgi değil. Kişilere dair, ancak onlarla derin bağ kurarak edinilebilecek bilgi. Mesela altı yaşındaki yeğenimin benim gibi doğayı, yeşili, ağacı, kuşu sevdiğini bilmem gibi. (Sık sık tüm çocuklar seviyor gibi hissetsem de genellemeyeyim. Çeşitlilik payımız baki kalsın.)



Yeğenim Efe, “Biz arkadaşlarımla bu ağaçlara çıkıyoruz” diye sitenin bahçesindeki ağaçları gösterdiğinde, teyzesini ağaca çıkarken görünce gözlerinin parlayacağını biliyordum.

Bahçe keşfimiz esnasında, üst dallarında beyaz kirazlar kalmış bir ağaca denk gelince, az sonra olacakları sezdim.

“Yardım eder misin kirazları toplamak için şu masayı ağacın altına çekelim?”

Heyecanlandı.

Önce benim toplamamı izledi, bana yardım etti. Bir süre sonra sordu:

“Ben de toplayabilir miyim?”

“Tabii ki de!”

Elini kirazlara uzatırken tüm yüzü ışıldadı.

“İlk defa beyaz kiraz topluyorum!”




Görsel: YES! “Destek Sistemleri” kartpostalı için yaptığım çizimin bir başka versiyonu


Kendi Olma ve Kendini Gerçekleştirme

Abraham Amca’nın (Maslow) 1960’lar ABD’sine ve sonrasında yavaş yavaş tüm dünyaya damgasını vuran İhtiyaçlar Hiyerarşisi, tepeye koyar kendini gerçekleştirmeyi. Oralara kadar gelebilmek için bilmem kaç fırın ekmek yemek gerekir. Yemek zaten hep gerekir…

Her ne kadar konunun diğer uzmanları, yıllardır bu kuramı pek çok yönden eleştirse de, özellikle basitleştirilmiş anlatımı ile, bu “gerçekte olmayan piramit” insan ve ışık severlerin, nam-ı diğer humanistlerin, kalplerinde yer eder.

İnsan Olmanın Psikolojisi’ni okuduğumda hem çok mutlu oldum, kafamda dönen bir sürü soruya cevap bulduğum için; hem de gönüllere yer etmekle kalmayıp (maalesef?) kafalara kazınmış bu kuramın, beni rahatsız edip duran “hiyerarşik” kısmının hiyerarşik bir zihinden ortaya çıktığını anlayıp azıcık üzüldüm.

Şimdi yazarak düşünüyorum, belki doğal süreçtir. Henüz kanımıza karışmış çeşit çeşit ayrımcılığın farkında değilken dünyaya gelip ömrünü tamamlamış amcamın, kendini gerçekleştirmeyi sadece başarılı bulduğu sanatçılara ve yöneticilere atfetmesi, araştırmalarını “sıradan” insanlarla yapmaması kadar doğal ne olabilir?

Halbuki gerçekte yok böyle bir ihtiyaçlar hiyerarşisi. Gerçekte olan, günümüz dünyasında tekrar tekrar şahitlik ettiğim: (kendimiz) olduğumuz her anın içinde saklı (kendimizi) gerçekleştirmemiz. Diğerlerinde gördüğüm ışık işte tam olarak bu: oluş ve yapışın, yani gerçekleştirişin, birlikteliği.

Diğer ihtiyaçlarımız karşılandığında, bahsettiğim uygun koşulları yakalamak daha kolay olabilir. Ancak şart değil. İstersek, kendimizi biliyorsak, pek tabii tekrar tekrar yaratabilir, parlayabiliriz. Mümkün!

Hoş bence özünde yegane ihtiyacımız ve birbirimize sunabileceğimiz armağanımız sevgi. Ama bu bir başka yazının konusu. :)


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.