Şehir kafası…

Gecenin bir vakti uyanıyorum, saat 4:30, yatakta dön dolaş, en iyisi kalkıp içimde dönüp duran cümleleri yazmalı. Pencereyi açıp ışığın düğmesine basıyorum, yatakta, kucağımda defterle oturuyorum.

 

Bu İstanbul gezisi içimi her zamankinden daha fazla hüzünle doldurdu. Bir yerlerden uzun süreli ayrı kalıp dönünce, değişenler daha mı fark edilir hale geliyor yoksa şehrin üzerine çullanan boğucu karmaşa daha da mı ağırlaşmış?

 

Seda’yı Beşiktaş’ta ziyaret ettiğimde birlikte Yıldız Parkı’na gitmek yıllık ritüelim haline geldi. Geçen yıl parkı ayaklandırmaya başlamışlardı dört bir yandan, tamamlanmak üzereymiş Seda öyle dedi, geçen hafta yola koyulduk hemen, daha girişte güzelim bilge çınarla başladık, göğe uzanan kollarını kesmişler, duası yarım kalmış gibi duruyor, içim cız etti, inşallah baharda fışkınları bire beş verir de böylesi radikal budanmanın acısını çıkarır. Çayır çimene oturduk, kuşların sohbetini dinledik ağaçların arasında, köpekler yanımızda uyudu. Parkta yollar-köprüler yapmışlar, bir sürü yeni bitki dikmişler, çimlerin arasında yapay adacıklar gibi duruyor, acaba yerel bitki örtüsünden kalan var mı geriye?

 

 

Ağaçlar kaçamıyorlar, bir vinçle sökülüp başka bir yere taşınmadıkça yerlerinden kıpırdayamıyorlar, o sabırlı halleriyle ne çok şeye şahit oluyorlar, dillerinden anlasak neler anlatıyorlar kim bilir?

 

İnsanı düşünüyorum; bir yerden başka bir yere gitmesi için aslında ne çok fırsatı olduğunu,  önce içinden gelmesi, adım atmak üzere karar vermesi ve seçim yapması durumunu, ne çok seçim şansı olduğunu, hâlâ eli ayağı tutarken ve nefes alıp yaşarken…

 

Şehirdekilerin daralmışlığını mı hissediyorum?

Yoksa?

 

Neredeyse 90 yaşındaki eşi, sevgili Emin amcamızın rahatsızlığında annemin yaşadığı koşturma, yüzünden okunan yalnız kalma korkusu ve gözlerindeki çaresizlik hissi, ambulans sirenine hiç benzemeyen, ilk kez duyduğum polis sireninin dayanılmaz sesiyle içimde yükselen tahammülsüzlük, sürekli her yerden gelen televizyon ve müzik sesi, annemin evinin yanında yükselen yeni apartman yapılırken yok olan tespih ağaçlarının dallarını arayan kumrularla güvercinlerin pencere önlerindeki bekleyişleri, diğer yanındaki apartman inşaatı yükseldiğinde gökyüzünün biraz daha kapanma ihtimali, etrafımda “çember daralıyor” hissi, yollarda yürürken duyduğum bölük pörçük cümleler:

 

“…üzerlerine su püskürtmüşler zavallıların, köpeklerin canı yok mu?...”

“…sen git abi bi kış geçir orada, buradaki işini de evini de kapatma, ne olur ne olmaz…”

“…köye yerleşicem ben de, otobüslerdeki gibi bi de kalorifer sistemi yaptırıcam, çalışınca ısıtıcak evi hemencik, yaşanmaz burada…”

 

Bu kez ben de daraldım sanırım. Geçen akşam sevgili Sedef ile eşi Burak’ın sevimli dükkânları Eppek’te buluştuk, sarıldık, kucaklaştık. Çemberde doğaçlama bir şekilde ufaktan daral mevzular dolandı durdu, çemberin kendi aklı var, eminim artık, vardır elbet bir şifası hepimiz için, hepimiz biraz bunalsak da. Güzel işlerle uğraşan, ışığı çoğaltmak için çalışan, birbirini hiç tanımamış olsa da karşılaştığında kucak dolusu sarmaşan kocaman bir ailenin içinde olduğumuz hissiyle doldu taştı yine kalbim. Onca çılgınlığın içinde tutunacak güzel şeylerimiz olduğu için ne kadar şanslıyız, onca yılın emeğinin meyveleri bunlar, bu güzellikleri hak ettik, nice güzel şey eyledik, söz söyledik ve inanıyorum ki daha nice güzel günler göreceğiz her şeye rağmen. Neye odaklanırsak o çoğalıyor…

 

Bir haftanın ardından kendimi yine Seda’ya attım, bu kez dışarı çıkasım gelmedi, dinlenmek istedi ruhum da bedenim de, birlikte yemek yaptık, müzik yapıp içimizdekini dışarı çıkardık, güzel müzikler eşliğinde dans ettim Seda bilgisayarla çalışırken, ohhh!

 

Metro’da bir ilan var kocaman:

“….şöyle şöyle olursa korktuğunuz başınıza gelmesin.…” deyip yine korkutmayı başarmışlar sağolsunlar, üstelik korkmaktan korkutarak… Şehir insanının yüreklerine çöreklenen korku ve güvensizliğin ilacı var Allahtan, isteyene tabii ki. İyi ki dostlar var, aile var, sarılalım, daha çok sarılalım, her fırsatta… Şifa olsun…Hayal ettiğimiz tüm güzellikler bir bir hayatımıza gelsin…

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç kez denenmelidir?
    Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç...

    Süresi : 05:14 İzlenme : 633

  • Umur Bugay ve Zeynep Bugay'la Bizimkiler ve Sevgili Nasıl Bulunur?
    Umur Bugay ve Zeynep Bugay'la Bizimkiler ve...

    Süresi : İzlenme : 420

  • Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey
    Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey

    Süresi : 03:21 İzlenme : 9032

  • Son kullanma tarihleri ne zaman bitiyor?
    Son kullanma tarihleri ne zaman bitiyor?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 3526

  • Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...
    Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...

    Süresi : İzlenme : 2181

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön