Akış…

Bazen olur ya, tam bir şey söyleyecekken birisi başka bir cümleye başlar, a diye ağzında kalır lafın, aradan zaman geçer yine hamle yaparsın konuşmaya, yine aynı şey olur, ya da telefon çalar, kahve taşar, kapı çalar filan, bir türlü söyleyeceğini söyleyemezsin. Böyle zamanlarda artık susuyorum ben, demek ki zamanı değil diyorum.

 

Benzer şekilde, tam bir şey yazıyorum, imleç bir anda başka bir yere zıplamış meğer, kelimenin ortasından girmiş, var olmayan komik bir kelime yaratmış, silip düzeltiyorum, sonra tam yayınlayacakken internet gidiveriyor. Hah işte yine evren izin vermiyor! Oturup yazdığımı okuyorum baştan, mutlaka düzeltecek bir yerler buluyorum, meğer düzgün anlatamamışım derdimi.

 

İşaretleri izliyorum, beni doğru yere ulaştırıyor.

 

Böyle şeyler küçük detaylarmış da bir de daha önemli konular varmış gibi. Daha hayati olanlar…

 

90’larda İstanbul’dan ayrılmaya karar verdiğimizi cümle âleme söylemişken ve fakat bir türlü yer bakmaya ha bugün ha yarın diye diye gidememişken, defile hazırlığını birlikte yaptığımız arkadaşımın hastalanması ve bana yardımcı olsun diye müdürümüzün başka bir departmandan transfer ettiği arkadaşın sayesinde kendimizi Bodrum Gümbet’te restoran- bar işletirken bulmuştuk mesela. Şıp diye olmuştu.

 

 Çıralı’ya ilk geldiğimizde bahçe içinde bir ev bulalım, bahçesinde de restoran yaparız hayaliyle bakındığımız yerlerin sonuçsuz kalmasını ve son anda aklımıza gelen yerin kolaycacık olmasını da bir işaret belledik, sonrası su gibi aktı.

 

Baktığımız yerlerle ilgili zorluklar çıktıkça zorlamamamız gerektiğini anlayıp bıraktık, başka bir yer aramaya koyulduk. Kiminin satıcısı nazlıydı, kiminin “varsa İstanbul paraları satarım” diyeni, kimininse “aman ha, bu adama para verirseniz gider içkiye yatırır çoluğunun çocuğunun rızkını” diye uyaran komşuları…Olmadı, vazgeçtik. Ama yer aramaktan vazgeçtik mi? Hayır.

 

 

Burayı bulduğumuzda sahipleriyle anlaşamadık önce, gidip bir daha ikna etmeye de çalışmadık, ama yılmadık, gidip geldik bu bahçeye sık sık, arkadaşlarımızı, eşimizi-dostumuzu getirdik. Kendi işimize gücümüze baktık. En çok yemeği o zaman doğaçladım, ilk dantel örneğimi o zaman çıkardım, ilk turşumu o zaman kurdum, kendimi aştım neredeyse bir sene boyunca “ne olacak, nasıl olacak” diye kaygılanmadan. Sanırım hayatımda ilk defa oluruna bıraktım. Sonunda yer sahiplerinden birinin oğlu bizi yolda durdurup arazi alıp  almadığımızı sordu, almamıştık daha, meğer ailesini ikna etmiş. Sonra da tereyağından kıl çeker gibi halloldu işimiz.

 

 

Bir keresinde, bahçeye taşınmadan hemen önce “bir yerlerde restoran açalım bari” diye tutturdum, fellik fellik dükkân arandım Kumluca’da, orası olmadı, burası olmadı derken buldum da sonunda, tam anlaşma yapacağız, yer “sorunlu” çıktı, sahibi söylememiş, ruhsatla ilgili sıkıntısı varmış mekânın. Aynı gün içinde iki ayrı kişiden de “deli misiniz siz, sokağa atacak paranız mı var, dünyanın en güzel yemeğini yapsanız tutmaz burada bu işler” mealinde yorumlar alınca baktık olacak gibi değil, vazgeçtik o işten, gözümüzü karartıp buraya taşındık. Olduğu kadar dedik, her şeyi tam olsun diye bekleyene kadar yolda düzülsün göç. İşaretler burayı gösterdi. Ve kolayca taşındık…

 

Peki ya ben nerede ısrarcı olacağım nerede vazgeçeceğim? İkisinin arasındaki farkı nasıl ayırt edeceğim?

 

Hayatımı toptan değiştirecek bir karar aldığımda ya da benliğimi genişletecek, hizmet etmeyi sürdürmeme yardımcı olacak bir yola girdiğimde ısrarcı –hadi şuna azimli diyelim- olacağım demek, sonunda kapılar açılıyor, kolaylaşıyor yol, ama daha tali yollarda durum farklı, çıkmıyorsa çıkmıyordur, vazgeçebilirim olmuyorsa. 

 

Sonradan anladık ki hayırlı olan kolaylıkla oluyor, oradan anlaşılıyor kader yolumuz nereye akacak. Ve tutununca değil bırakınca oluveriyormuş bir şeyler.

 

Şimdilerde yine “bilinmezlik” sularında gezinirken bildiğim şey çok sabırlı olduğum. Sabrınsa sonu selamet. Kendimi hayatın kollarına bir kez daha bırakıyorum. Deniz mevsimini açmama daha var. O zamana kadar ben iyisi mi denizin üzerinde sırtüstü yatmış, kollarımı iki yana açmış, yüzüm güneşe doğru, suyun altından kumlarla dalgaların dansını dinlerkenki halimi hayal edeyim sık sık.

 

Teslimiyet!

 

En sevdiğim!

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey
    Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey

    Süresi : 03:21 İzlenme : 6940

  • Son kullanma tarihleri ne zaman bitiyor?
    Son kullanma tarihleri ne zaman bitiyor?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 2141

  • Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...
    Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...

    Süresi : İzlenme : 1676

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 25942

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 5925

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön