İstanbul'a güzelleme...

Doğduğum şehre döndüm yine. Uçsuz bucaksız gibi görünen gri gökyüzünden payıma düşen kadarını aldım; yoluma devam ediyorum…Ne zamandır ilk defa güneşle karşıladı beni kış günü.

 

Sevdiklerim burada; ailem, arkadaşlarım, sanal dünyadan tanışlarım. Onları göreceğim ve bazılarıyla ilk kez kucaklaşacağım için heyecanlıyım.

 

İçime işlemiş bu şehri bırakıp gittiğimde o kadar çabuk uyum sağladım ki doğaya, ben bile şaşırdım. Kedimizden bir farkım yokmuş meğer! Veterinere götürmek üzere kucağımda taşıdığım kedim, sokağa adım atar atmaz araba sesi, trafik gürültüsünden korkup, üzerime Garfield gibi yapışır, can havliyle tepeme çıkmaya çalışırdı. Ürkerdi dış dünyadan…Aynı kediyi Çıralı’ya götürdüğümüzde onu kucağımdan bıraktığım ilk anı hatırlıyorum: Yine ürkek bakışlarla sağı solu seyredip atlayıvermişti kucağımdan. Çimenlerin arasında temkinli üç beş adım…ve sonra hoooop, gözden kaybolup araziyi keşfe koyulmuştu. Biz doğaya nasıl uyum sağlayacağını düşüneduralım, o bunu kolaylıkla başarmıştı. Kendi doğası buydu.

 

Uzunca bir süre, yaşadığım yerden İstanbul’a her gelişimde sesler ve ışıklar fazla gelirdi de kaldığım evlerde perdelere siyah bezler asar, gözlerime birşeyler sarardım uyuyabilmek için. Karanlıkta ve sessizlikte uyumaya öyle alışmıştım ki. “Tevekkel şehirdeyken uyku sorunum varmış; bundanmış meğer,” derdim. Şimdi bu evreyi de geçirdim. Artık şehre geldiğimde ne trafikten, ne gürültüden ne de ışıklardan şikayet ediyorum. Kaldığım odalarda da mışıl mışıl uyuyorum. Şehirle kavgalıymışım o zamanlar, küsmüşüm ona. Şehrimin en güzel korulukları binalarla işgal edilmiş, küçüklüğümde  yaz geceleri mahalledeki komşularımızla sohbet ede ede yürüdüğümüz, büyüyünce sevgililerimizle  buluştuğumuz çay bahçeleri otellere dönüşmüş, sevdiğimiz yerler birer birer ellerimizden kayıp gitmiş diyeymiş isyanım.

 

Şimdi artık ne isyan ne de küslük var. Hayatı ve getirdiklerini olduğu gibi kabullenme dönemindeyim. Deli gibi gazete okuyan, siyaseti yakından takip eden, radyosuz gün geçirmeyen ben, artık bunlarla ilgilenmeyi bıraktım. Kendimi kuşlar gibi hafif hissediyorum. O kadar güzel şeyler oluyor ki etrafımda; şimdi onları yaymaktan, paylaşmaktan, heyecanla anlatmaktan keyif alıyorum. Pek çok şey gibi, onlar da paylaştıkça çoğalıyor.

 

Şehir artık  başka türlü bir şey olmaya başladı benim için. Geçici bir süreliğine buradayım; sonra yine köyüme, ormanıma döneceğimi biliyorum. Şehirden başka türlü besleniyorum artık. Sanki şarj olup geliyorum;  biriktirdiklerimi harcıyorum da başka türlü doluyor içim bu kez. Yeni bağlantılar, yeni girişimler, başka türlü paylaşımlar, şehirdeki “can”larımla birlikte bambaşka anlamlar yüklüyor belleğimdeki “şehir” kavramına.

 

Yine de, şehrin her türlü nimetlerinden yararlanıp hiçbir şeyde aklım kalmamış bir halde gittiğim için olsa gerek; şehirde özlediklerim –sevdiklerimden başka tabii- vapurda içilen çay, yanında yenilen çıtır simit, denizin başka türlü kokusu, ve şehrin günbatımı manzaralarından ibaret. Ahhh bir de o erguvan zamanları, at kestanelerinin görkemli çiçekleri ve pembe tomurcuklu manolya ağaçları. Onlarla başladı hep bu aşk! Özlesem de hâlâ var olduklarını bilmek içimi avutuyor.

 

İlkokulda en sevdiğim arkadaşımın izini kaybetmiştim. Bende kalan fotoğraflarının arasında bir de vesikalık olanı vardı ki biraz eskir gibi olunca seloteyple yapıştırmışım; yıllardır bakar dururdum. Rüyalarıma girerdi zaman zaman o çok sevdiğim tatlı kız. Adını da ezbere biliyordum bunca zamandır. İnternet hayatımıza girdiğinden beri adını yazıp izini  aradım hep ama nafile…Bulamadım. Taaaa ki iki ay önce Facebook’ta şu mesajla karşılaşana kadar: Ayşe, ben Nişantaşı’ndan arkadaşın……, senden cevap bekliyorum.” Aynı isim! Ama soyadı başka...

 

Hemen fotoğraflarına baktım bir ümit, acaba o olabilir mi diye. Birkaç fotoğraf sonra çukur çenesinden tanıdım onu! İşte yıllardır aradığım arkadaşım!

 

Oleeeeeeyyyy!!!!! Hey güzel Allahım! Beni ona kavuşturdun, çok şükür. Şimdi artık kucaklaşma zamanı...Bu yazı yayınlandığında ben canım arkadaşımın boynuna sarılmış olacağım...

 

Ey İstanbul,  bu armağanı vermek için yıllarca beklettin beni. Olsun! Ben ümidimi hiç kaybetmemiştim ki zaten. Sabırlıyım, başka sürprizlerin de varsa  ben hazırım... Haberin olsun. Herhalde seni yeniden kabul etmemi bekledin kendini bana açmak için. Ben seni sevmekten hiç vazgeçmedim ki...

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 17021

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4369

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 6934

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8428

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1426

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön