Ben hiç vazgeçmedim, hep denedim anne.
Ama sanki hep geriden geldim.
Sanki hep geride kaldım.
Yerleşmeye çalıştım.
Kendime, evime, yaşama...
Dışımda parlayan ışığı
derinlerimden
buldum,
buldum,
çıkardım.
Işık,
gün gelip
içimde daha derine saklandığında
derinlere daldım...
Aradım, buldum, yine çıkardım ışığımı.
Önce şefkati aradım.
Oğul doğurmuştum, ona şefkat sunmalıydım.
İçimde bulamadığımda dışımdan destek aldım.
Yollar yürüdüm ve iç topraklarımda yeşerttim şefkati.
Taze yeşertiyi topladıkça ellerime sürdüm.
O ellerle salladım oğlumun beşiğini.
O avuçlarla kucakladım onu.
Göğsüme yatırdım, gerdanımda uyuttum.
Oğlum, muradım, yavrum...
Sonra içim savaş alanına döndü anne.
Dış dünyanın savaşı iç topraklarıma yansıdı.
İç topraklarımın savaşını dışarıya taşırdım.
Şefkatim kendime yetmedi anne.
İç topraklarımda yaralar açıldı.
Zeytinyağlı merhemlere ihtiyacım vardı.
O vakitlerde merhametle tanıştım.
Merhamet, gerdanımda sonsuz bir güneşin yaşadığını hatırlattı.
Güneşi avuçladım...
Avuç avuç güneş,
avuç avuç merhamet merhemleri süründüm.
Merhametçe konuşmayı seçtim.
Seçtim anne.
Barış için konuşmayı,
Merhamet için dönüşmeyi seçtim.
Zamanlardan bir zamanda;
Dış dünyadaki savaşlardan bir savaştı.
Babam fidan aşılıyordu.
Bahçemizdeki bir ağacın dalından aldığı yaşamı diğer ağacın dalına aşılıyordu.
Zamanlardan başka bir zamanda;
İç topraklarımdaki savaşlardan bir savaştı.
Savaşım sürerken sen yürüyordun.
Durmuyordun, yürüyordun anne.
Adımların çoğaldıkça cildin parladı, saçların uzadı, güneş çehrene yayıldı.
Seni izledim, yürümeyi öğrendim.
Şimdi ben
içimde ve dışımda
ne vakit savaş tamtamları yükselse
Merhametin ve barışın filizini başka başka ağaç dallarına aşılıyorum.
Yürümeye devam ediyorum.
30.03.2026 / Yağmurlu bir İstanbul sabahı.
O ağaçlar büyüyor gelişiyor, çevresine nefes, huzur ve şifa oluyor. Özledik sizi❤️