Merhabalar bu yılın ilk köşe yazısı ile karşınızdayım. Konumuz çok önemli. Biliyorsunuz ki hayatım boyunca fizik tedavi ve rehabilitasyonla ayakta kaldım. Yalnızca bedenimi değil, umudumu da bu sayede korudum. Yazdığım kitaplarla, kurduğum cümlelerle hep şunu anlatmaya çalıştım: Engellilik geçmez ama ihmal edilirse ağırlaşır.
Son günlerde konuşulan bir düzenleme var ki, insanın aklına bile getirmemesi gereken türden:
Özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon hakkının yaş sınırıyla kısıtlanması. Bunu duymak bile ürkütücü. Çünkü rehabilitasyon bizim için bir “destek” değil, yaşamın kendisidir. Yürümek için Konuşabilmek için… Ağrıyla baş edebilmek için… Bağımsız kalabilmek için… Ve en önemlisi, hayatta kalabilmek için.
Engellilik yaşla bitmez. Tam tersine, yaş ilerledikçe ihtiyaç artar. Kaslar daha çabuk zayıflar, ağrılar çoğalır, hareket kabiliyeti azalır. Yani rehabilitasyonun kesildiği yaş, aslında en çok ihtiyaç duyulan yaştır.
27 yaş sınırı demek şudur: “Buraya kadarmış.” Bu, açıkça söyleyemeyenlerin dolaylı cümlesidir. Bu, engelli bireyi sistem dışına itmenin başka bir adıdır. Bu, yavaş yavaş ölüme terk etmektir. Bizler lütuf istemiyoruz. Bir ayrıcalık da talep etmiyoruz. Sadece elimizde olan bir hakkın geri alınmamasını istiyoruz.
Sosyal devlet, en çok desteğe ihtiyacı olanı korur. Eşitlik, herkese aynı şeyi vermek değil; ihtiyacı olana gereğini sağlamaktır. Engelli bireyleri yaşa takmak, ne sosyal devlete yakışır ne de insanlığa. Bizi yok sayıyorlar. Ama bilsinler ki biz buradayız. Sessiz kalırsak, saymamaya devam edecekler. Konuşursak, belki birileri utanır. Belki birileri durur ve düşünür.
Ben yazmaya devam edeceğim Çünkü biliyorum: Hayata tutunmak için verilen bu mücadele, bir yaşla sınırlandırılamaz.
Herkese engelsiz bir ay diliyorum…