Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

"Diyabet hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler nelerdir?" Doç. Dr. Kamil Başköy, diyabet hastalarının oruç tutması hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Ramazan ayının büyük bölümünün yine yaz ayına denk gelmesi açlık ve susuzluk süresinin oldukça uzun sürmesi nedeniyle özellikle risk gruplarındaki hastaların sağlığında olumsuz sonuçlar yaratabilir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken noktaları Emsey Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Kamil Başköy cevapladı.

 

Diyabet hastaları Ramazan ayına nasıl hazırlanmalıdır? Sıcak ve uzun süren oruç saatlerinde nelere dikkat etmelidirler?

Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabetik hastalar bu isteklerini, kendilerini takip eden hekime Ramazan ayı başlamadan önce bildirmeleri gerekir. Çünkü her hastanın ayrı ayrı değerlendirilmesi, tedavi ve beslenmesinin Ramazan ayı boyunca ayarlanması ihtiyacı vardır. Yaz günlerinde sıvı kayıpları, şeker düşüklüğü ya da yüksekliğine karşı daha fazla dikkat etmek gerekir. Sağlık açısından olumsuzluk yaşamamaları için, şeker seviyesi düzensiz olan, yakın zamanda şeker düşüklüğü veya yüksekliği komasına girmiş olan, çoklu doz insülin tedavisi kullanan hastalar ile gebe diyabetiklere oruç tutmaları önerilmemelidir. Buna karşın oruç tutmakta ısrarlı olanların doğabilecek sonuçlardan haberdar olması ve bu süreci daha güvenli bir şekilde nasıl geçirebilecekleri konusunda bilgilendirilmeleri gerekir. Tedavileri ise mutlaka kendilerini takip eden hekim tarafından ayarlanmalıdır.

 

Hangi hastalara oruç tutmaları önerilmez?

  • Kan şekeri sık sık normalin altına (60-70 mg/dl altına) düşenler,
  • Hipoglisemiyi (kan şeker düşüşü) fark etmeyen hastalar,
  • Kan şekeri düzensiz- iyi ayarlanmamış hastalar,
  • Böbrek-kalp ya da karaciğer yetersizliği olan hastalar,
  • Gebeler
  • Yalnız yaşayan (özellikle yaşlı) diyabetliler,
  • Çeşitli sebeplerle diüretik (idrar söktürücü) tedavi altında olan diyabetliler,
  • Çoklu doz insülin tedavisi uygulanan hastalara oruç tutmaları önerilmez.

 

 

Diyabetik hastaların oruç tutarken hipoglisemi ataklarından korunmak için dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

Tıbbi tedavi olarak kullanılan insülinler ve yanı sıra insülin salgılatıcı ilaçların hipoglisemi etkisi yaşanmaması için dozları ayarlanmalıdır. Ramazan bittikten sonra, önceki dozlara geri dönülmelidir. Mümkün ise takip eden hekim tarafından aşırı şeker düşüşü (hipoglisemi) yapmayan ilaçlar ile tedavide değişiklik yapılmalıdır. Aşırı sıcaklarda uzun süren sportif faaliyetlerden uzak durulmalı, güneş battıktan sonra mümkünse iftardan 1-2 saat sonra hafif tempolu yürüyüş öenrilmektedir. Yaz aylarında günler daha uzun olduğundan, kahvaltının yerini tutabilmesi ve kan şekerini dengelemesi açısından sahur, mümkün olduğu ölçüde geç yapılmalıdır. Diyabet hastalığında bireyin, beslenme tedavisinde uzmanlaşmış diyetisyenin kontrolünde beslenerek, tedavisini düzenleyen hekiminin de önerilerine harfiyen uyması büyük önem taşımaktadır. Oruçlu diyabet hastaları, mutlaka gün içerisinde daha sık şeker ölçümlerini yapmalıdır. Eğer kan şekeri 70 mg/dl altına inerse ya da tam tersi 300 mg/dl üzerine çıkarsa, hayati risk yaşamamaları için, orucu bozmaları önerilmelidir.

 

Öğün sayısına getirilecek düzen nasıl olmalıdır?

Ramazan ayında oruç tutan bireyler için öğünler iftar ve sahur olmak üzere 2 ana öğüne inmek durumundadır. Bu nedenle tablet şeklinde alınan ilaçlar ya da insülinlerin günlük kullanım dozları buna göre ayarlanması gerekecektir. Oruçlu diyabetiklerin sahur öğününü atlamamaları, mutlaka sahura kalkmaları kan şekeri dengesinin sağlanması açısından kritik önem taşımaktadır. Sağlıklı bir Ramazan ayı geçirmek ve oruç tutmak isteyen her birey gibi, diyabetikler de erkenden yemek yiyip sahur yapmadan yatmamalıdırlar. İftarda fazla yiyip, yeterli miktarda gıda depoladığını düşünen bir diyabetlinin kan şekeri, bu durumda daha da artabilir.

 

Oruç tutan bir diyabetlinin beslenmesi nasıl planlanırken nelere dikkat edilmelidir?

Bir diyabetli oruç tutmayı istiyorsa asla sahuru atlamamalıdır. Sahurda kahvaltı tarzında beslenmeli, mutlaka iki dilim çavdar ya da kepekli, çok tahıllı ekmek, az tuzlu ya da tuzsuz peynir ve zeytin (fazla tuz susama hissini artırır) ve yumurta yenmelidir. Kahvaltıda mutlaka bol miktarda yeşillik, domates, salatalık, biber, havuç gibi zengin bir salata menüsü olmalıdır. Glisemik indeksi düşük, uzun süreli tok tutan kuruyemiş grubu besinler alınabilir, meyve kan şekerini yükseltebileceği için alınmamalı ya da sınırlı alınmalıdır. Bol su tüketmek çok önemlidir. İftarda bir anda yemeğe yüklenmek, uzun süreli açlık döneminden sonra birden fazla miktarda yemek yemek kan şekerinde ani yükselme oluşturabilmektedir. İftar sofralarında aşırı yağlı ve karbonhidratlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Salata ile vücudun ihtiyacı olan mineral, vitamin ve sıvı desteğinin sağlanması önemlidir. Meyve tüketimi aşırı miktarda olmamalı, diğer yiyecekler gibi mümkün olduğu kadar yavaş çiğnenmelidir. Yürüyüş, yemek sonrası kan şekerinin düşmesine yardımcı olur, bu nedenle iftardan 1-2 saat sonra 30-60 dakika süren, orta/hafif tempolu bir yürüyüş uygun olacaktır.

 

 

Sahurda alınan insülin ve/veya şeker ilaçları, tansiyon düşürücü ilaçlar, kalp hastalıklarına yönelik ilaçlar, iftar saatine kadar etkilerini koruyabilir mi?

İlaçların etkileri açısından herhangi bir sıkıntı beklenmez. Ancak sahur ile iftar arasında uzun bir açlık dönemi olduğundan, ilaçların etkileri sonrası sıkıntı yaşayabiliriz. Örneğin hipoglisemik etkileri fazla olan insülin salgılatıcı ilaçlar ve insüline çok dikkat etmeliyiz. Yine sıvı kaybı yapabilen, böbrekten şeker atılımını artırarak etki gösteren ilaçlara karşı da Ramazan ayında olumsuz etkileri için dikkat edilmeli, gerekirse değiştirilmelidir.

 

Diyabete eşlik eden kalp ve tansiyon yüksekliği olan hastaların oruç tutarken sıvı ve tuz dengesi nasıl sağlanmalıdır?

Diyabetle birlikte kalp ve hipertansiyon hastalığı olan hastalar da diğer diyabetikler gibi yukarıda bahsettiğim şekilde beslenme ve sıvı alımına dikkat etmelidirler. Bu hastalarda uzun süre sıvı kaybının (dehidratasyon) yaratacağı etkilere özellikle dikkat edilmelidir. Sıvı kaybı ile tansiyon değerlerinde düşüklük, böbrek fonksiyonlarında bozulmalar, konsantrasyon yeteneğinde bozulmalar, koma, şuur kaybı görülebilir. Bunun yanında şeker seviyelerinde de bozulmalar ortaya çıkabilir. Sıcak havanın etkisi ile sıvı kaybına bağlı belirtiler daha da şiddetli seyredebilir. Bunun için Ramazan ayında hastalar diğer zamanlara göre daha fazla şeker ölçümü yapmalıdırlar.

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön